Tarih: 27.09.2021 18:00

Türk Olmayan Bir Türkçü: Ziya Gökalp -2-

Facebook Twitter Linked-in

Şakir Diclehan yazdı;

Daha önceki yazımızda “Türk Olmayan Bir Türkçü: Ziya Gökalp” konulu yazımız ile bilgi vermiş ve yazının sonunda, “sürecek” notu ile topu bu haftaki yazıya atmıştık. Konunun önemine binaen meseleyi enine boyuna inceleyerek bu konuda yazmayı sürdürüyoruz.

Osmanlının, bir politik mesele olarak ele alması ve gündeme taşıması gereken “İslam Birliği” tezi konusunda çok geç kalmıştır. Başı sıkışınca ancak son bir çare olarak bu teze başvurmuştur. İkbal ve rahatlık günlerinde akla getirilmemiş olan bu politik tez, işlerin ters gitmesi ve devletin gerileme trendine girmesiyle beklenen sonucu veremeyeceği çok açıktı ve nitekim öyle de oldu.

Cumhuriyet döneminde, İslam birliği düşüncesinin köküne kibrit suyu dökülerek havaya uçurulmuş olan bu girişim, ulus devlet düşüncesinin ortaya atılmasıyla unutulmaya terk edilmiştir. Ulus devlet teorisinin önemli mimarlarından olan Ziya Gökalp, rejimin gayr-i resmi ideoloğu olarak ortaya çıkmış ve kendi tezini kabul ettirmeye çalışmış ve başarılı da olmuştur…

Gökalp, lisede okurken, iki hocanın etkisi altındadır. Dr. Yorgi ve ünlü bilgin Mehmet Ali Ayni…  Ziya Gökalp, İstanbul’da Mehmet Ali Ayni’den gördüğü derslerde tarihin nasıl muhakeme edileceğini öğrenmiştir. Fakat lisenin 7 yıla çıkarılması üzerine Gökalp, buradan ayrılmak zorunda kalmıştır… Toplumun yaşadığı sıkıntıların üzerinde bıraktığı izlerin yanı sıra ekonomik imkânsızlıklar nedeniyle İstanbul’a veda eder. Ailesinin evlilik baskısı ve ruhundaki tatminsizlik nedeniyle bunalıma sürüklenir ve 1894 yılında intihar girişiminde bulunur. Kaynaklar, intihar nedeni olarak, Hocası Dr. Yorgi Efendi’den aldığı felsefe eğitimi ile ailesinden, özellikle amcası Hasip Efendi’den aldığı dini telkin ve eğitim arasında yaşadığı çatışmayı göstermektedir.

Gökalp’ın hayatındaki önemli kilometre taşlarından biri de, İttihat ve Terakki’ye tanışması ve bu cemiyete girmesidir. Ziya Gökalp, 1908’de İttihat ve Terakki’nin Diyarbakır, Van ve Bitlis heyetlerinin müfettişliğine atanır. O dönmede birçok konuda olduğu gibi bu cemiyette de müfettişlik önemli bir görevdir.  İttihat ve Terakki tarafından 1909 yılında Selanik’e gönderilince bu cemiyetteki ikbal günleri de başlamış olur.

Gökalp, 1912 yılında o günlerde Darü’l-Fünûn olarak adlandırılan İstanbul Üniversitesi’nde dersler vermeğe başlar. Bu dönemde düşüncelerinde bir değişiklik meydana gelir ve kalbinde taşıdığı Kürtlük sevgisi, yerini Türklüğe bırakır. Arapların ifadesiyle: “Geceleyin Kürt olarak uyudum sabahleyin Türk olarak uyandım.”  

Türk Kahramanı”nı Yeniden Yazmak

 Ziya Gökalp’in önemli politik çıkışlarından biri de “Politik Övgü Şiirler” yazmaya başlamasıdır. Ziya Gökalp’in Enver Paşa, Talat Paşa ve Mustafa Kemal için yazdığı politik övgü şiirlerinde tasavvur edilen “Türk Kahramanı” idealinin temasına odaklanır.

Ziya Gökalp, 1915 yılında İttihat ve Terakki iktidardayken, bu fırkanın (partinin) önde gelenleri arasında yer alan Enver Paşa ve Talat Paşa için “Türk Kahramanları”na ithafıyla övücü şiirler kaleme almaya ve yayımlamaya başlar.

Bu şiirlerin edebi değerden çok politik amaçlı şiirler olduğu görülür. Ziya Gökalp’in şiirleri, hakikat ve ideoloji arasında edebî bir derinlik oluşturmak ve ifade etmekten uzak, salt ideolojik bir öznenin söylem  şeklinde biçimlenir ve kurgulanır.

“Bir kalpsinki tereddütsüz, şüphesiz,

Bir rûhsun ki irâdeli, imânlı!

Sen olmasan ihtimâl ki şimdi biz,

Kalacaktık Avrupa’da bühtânlı…

 Herkes me’yus iken sendin ümitvâr,

Bu millete ancak senden ümit var……

 Gökalp, Enver Paşa’yı tereddütsüz ve kuşkusuz bir kalbe benzetir. Millete can veren, bir an bile tereddüt etmeden aldığı kararlarla Osmanlı’nın Avrupa’daki şanını kurtaran imanlı ve iradeli bir ruhtur. Kalp ve ruh aynı bedende aynı kişide birleşmiştir onun nezdinde… Onun dışında kalan herkes, devletin geleceğinden ümitsizken Enver Paşa’nın umutları, Turancılıkla ilgili hayalleri, herkesin ümidi olur… Şiirin devamında Gökalp, Enver Paşa’nın tereddütsüzlüğünü ve bunun nedenlerini daha açık bir şekilde dile getirir:

“Mağlûp idik, sen etmedin tereddüt,

Dedin: “Bu il yine galip olacak.,,

Ordumuza yaptın ânî teceddüt,

Dedin: “Biziz harbe tâlip olacak.,,

Siyâsette ittifaklar dokudun

Yedi Çar’a birden meydan okudun.”

 Ziya Gökalp’in Enver Paşa için yazdığı şiirde övgünün geneli böyle bir bağlamda sürüp gider… Şiir, Enver Paşa’nın cüretkâr kararlarına ve komutanlığına dayanarak işlenir.

Enver Paşa’nın başı çektiği birkaç ismin Almanya’yla gizli bir anlaşma yaparak ittifak yapması ve Osmanlı’nın I. Dünya Savaşı’na girmesi, Gökalp’in paşayı kahraman ve cesur olarak görmesinin altında yatan nedendir.

Osmanlı ordusunun Balkan Savaşı dâhil olmak üzere üst üste başarısız sonuçlar almasına rağmen Enver Paşa, meclise, yani parlamentoya danışmadan, hatta Cemal Paşa’ya dahi haber vermeden harbe girmeye talip olur. Almanya’yla ittifak yapmak, çarlığa meydan okumak anlamına gelir. Şiirin devam eden bölümünde Gökalp, bu denli gözü kara olan paşanın ilahî bir güce sahip olduğunu dile getirir:

“Biz hepimiz şüphelerin içinde

İken, vardı sende büyük itmi’nan,

 Arş’tan sana yâ ilâhî bir müjde

Verilmişti, yahut kudsî bir fermân..

 Biliyordun nedir Hakk’ın murâdı.

O imânla açtın büyük cihâdı…”

Enver Paşa’nın kendine güveni ve çevresine yaydığı güven duygusu, tüm şüpheleri ve karamsarlığı siler süpürür. Çünkü onun aldığı kararlar, Tanrı’nın ilahî müjdeleri, kutsal fermanlarıdır.

İlahî müjdeleyici olan Enver Paşa, tanrının ne istediğini bilir ve bu doğrultuda hareket eder. Osmanlı, I. Dünya Savaşı’na girdiğinde halifelik makamı aracılığıyla tüm Müslümanları cihada davet etmiştir Enver Paşa. Gökalp, tüm bunları, Enver Paşa’yı ulvî kavramlarla överek şiirleştirir. Şiirin son bölümü bu minvalde kurulan övgüyle devam eder:

 “Tarih diyor: “Bütün büyük fâtihler

Milletleri gibi Hak’tan mülhemdir.”

Bugün halk da senin gibi mübeşşer,

Yalnız sana vâzıh ona müphemdir:

 Semâlardan gelen gizli Hak sesi

“Türkler artık kurtuluyor!” müjdesi…”

 Gökalp, Enver Paşa’yı tarihin büyük fatihleriyle bir tutar ve onlar gibi Enver Paşa’nın da Tanrı’dan ilham aldığını söyler. Tarihe kazınmış kahramanlar gibi halkına “mübeşşer” yani müjdelenmiş, gelecek güzel günleri vadeden kutlu ve seçilmiş bir kişidir Enver Paşa… Halkın bilemediği, göremediği, gökten gelen Tanrı’nın gizli sesini duyan, ilahî müjdeyi bilen kişidir o… Milletin kurtuluşu, Tanrı tarafından onun varlığında müjdelenmiştir. Şiir, Gökalp’in Enver Paşa üzerinden kurguladığı kurtuluş müjdesiyle biter.

Ziya Gökalp, Enver Paşa için yayımladığı şiirden yaklaşık 20 gün sonra çıkan Tanin’inde, bu kez Talât Paşa için yazdığı bir şiiri “Türk Kahramanları II” başlığıyla yayımlar.

Ziya Gökalp’in şiirler aracılığıyla Enver Paşa ve Talat Paşa için kurguladığı dâhilik, korkusuzluk, kurtarıcılık, mübeşşerlik, millî babalık, birleştiricilik gibi epik kahramanlık nitelikleri ve şiir öznesinin ideolojik söylemleri, Mustafa Kemal için yazılan şiirlerle birlikte yeniden yazılmıştır.

 

Kaynak: Farklı Bakış




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —