Tarih: 01.06.2022 15:20

Toprak, Altından Değerlidir

Facebook Twitter Linked-in

Geçtiğimiz hafta Dünya Çiftçiler Günü vesilesiyle tarımsal alanda yaşanan sorunlar gündeme taşındı ve devletin tehlikenin farkına varıp bütüncül bir politika üretmesi yönünde değerlendirmeler yapıldı. Zira verimli topraklara sahip olan ülkemizde tarımsal üretim kapasitesi giderek azalıyor ve dışa bağımlılık artıyor.

Fiyatlar hızla yükseliyor ve temel gıda maddelerine ulaşım zorlaşıyor.
Toplumların hızlı bir değişim halinde olduğunu ve teknolojinin bu hususta etkin rol oynadığını ifade eden Gerhard Lenski pek de haksız sayılmaz. Zira teknolojiyi hedeflerini gerçekleştirmek için bir araç olarak kullanan küresel kapitalist sistem toprağın, suyun, havanın tabiatını bozdu ve dünya kaynaklarını tüketerek yoksullaşmaya sebebiyet verdi.

Etnik ve mezhepsel çatışmalar üzerinden birbirlerini vurmaya çalışan Müslümanlar ise tarımın hayati bir mesele olduğunu göz ardı edip incir çekirdeğini doldurmayacak meselelerle meşgul olmaktalar. Siyasi ve ekonomik alanda emperyalist sisteme entegre olan Müslüman toplumlar esareti kabullenmişler, içinde bulundukları rehavetten uyanıp neler yapabiliriz diyemiyor ve bu konuda etkin bir adım atamıyorlar…
İnsanın toprakla ünsiyeti Hz Adem ile başladı ve tarım toplumların kaderini belirleyen etkin bir güç olarak varlığını sürdürdü. Hayatımız için elzem olan ata tohumları ve toprağın kullanımı nesilden nesle aktarıldı ve tarımsal gelenek devam etti. İnsanın hayatını sürdürebilmesi için üç şeye ihtiyaç vardı; hava, su ve toprak…

Toprak bağrına sakladığı tohumu besleyebilmek için havayı da suyu da kullanıyor ve verimli ürünlere dönüşüyordu.
Kültürümüzde toprağa ana denilirdi ki, toprak bir ana gibi tohumu besliyor, büyütüyor ve ihtiyacımızı karşılıyordu. Hatırlarsınız dedelerimiz tohumluk ürünleri ayırır toprakla buluşturur ve doğal yollardan hasat elde ederlerdi. Ancak çeyrek asırda çok şey değişti, 2006 yılında kabul edilen Tohumculuk Kanunu ile kayıt altına alınmamış yerel tohumların satışı yasaklandı, 2018 itibariyle de sertifikalı tohum kullanmayan çiftçilere desteğin kesileceği açıklandı.

Bu durum tarımla uğraşan kişilerin motivasyonunu kırdı ve birçok kişi tarımı bırakıp kentlere göç ettiler. Çiftçiye hak ettiği desteğin sağlanmaması ve hibrit tohumların desteklenmesi tehlikenin habercisiydi ancak toplumun zihni inşa edilen binalarla, yapılan yollarla, köprülerle meşgul edilerek uyuşturuldu ve vahim bir tablo ortaya çıktı.

Ata tohumunun terk edilmesi ve ürünlerin gelişiminde kullanılan kimyasallar sağlık sorunlarında patlamalara neden oldu ve GDO’lu ürünlerin yol açtığı tehlikeler tartışılmaya başlandı. İnsanlar yerli tohumlara, organik ürünlere ulaşabilmek için çareler aradılar ancak çeyrek asırda her şey silinip gitmişti. Şehirlerimize gökdelenler dikilmişti, devasa yollar, köprüler yapılmıştı ama insanlarımız temel gıda maddelerini dahi almakta güçlük çekmeye başmış ve kentlerden köylere bir yol açılmıştı. Verimli topraklara sahip olan ülkemizde soğan, patates, bakliyat gibi temel ürünler dahi ithal edilmeye başlanmış ve dışa bağımlılık artmıştı.

Ülkemiz dört mevsimin yaşandığı bir koordinatta yer alıyor ve verimli topraklara sahibiz. Ve ana kavramıyla bütünleştirdiğimiz toprak altından daha değerlidir. Devlet toprağın işlenmesi ve tarımın canlandırılması için çiftçiye gerekli desteği sağlamalı ve bu konuda etkin bir politika üretmelidir. Aksi takdirde yakın gelecekte hayatımız için elzem olan temel gıdalara dahi ulaşamayabiliriz.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —