Türkiye’de sol ve solun genel karakteri

Mustafa Kafadar yazdı;

Türkiye’de sol ve solun genel karakteri

Türkiye’de sol; psikopatolojik olamamışlıktır. Ferdi yaşamda hiper-liberal, kamuda sosyal demokrat, lüzumu halinde faşist, güç karşısında mandacı, cemiyette anarşist, kazanırken kapitalist, harcarken sosyalist, kriz anında devletçi, güçlüyse totaliter. Türk solunun psikozu budur.

Türkiye’de solculuk denilen şey esasen Batılılaşmacılık ve Kemalizm’dir. Bizim için sol; gayri İslami, Batıcı, kendi milletinin değerlerinden utanan, Batı’ya benzemeye çalışanların görüşüdür.

Solun neticesi; hastalıktır, çarpıklıktır, kimliksizliktir, bunalımdır, tatminsizliktir, huzursuzluktur, yıkımdır, parçalanmışlıktır, olmamışlıktır, aşağılık kompleksidir, çözümsüzlüktür.

Solcu tiplerin akınıyla ve alakasıyla, solcu olmayan bir hareket kolaylıkla solcu bir hale veya en azından solcuların hedefine hizmet eder hale getirilebilir, öyle ki solcu hedefler hareketin orijinal hedeflerinin yerine geçer veya onu değiştirir. Zira sol, güç imajından nefret etse de yaşamak için kendini besleyecek güce ihtiyaç duyar.

İktidarı veya gücü eline geçirene kadar şikâyet ettiği, eleştirdiği, nefret ettiği her şeyi, kendi iktidarında canla başla ve her gün yeniden sebepler ve bahaneler üreterek uygular. Gücü ele geçirene kadar yaptığı tek şey politik doğruculuktur. Siyasi tarihimiz, bu söylediklerimizin defalarca yaşanmış örnekleriyle doludur.

Özgürlükçü, eşitlikçi söylem kısa vadede fayda verir gibi gözükse de 50 yıllık tecrübe göstermektedir ki; bu dil dönüştürücüdür.

Bu dönüştürücü dil; hem sağcı ve İslamcı, hem başka başka parti, vakıf, dernek, enstitü, kadın kuruluşları, meslek örgütlenmeleri vs. etiketleri altında dindarların yaşama biçimlerini ve dini hassasiyetlerini kendi elleriyle yok ettiren ve Dîn’i/dindarlığı, seküler/liberal anlayışla aynı zeminde bir araya gelebilen bir yaşayış haline getiriyor.

Müslüman hassasiyetiyle liberal/seküler anlayış aynı zeminde bir araya gelebilir hâle getirilince; her iki taraf da siyasi işbirliklerinde kendisine ait olanları pazarlık esnasında feda edilebilirlikleri olan birer meta olarak görmüş oluyor.

“Biraz sizden, biraz bizden” formülü, esas itibariyle sizden/sizin Müslümanlığınızdan anlamına geliyor ve sadece bu anlama geliyor. Çünkü liberalizm kendisine muarız olan bütün anlayışları, içerisine sızıp, bozup, çalışmaz hale getiren; gücünü bu bozucu karakterinden alıyor. Karşı tarafın nelerden fedakârlık ettiği/edeceği Müslümanları inanç ve fikir zemininde hiç ama hiç alakadar etmez, ki fiili zeminde de onlar açısından bir fedakârlık da asla söz konusu değildir, olmayacaktır.

Liberallik/sekülerlik/solculuk gibi bütün Batılı anlayışlarla buluşmalar sonucunda denklik hali ortaya çıkıyor. Denklik pazarlığa açıklık getiriyor. Halbûki İslam’ın hiçbir şeyi pazarlık konusu edilemez.

Solu reddederken maksadımız sağcı olmak değildir. Sağcılık da, tıpkı solculuk gibi bir Batı uşaklığı çabasıdır. Solculukla farkı, solculukta milleti daha doğrudan rahatsız eden bir dil varken, sağcılık kimi yerde dindar bir dil kullanan, solculuğa göre daha az entelektüel fakat yine Batı’nın hizmetinde olan bir görüştür.

***