Tarih: 10.04.2023 15:20

Topraktan Sofraya; Mehmet Kurtoğlu Şiiri

Facebook Twitter Linked-in

Modern Şiir, Şiirin Ne'sidir?

Sanatı ortaya çıkaran birçok saik var. Bunlardan bazılarını baz-temel çıkış noktası almak gerekiyor. Bu gereklilik ilgili sanat eseri-ürünü üzerine söz söyleyebilme alanı açıyor bize. Bu alanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Şiirin de neticede konuşulmasını, kendisi gibi çevresinin zenginleştirilmesini, insanın zenginliği-zenginleşmesi olarak görüyorum.

Kişinin kendi beninin derinlikleriyle bağlantı kurması, o derinlikten yüzeye çıkarmayı başardığı-kotardığı bazı değerlerle kendini gerçekleştirmesi, kendisinin kemale erişmesinden çok şiirini tekemmül etmesi üzerine pek çok cümle kurmak gerekir. Bunun için güçlü bir gerekçemiz var elbette: Modern şiir… Modern şiir mesele olunca informel şiire inmek gerekiyor. Formel şiir olsa meselemiz, mesela Halk şiiri, Divan şiiri gibi, belli kalıplar ve mazmunlar üzerinden değerlendirme yapmamız işimizi kolaylaştırırdı. Modern şiirin, şiire dair nerdeyse bütün sınırları zorlayan hatta aşan tavrı söz konusudur.

Modern şiirde anlamın örtülü oluşu, hatta özellikle gizlendiği gerçeği hep söylenegeldi. Bunu örneklemek için Necatigil'in şu cümlesi önemli bir tespittir: "Modern şiirin biraz da okuyucu tarafından doldurulması gerekli boşluklar taşıdığını, böyle bir şiir tecrübesinden geçmemiş kimselere bunların biraz katı ve kapalı geleceğini kabul ediyorum". Modern şiirin belirli form ve içeriğinin olmadığı her eserde yeni form ve içerik oluşturulduğu gerçeği şu iki cümleyi de şart koşuyor: öncelikle bu durum bir sonuç olup sanatçı daha çok bu duruma zorlanmış durumdadır, siyasi ve sosyal şartlara bahane gerekir. İkinci olarak da modern şiirin okurla mesafeli durma özelliği, şiirimizde en çok eleştirilen yönlerden de olmuş fakat modernizmin akılcı dayatması neredeyse tüm sosyal yapı hatta ülkelerde sanatçının gelenekle ve değerlerle bağını koparma hususunda mesafe alamamıştır. Tanzimat dönemi sanatçılarının 'toplum cahil, batıyı-medeniyeti biz öğretmeliyiz' bakışı içinde hem topluma yaklaşırken onun değerlerini önemseme ve sadece aklı temel alma hususunda ikilemde kalmaları söz konusudur. Hatta çok ilginçtir, modern şiirin en ilginçlerinden olan Ece Ayhan 'yaşayışlarına, dünya görüşlerine, beğenilerine, seçmelerine, tarih anlayışlarına vb tüm değer yargılarına ve değerlendirme itiyatlarına tamamen karşı olduğu insanlarla hiç bir ilişki kurma niyetinde olmadığını, çünkü bu okur kitlesiyle bağlantı kurmanın toplumun atan nabzını tutmak anlamına gelmediğini' savunmaktadır. Ona göre, 'toplumun gerçek nabzı yol kesimlerinde, sokaklarda, evlerde ya da kenar mahallelerde ("sözgelimi Ümraniye'deki ya da Samandıra'daki pazar güreşlerinde") atmaktadır. Ancak, toplumun bu kesimi henüz bu şiirleri anlayabilecek hazırlıkta olmadığından, hâlihazırdaki bir şiire filmin yarısında girer gibi giren okuyucuların yargılarına da ilgi duymadığını' belirtmektedir. Bunu şiirin sosyal yönü açısından tehlikeli buluyoruz elbette. İsmet Özel bu tehlike için; 'Modern şiirde şair, okurun şairliğini kabul etmelidir. Bunu yapmadığı vakit okuruna ulaşamaz. Çünkü modern şiirin okuyucusu, şairin duygu dünyasına hakim olan ama şiir yazmayan yarım şairdir. Modern şiirin istemi, okurun isteminin gerçekleşebilmesi için kendini geri çeker. Fakat bu şiir, her okuyucuya kendini vermez.' Demektedir.

Modern şiirin itiyadından farklı olarak bütün paradigma yıkıcı özelliği ve geleneğe yaklaşan yanlarıyla postmodern sanatı görüyoruz. Belirsizlik ve merkezsizlik paradigması… İlkesizlik ve kuralsızlık üzerine kurulu bir bakış açısı bu. Gerçekliğin Platon'dan beri sanatla sorunlu olduğu açıktır. Postmodern her ne kadar sorguluyor olsa da o gerçekliğin dünyasındadır (Hutcheon, 2020). Modernizmin sanata bakışını anladıktan sonra, onun akılla kurduğu bileşimi (Gerçeklik, etik, evrensellik, hukuk vb) yapı bozumuna uğratıp sorun haline getirme işleminin adına postmodernizm diyebiliriz. Postmodernizm; modernizmin homojenlik fikrine karşıdır. Hatta modernite dine karşıt bir pozisyonda durmuş ve dinin yerini dolduracak olgu olarak bilimi koymuştur. Ancak bilim neden sorusuna cevap veremediği için eksik kalır.

Modern şiiri bir dönem olarak görürseniz, yüz elli yıl içinde, şairlerin hemen hepsinde, izlek olarak, insanlığı ve tabiatı hatta bu iki temin açılımlarını görürsünüz. Bunun elbet sebepleri var. Şiirde bu duygunun uzandığı yer, ontolojiktir. Bunu fıtrat olarak değerlendirebiliriz. Fıtratın iyiliğe meyilli olduğu; akıl, sevgi, hakikati araştırma, hayrı önceleme, şerden kaçma, yaratıcılık ve tapınma gibi manevi nitelikleri olduğu bilinmektedir. Şiiriyetin de bunları kapsadığı malumdur. Şair de dolaylı şekilde varlığını tanımlarken şiiriyet tanımı yapar. Çünkü varlığın görünür kılınışı, aslolanın, özün şiirde yansımasıdır. Bu özün sahici oluşu ve gücü, şairi kalıcı şiiri oluşturan düşünceyi aramaya zorluyor. Sahih şiirin kapısı… Bunun açıklaması şudur: bilinç bir aura gibi kuşatır şiiri. Bu bilinç, imgeye yüklenir ve şiirin sürekliliğini, tüketilemeyişini ve kalıcılığını da sağlar.

Keşke Toprak Olsaydım

Mehmet Kurtoğlu velut bir kalem. Şiir, inceleme, deneme, biyografi, belgesel, roman ve tiyatro dalında onlarca eseri var. Son şiir kitabı Keşke Toprak Olsaydım (Kurtoğlu, 2022) Mart 2022'de Çıra Yayınları'ndan çıktı.

Kitabın kapağı, kahve tonlardan siyaha çalan "kara toprak" ifadesini çağrıştıran sade bir tasarım. Arka kapakta kitaba ad veren şiirden bir bölüm var: "Gecenin karanlığı / Güneşin aydınlığı / Başlatır İbrahimi arayışı / Sormakla açılır kapısı gerçeğin"

Arka kapaktaki metin parçasının bu kısmını şairin arayışına, şiirden muradına bir kaynak olması için aldım. "İbrahimi arayış"… Bu arayışın çözülen bir sosyal yapı açısından dikkate alınması gereken bir değer olduğunu düşünüyorum. Çünkü Hz İbrahim'i aramak da, onun aradığını aramak da bizi insan kılacak özellikler.

Bu kitap, hem şairin önceki şiir kitaplarından seçmeler içeriyor, hem de 2000'li yıllarda yazılan şiirleri. Bu durumun izini sürmek için şiirlerin altında yazan tarihlere bakmak yeterli. Kitaba adı veren şiir "Keşke Toprak Olsaydım" 1996 tarihini taşıyor. Şairin bu şiiri, belirttiğimiz üzere "İbrahimi arayış" kapsamında yazdığı ve şiirin adını doğrudan "Kuşkusuz biz insanın önceden yapıp ettiklerini karşısında göreceği ve inkârcının, "Keşke toprak olsaydım!" diyerek dövüneceği gün…" ayetinden (Nebe 40) aldığını ifade edebiliriz. Bu örnek, Modern sanatın inancı aklın karşısında değersiz addetmesine karşın, postmodern sanatın bu algıyı yıkmasına bir örnektir. Kitabın devamında da peygamberler tarihi, Kuran-ı Kerim ve Mezmurlar gibi kutsal kitaplardan atıflar var. Şairin gelgitleri, insani çatışmalar üstüne kurulu. Sevgi-nefret, öfke-merhamet, şehvet-nedamet, dünya-ahret arasında sıkışan duygu durumları… Toprağa sığınma isteği, ahrette münkirlerin pişmanlıkla anlatılan halini, müminlerin ise dünyanın haline bakıp bakıp hayıflanmalarını içerir.

Eserin içeriğine bakınca bir tür Kısas-ı Enbiya'dan söz etmek mümkün görünüyor. Kısas-ı Enbiya "Peygamberlerin hayat hikâyelerini ve tebliğ faaliyetlerini anlatan eserlerin genel adı." (ŞAHİN, 2002). Kısas-ı Enbiyâ klasik edebiyatta en zengin türlerindendir. Kaynağı; Kur'an ve hadislerdir. Kaynağın önemine istinaden kaynaktaki kıssa anlatım durumuna bakalım: "Kur'an-ı Kerim'in 1328 ayetinde üçü (Zü'l-karneyn, Lokman, Uzeyr) ihtilâflı olmak üzere yirmi sekiz peygamberin kıssası anlatılmıştır. Bu oran Kur'an'ın % 28.84'üne tekabül etmektedir" (Karataş, 2013). 28. Surenin (Kasas) 84. Ayetine baktığımızda da "Kim bir iyilikle gelirse ona bundan daha hayırlı karşılık vardır; kim de bir kötülükle gelirse o kötülükleri işleyenler yalnızca yaptıklarının karşılığını görürler."açıklamasını görüyoruz. Keşke! İle başlayan cümleler kurmak için orada hak var! Kitaptaki ilk şiir olan "Keşke Toprak Olsaydım", bazı peygamberlerin hayatına telmihlerle, gönderme ve imalarla oluşmuş. İbrahim, Yakup, Yusuf, Davut, Eyyüb, İsmail, İsa gibi peygamberler ve onlara yapılan atıflar üst yapıyı oluşturuyor, dünyanın cehenneme dönmüş halleri, insani zaaflar, doğu-batı arasında (İçimde çan çalar ezan işitilir) kalmışlık, haramdan kaçmaya çalışmak, aşk, teslimiyet temaları altyapıyı. Şu mısraları almak şairin "insan" meselesine bakışına açıklık getirecek ve sanırım meramımızı anlatmak için ideal olacak: çağın sorunuyum / çözülürsem çağ çözülür / insan çözülür / hayat çözülür. Bunları yaşarken de Keşke Toprak Olsaydım ayetine tutunuyor şair. Bu bizim şiir yolculuğumuzun bin senelik kısmındaki önemli birikimlerimizdendir. Şair bu birikimi hep sahipleniyor, hem ona eklemleniyor.

Mehmet Kurtoğlu şiirini birikim ve kültür şiiri olarak adlandırmak mümkün görünüyor. Şiirlerin büyük kısmı, peygamberler tarihi ışığında yazılmış. Başta peygamberimize ithaf olan "O ve Ben" şiiri inanca yaslanarak neler olabileceğini açıklıyor: "Anlatabilsek onu / ne sorular / ne sorunlar çözülür." Nuray Alper bir yazısında Mehmet Kurtoğlu şiirini ve yönelimlerini özetlemiş: "Pek çok şiirde ilk insan Âdem babamızdan itibaren İbrahim, İsmail, Yusuf, Eyüp peygamberlere telmih var. Diğer taraftan "Aliya" şiiriyle Bosna, "Caharkale" ile Çeçenistan, "İçimdeki Dünya" ile Endülüs ve Bosna, Cezayir ve Tunus, Afrika ve Çeçenistan, "Savaşın Şehitleri" ile Kudüs, Bağdat, Mekke, Medine, "Çöl İklimi" ile mahzun beldelerin dirileceği güne beslenen umudu okumak mümkün. Hülasa şairin mazlum İslâm coğrafyalarının çığlığını hissettirmeye yönelik şiirler her biri; bir öfkeden koparcasına sese bürünen bir isyan…" Mehmet Kurtoğlu'nun şiirleri için şu değerlendirme de önemli: "kitaba aldığı çalışmalar hangi açıdan bakılırsa bakılsın çağın eleştirisi diyebileceğimiz ürünler." (Alper, 2022)

Mehmet Kurtoğlu şiirlerinde hayata ve inanca dair pek çok mısra kuruyor. Bu konuların eleştirisini yapıyor. Fiiliyata geçemeyen fikirlere yönelik, kırsal-kent ikilemi ve "cübbeye sıkışan din" özelinde eleştirel bakışını sürdürüyor. Şekil-içerik sorgulaması yapıyor. Kadın, özlem, aşk, inanç, çocukluk, doğu-batı arasında kalmışlık, coşku, şehir izlekleri üzerinden eleştirel tavrını sürdürüyor.

Sonuç

Mehmet Kurtoğlu şiirlerinin birikim ve kültür şiirleri olduğunu söylemiştik. Bu kapsamda, birikimimizi oluşturan önemli isimleri şiirize ettiğini görüyoruz. Rabia, Eyüp peygamber, Nietzsche, Hayyam, Dostoyevski, Shakespeare, Kafka, Rimbaud, Kazancakis, Camus gibi doğudan ve batıdan pek çok filozof ve şaire ya direkt ya da dolaylı olarak değiniyor. Bu değinileri "İbrahimi arayış" bağlamında değerlendirmek mümkün.

Keşke Toprak Olsaydım eserinde Mehmet Kurtoğlu şiirinin otuz yıllık seyrini görmek mümkün. Bu seyir, sürekli yükselen bir ivmeyi ortaya koyuyor. Bunu 1993 şiirleriyle son dönem şiirlerinden örnekler vererek görebiliriz. 1993 şiirlerinde daha coşkulu, düz ve sert bir söyleyiş hâkim: "Cübbeye sıkışmış din / tersine dönen saat / yarım yamalak yaşam / tam-takır bir çelişki"(Yorgun-1993). "Sevmek / adamaktır kendini / İsmail gibi" (Sevmek-1993). "Uzun yaşayan adamlar görüyorum / şiir söylemiyor ama tütün içiyorlar / dert edinmiyorlar ölümü" (Ölüm-2018). "Ben bu şehrin evlerinde büyüdüm / çardağı görse utancından yıkılır balkonlar" (Bu Şehir-2019). "Mezarlıkta kaybettik ölüleri / kapı, ada, parsel / adresler belli / ölen gitti ecele / işe yetişmek için / gömüyorlar acele" (Corona Günlerinde Ölmek-2020). 1993'ten 2020'ye şiirdeki değişim-gelişim bariz şekilde ortada duruyor. Özellikle Corona Günlerinde Ölmek şiirinden aldığım metin parçasındaki son üç mısra durumu anlatmaya yetiyor.

 

Kaynakça

Alper, N. (2022, 7 25). https://www.milatgazetesi.com/yazarlar/kitap-molasi-xxiii-keske-toprak-olsaydim-2584/.

Hutcheon, L. (2020). Postmodernizmin Poetikası. Ankara: Hece.

Karataş, A. (2013). TÜRK-İSLAM KÜLTÜR VE EDEBİYATINDA. Diyanet İlmi Dergi , 49 (3).

Kurtoğlu, M. (2022). Keşke Toprak Olsaydım. İstanbul: Çıra.

ŞAHİN, M. S. (2002). https://islamansiklopedisi.org.tr/kisas-i-enbiya.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —