Tarih: 17.11.2022 12:49

Terörün düşündürdükleri

Facebook Twitter Linked-in

İstiklâl Caddesindeki kanlı terör saldırısı , içinde biraz insanî duygu taşıyan kim varsa onu derinden sarstı. Tek suçu o sırada oradan geçmek olan onlarca insan arasından bâzıları hayâtını kaybetti, bâzıları da yaralandı. Biz sâde vatandaşların ölenlere rahmet, yakınlarına sabır, yaralılara da âcil şifâlar dilemekten başka yapacağımız bir şey yok. Emniyet güçleri hakikâten de başarılı bir dizi operasyonla fâilleri ele geçirdi. İlk tespitlerde bunun arkasında PKK terör örgütünün olduğu hemen ortaya çıktı. Tabiî ki bu kâfi değil. Çünkü biliyoruz ki terör örgütleri zannedildiği kadar bağımsız yapılar değildir. Devletlerin birbirlerine karşı yürüttükleri operasyonlar için pekâlâ kullanılabiliyorlar. Bu sebeple emniyetin başarılı çalışmasının üzerine derin istihbârî değerlendirmeler yapmak ve esas azmettiricileri ortaya çıkarmak gerekiyor.

Bu, bâzen uzun zaman da alabiliyor. Lâkin bu işin devlet tarafından yürütülmesinin esas olduğunu düşünüyorum. Gelin görün ki, daha ölen ve yaralananların cadde üzerindeki kanları kurumadan medyada, bilen bilmeyen ağzına geleni konuşmaya, yazmaya, onu bunu suçlamaya başladı. “Bence” diye başlayan atıp tutmalardı bunlar. Kimi ABD’yi, kimi İsrâil’i, kimi Yunanistan’ı, kimi de İran’ı suçladı. Ama daha beteri, bu eylemi, açıkça olmasa da imâ yollu olarak , 2023 Seçimi üzerinden hükümete fatura etmek isteyen muhalif gazetecilerin varlığıydı. Terör çok katmanlı karanlık yapılar silsilesidir. Bir terör hâdisesini dört başı mâmur olarak neticeye kavuşturmak meşakkâtli iştir. Daha ilk saatlerde mesnetsiz atıp tutmalar ortalığı bulandırmaktan başka bir işe yaramıyor.

Esas çarpıcı gelişme ise İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun hâdisenin sıcağı sıcağına yaptığı resmî açıklamaydı. Sayın İçişleri Bakanı yaptığı açıklamalarla esas azmettiricinin kim olduğunun da tespit edilmiş olduğunu ifâde etti. (Kimilerine göre bu fevrî bir hareketti. Doğrusu buna inanmak istemem.) Süleyman Bey doğrudan ve resmen ABD’yi telâffuz etti. ABD diplomatik misyonundan yapılan tâziye açıklamasını kabûl etmediklerini, mesajın alındığını ve karşılığının misli ile verileceğini beyân etti. Bu hakikâten de ileri bir açıklamadır. Fevrî olarak yapılmış olmadığını düşünüyorum. Bunun, kısa zaman evvel devletin en üst seviyesinden gelen benzer bir açıklamayla berâber değerlendirilmesinin daha doğru olduğunu düşünüyorum. Sayın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da, G-20 Zirvesi’nin arifesinde Biden’ı “terörün hâmisi” olmakla suçlamıştı. Unutmayalım ki, bu zirvede Biden ile görüşeceğini bilerek yapmıştı bunu. Bu değerlendirme hiç şüphesiz Biden’a ulaştırılmıştır. Sayın Cumhurbaşkanının bunu hesap etmemiş olması düşünülemez. Kapalı kapılar arkasında nelerin konuşulduğunu elbette bilemeyiz. Nitekim Erdoğan-Biden görüşmesinden sonra yapılan açıklamaların genel geçer ifâdelerle sınırlı, resmî, görece soğuk bir seviyede kaldığını gördük. Tek dikkât çekici husus Biden’ın F 16’lar için verdiği destek sözünü tekrarlamasıydı. Bunun da yeteri kadar güven verici olmadığını kestirmek zor olmasa gerektir. (Biden’ın Yunan kökenli seçmenleri çileden çıkmış olmalı.) Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceğinin karanlık olduğunu hanidir biliyoruz. Ama elan başka bir merhalede olduğumuzu düşünüyorum. Gâliba artık bir yol ayırımına gelmiş bulunuyoruz.

Biden’lı ABD, eskisi gibi tek başına bir dünyâ sisteminin hâkimiyetini sağlayamıyor. Berâber yola çıktığı Angloamerikan ittifâkın diğer unsuru olan Birleşik Krallıkla bile zaman zaman ortak bir siyâset belirlemekte zorlanıyor. Kadim ortakları olan İsrâil, Suudi Arabistan ve BAE ile arasına buz kütleleri giriyor. Netanyahu iktidârı ile Amerikalı Demokratlar arasına kara kedi gimiş durumda. Suud Veliahtı Biden’ın telefonuna bile cevap vermiyor. En nihayet, Biden’ı ayağına gelmeye zorladı. İstediklerini yine vermedi. Biden, NATO üzerinden Rusya’ya karşı AB’yi dize getirdi getirmesine. Ama bunun da uzun ömürlü olmayacağını Hollanda’nın yaptırımları delmesinden anladık. Hemen ardından Alman Şansölyesi tarafından, biraz da can havliyle Çin’e yapılan sıradışı bir ziyâret geldi. Yetmiyormuş gibi Schloz, çok kutuplu dünyâdan, Çin ve Rusya ile olan ekonomik ilişkilerini devâm ettirmek irâdesinden bahsetti. Gâliba ABD, Rusya’dan sonra Avrupa’yı harcamakta kararlı. Avrupa devletleri, başta Almanya ve Fransa olmak üzere bunun farkına varıyor ve çıkış yolu arıyorlar.

Anladığım odur ki, seçimi şöyle veyâ böyle atlatmış olan Biden ve Demokrat iktidârın içindeki bir klik bu kışı gerilimleri bir seviye düşürerek geçirmek, bu arada Çin ile bir temas kurmak, ihtimâl Rusya-Çin ilişkilerini zayıflatmak istedi. Ama Birleşik Krallık ve onun ABD’deki uzantıları bu düşüncede değil. Baltık devletlerini kışkırtarak, Ukrayna’yı Kırım’a saldırmaya zorlayarak süreci büyüterek devâm ettirmek istiyor.

Sürecin Türkiye’yi tutan bir tarafı da var. Eğer bu şâhin siyâsetler baskın gelirse, ki öyle görünüyor; Türkiye’nin şimdiye kadar haklı ve başarılı bir şekilde devâm ettirdiği tarafsızlık siyâsetini sönümlendirmek de isteyeceklerdir. Sakın bu terör hâdisesi bir tarafıyla da olsa Türkiye’ye bu yolda bir ayar vermek teşebbüsü olmasın?…




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —