Tarih: 05.11.2022 13:20

Ulusalcıya sesleniş: Çelebi’ye, Feyzioğlu’na kızma o kadar, bir gün sen de…

Facebook Twitter Linked-in

Bir fikri bağnazca savunmanın, o fikri eleştirenlere kesintisiz ve mutlak bir öfke duymanın birçok nedeni olabilir. Fakat biri var ki ‘say’ deyince hemen aklımıza geliverenlerden değildir: Görünüşte nefret ettiğine içten içe bir eğilim duyma, sempati geliştirme… Böyle tarif edebilirim.

Öyle bir eğilim ki kendimizden bile gizlemeye çalışırız, aklımıza gelince kovmak isteriz ve sadece kendimizin bildiği bu duyguyu, aman anlaşılmasın diye sertlikle boğarız. Görünüşte o fikrin en büyük düşmanıyızdır, kendimiz de inanırız buna, ama ah o içten gelen, engelleyemediğimiz itki…

Görünüşte nefret ettiğine içten içe duyulan eğilim ne kadar güçlüyse, ona bağlı ‘aman anlaşılmasın’ korkusu ne kadar güçlüyse, onu reddederken başvurulan sertliğin dozu da o kadar yoğundur.  

Yani: Karşındakine hak veriyorsun fakat bunu söylemeye cesaretin yok; işte senin yüzde yüz haklı, karşındakinin yüzde yüz haksız olduğunu haykıracağın bir pozisyon… Oysa itiraz ettiğin fikre içten içe bir eğilim duymasan bu kadar celallenmeyeceksin, çok daha sakince savunacaksın düşüncelerini…

Bir zamanların en amansız, en sert, en radikal iki ulusalcısının; Metin Feyzioğlu ile Mehmet Ali Çelebi’nin iktidarla kurduğu yeni ilişkiye karşı ulusalcı cenahtan gelen yoğun tepkiler bana bunları düşündürttü.

Bu noktada kendi hayatımdan bir tecrübeyi de aktarmak isterim… Gençlik yıllarımda dahil olduğum bir siyasi gruptan uzaklaşıp başka bir grubun üyesi olduktan sonra yeni grubumuza çeşitli siyasi gruplardan katılımlar olmaya başlamıştı. Yukarıda aktardığım davranış biçiminin somut bir örneğini o geçişler sırasında yaşadım. Eski arkadaşlarım arasında bize (yani yeni grubuma) en uzak olanlar, ona en sert eleştirileri yönetenler, daha mülayim olanlardan daha erken bir tarihte katıldılar bize. Hatta bir ara katılım-toto gibi bir şey bile oynamaya başlamıştık; en sert olanların en çabuk katılacağı varsayımıyla tahmin yürütüyorduk ve pek az yanılıyorduk.

Düşünceler yakınlaşmışsa, düşmanca duygular yavaş yavaş törpülenir ve sonra vuslat gerçekleşir

Gençlik yıllarımda yaşadığım bu tecrübede mesele basitti: Düşünceler (ki hepsi yanlışmış) birbirine yaklaşmıştı ve o noktadan itibaren vuslatı engelleyen yegâne şey duygulardı; onun da törpülenerek azalması ve vuslatı engelleyen unsur olmaktan çıkması sadece bir zaman meselesiydi.

Bu iktidar artık milliyetçiliği ayakları altına almış, dünyaya açık bir iktidar değil. Başladığı noktadan tam tersine evrildi, yani ulusalcıların-milliyetçilerin yanına geldi. Dolayısıyla onların iktidara yaklaşmalarında ya da katılmalarında garipsenecek bir şey yok. Senin için en önemli şey özgürlük ve demokrasi değilse, hattâ özgürlük ve demokrasiyi dünya görüşünün temelini oluşturan şeylere bir tehdit gibi görüyorsan, bunun en güçlü savunucusuna yaklaşmanda beis yok.

Bakın şu habere:

“Eski İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal, baro seçimlerinde kendisinin de mensubu olduğu Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu’nun başkan adayı Filiz Saraç’ın, İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu (İMAG) mensuplarından aldığı destekle seçildiğini açıkladı: ‘Seçim kazanmak uğruna etnikçi, mezhepçi, alt kimlikçi anlayışlarla bir araya gelmekte sakınca görmeyenlere geçit verilmemiş olması değerlidir. İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu’nun sorumluluk duygusu ve fedakârlıkla grubumuza oy verdiği anlaşılmaktadır.’ Seçim sonucunu milliyetçi avukatlar Çırpınırdı Karadeniz’i söyleyerek kutladı.”

Ulusalcılar bu sözleri nedeniyle Ümit Kocasakal’a tabii ki kızmadılar, fakat o yarın ikinci Metin Feyzioğlu olursa çok kızacaklar. Bu, tutarlı mı?

Yani: Ulusalcıların günümüzün AK Parti’sine yaklaşmasında hatta ona katılmasında anlaşılmayacak bir şey yok. Tutarlı ve doğru.

Ulusalcı: “Herkesi kendin gibi sanma, AK Parti’yle muhabbetini (muhabbetinizi) unutmadık, biz liboş değiliz, pozisyonumuz sağlam ve değişmez”

Sevgili ulusalcı, eminim ki yazı boyunca aklında hep ben ve benim gibilerin (hadi daha açıklayıcı olsun diye “yetmez ama evet”çilerin diyelim) bir zamanlar AK Parti’ye verdikleri destek vardı. Aklından hep “Sen kendine bak; AK Parti’yle muhabbetini (muhabbetinizi) unuttuk sanma” falan gibi cümleler geçti.

İşte ben de tam bunu söylüyorum sevgili ulusalcı. AK Parti bir zamanlar bizim savunduğumuz fikirlere yaklaştı diye destekledik, istedik ki o yolda yürümeye devam etsin, o yoldaki siyasetini derinleştirsin… Sonrasını biliyoruz, ağzımızın payını aldık ve sonra ‘Reis’ sizin fikirlerinize yaklaştı. Yani diyorum ki şimdi de sizin desteklemenizde bir çelişki yok, yani Feyzioğlu’na, Çelebi’ye o kadar da kızmayın, tutarsız değil tercihleri ve zamanla siz de o yola girebilirsiniz.

Diyebilirsin ki, Erdoğan o zaman takiye yaptı sizi uyuttu, şimdi de takiye yapıyor ama biz yutmayız! Eh, o zaman sana diyeceğim söz kalmıyor, ama bil ki bu ‘sağlam duruş’unun siyasetle bir ilgisi yok.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —