Orta Asya-Kafkasya Enstitüsü ve İpek Yolu Çalışmaları Programı Ortak Merkezi'nin kıdemli araştırmacısı ve"Türkiye Neden Otoriter: Atatürk'ten Erdoğan'a" kitabının yazarı Halil Karaveli, ABD Başkanı Donald Trump'la Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın arasındaki ilişkinin Erdoğan’a "Türkiye’nin ulusal çıkarlarını ABD ile eşgüdüm içinde ilerletme fırsatı" sağladığını ve bunun Cumhurbaşkanı'nı jeopolitik bir aktöre dönüştürdüğünü yazdı. Karaveli, uluslararası düzenin Trump'ın ikinci dönemiyle geldiği güce dayalı ve liberal olmayan durumunun Türk muhalefetinin önüne zorlu sınavlar koyduğunu anlattığı makalesinde Cumhuriyet Halk Partisi'ne (CHP) uyarılarda bulundu. Karaveli'ye göre CHP milliyetçi ve ulusal gücü önceleyen gündemi öne çıkarmazsa seçmenlerin Erdoğan'a kayması riskiyle karşı karşıya.
Washington merkezli köklü dış politika Foreign Policy'deki "Trump, Türkiye'de Otoriterlik ve Milliyetçilik Mantığını Güçlendiriyor" başlıklı yazısıyla Karaveli, ABD Başkanı Donald Trump'ın ikinci döneminin dış politikaya bakışının Türkiye iç siyasetine nasıl etkileri olduğunu ve muhalefetin bu atmosferdeki pozisyonunu değerlendirdi.
ABD Başkanı Trump’ın "içeride otoriter bir gündem izlerken dışarıda diktatörleri benimsediği hakkında çok şey yazıldığını" ifade eden Karaveli, bu eleştirinin Trump'ın "küresel düzeni otoriterliğin mantığını bizzat güçlendirecek şekilde nasıl yeniden yapılandırdığını tam olarak yansıtmadığını" savundu.
Trump'ın dış politikaya bakışının sonuçlarının Türkiye'de "üzücü bir açıklıkla görüldüğünden" bahseden Karaveli, Türkiye'yi "güç temelli uluslararası düzensizliğinin başlıca yarar sağlayıcılarından biri" olarak nitelendirdi.
"Milliyetçilik güçlendirilmezse Türk seçmenler yeniden Erdoğan'a yönelecek"
"Erdoğan bir yandan ABD’yi sert biçimde eleştirirken diğer yandan Trump’a yakınlaşmış, aynı zamanda anarşik ve liberal olmayan bir dünyada Türkiye’nin dayandığı ulusal gücü şahsında somutlaştırmıştır," diye yazan Karaveli, "Türkiye’de muhalefet ise terk edilmiş liberal düzene yönelik idealist bir inançla hareket etmekte ve Erdoğan’ın milliyetçi dış politikasını bırakma sözü vermektedir," diye ekledi.
Karaveli, muhalefetle ilgili olarak "Milliyetçiliği yeniden değerlendirip daha da güçlendirmezse, Türk seçmenler yeniden Erdoğan’a yönelecektir." öngörüsünde bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kendisini "Türkiye’nin bölgesel ve küresel güç olma hedeflerinin vücut bulmuş hali olarak sunduğunu" yazan Karaveli, şöyle devam etti:
"Uzun süredir büyük güçlerin hâkim olmadığı çok kutuplu bir küresel düzeni savunuyor ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerine atıfla 'Dünya beşten büyüktür' diyor."
Maduro'nun kaçırılması ve Barış Kurulu
Ankara'nın bu vizyon doğrultusunda ocak ayının başında ABD güçleri tarafından kaçırılarak görevden alınan Venezuela Devlet Başkanı Nicholas Maduro'yla güçlü ilişkiler geliştirdiğini hatırlatan Karaveli, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum'un olayın ardından “Emperyalist saldırganlığa karşı güç temelli mücadeleden başka seçenek yoktur” dediğini vurgulayarak şu yorumda bulundu:
"Aynı zamanda Erdoğan, çıkarlarına hizmet ettiği durumlarda ABD ile iş birliğine istekli, Trump’ın yanında konumlanan bir müttefik gibi de hareket etti. Bu nedenle danışmanı emperyalist saldırganlığı kınarken, Erdoğan’ın kendisi Maduro operasyonuna yönelik herhangi bir eleştiri dile getirmekten kaçındı"
"Erdoğan'ın jeopolitik bir aktöre dönüşmesine yardımcı oluyor"
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ocak ayı sonunda ABD Başkanı Trump'la yaptığı telefon görüşmesine ve NATO müttefiklerinin çoğu reddetse de Trump'ın Barış Kurulu'na katılma davetini kabul etmesine vurgu yapan Karaveli, "Erdoğan’ın Trump ile kurduğu ilişki, Türkiye’ye ulusal çıkarlarını ABD ile eşgüdüm içinde ilerletme fırsatları sağlıyor," diye yazdı.
"Bu fırsatçı yaklaşım, Erdoğan’ın Türkiye’yi Orta Doğu ve Balkanlar’dan Afrika ve Orta Asya’ya kadar askerî ve ekonomik güç yansıtabilen önemli bir jeopolitik aktöre dönüştürmesine yardımcı oluyor," diyen Karaveli, "Eleştirmenler tarafından emperyal bir yanılsamanın ifadesi olarak küçümsense de Türk nüfuzunun genişlemesi ulusal bir gurur kaynağı ve bugünün belirsiz dünyasında Erdoğan için tartışmasız bir avantaj." yorumunda bulundu.
"Muhalefetin 'güvenilir ve istikrar sağlayıcı Türkiye' mesajı karşılık bulmayacak"
Bu tabloda Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) tutumunu da değerlendiren Karaveli, CHP'nin cumhurbaşkanı adayı ve Mart 2025’ten bu yana tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu'nun "Batı'ya taviz vermeye hazır olduğu yönündeki iddialara karşı daha kırılgan" olduğunu yazdı.
İmamoğlu'nun “daha demokratik bir Türkiye’nin parçalanmış bir dünyada daha etkili, güvenilir ve istikrar sağlayıcı bir güç olacağını” savunduğunu anlatan Karaveli, şu yorumlarda bulundu:
"Bu söylem doğru olsa bile bugün karşılık bulmayacaktır. Türk seçmenler ve Batılı siyasetçiler açısından bu yaklaşım artık eski moda bir tını taşıyor; demokratik değerlerin yayılmasının küresel uyumu getireceğinin beklendiği küreselleşmenin önceki dönemine ait idealist bir argüman gibi görünüyor. Jeopolitik rekabetlerin arttığı bir dönemde, demokratik Türk siyasetçiler Batı’dan destek gördükleri yönündeki görüntüyü bile kaybetmiş durumda."
CHP'nin bu pozisyonuyla yeni kazandığı seçmenleri de kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğunu yazan Karaveli, 2024 yerel seçimlerinde partinin Erdoğan'a oy veren muhafazakâr tabana seslendiğini vurguladı.
Daha da çarpıcı olan, CHP’nin yeni kazandığı seçmenleri de kaybetme riskiyle karşı karşıya olması. Sosyal demokrat muhalefet partisi 2024 yerel seçimlerini kazandı ve Erdoğan’ın muhafazakâr tabanına nüfuz etti. Parti, 1977’den — genel seçimi son kez kazandığı yıldan — bu yana ilk kez Türkiye’nin birinci partisi haline geldi ve anketlerde hâlâ dar da olsa önde görünüyor.
"Ulusal gücün koruyucusu olabileceğine dair güven veremezse seçmen Erdoğan'a kayar"
Karaveli, İmamoğlu'nun tahliye edilmemesi durumunda muhtemel Cumhurbaşkanı adayı olarak CHP lideri Özgür Özel'in "ekonomik sıkıntılara rağmen seçmenlere ulusal gücün koruyucusu olma konusunda cumhurbaşkanıyla boy ölçüşebileceğine dair güven verememesi durumunda" muhafazakâr seçmenin yeniden Erdoğan’a yöneleceği öngörüsünde bulundu.
"Gücün ve zorun belirleyici olduğu Trump’ın dünyasında seçmen nezdinde karşılık bulacak olan liberalizm değil, milliyetçilik olacaktır," diyen Karaveli, "CHP’nin otokrasiye karşı mücadelesi, ülkenin çıkarları için mücadele edeceğine dair seçmeni ikna edemezse zayıflayacaktır. Güncel kalabilmek için Türk muhalefeti, demokratik Batı’ya olan inancını terk etmeye ve Erdoğan’ın Türk gücü vurgulu söylemini benimsemeye zorlanacaktır." ifadelerini kullandı.


