TARİHİMİZDEN TUHAFLIKLAR: 1925’TE “ŞAPKA GÜNAHTIR” DİYEN KADIN, DELİ DİYE TIMARHANEYE KAPATILMIŞTI!

Tarihçi-Yazar Murat Bardakçı, Haberturk.com sitesinde yazdığı yazıda Kemalizmin zulüm tarihindeki başat konulardan biri olan Şapka Kanununun sonucunda yaşanan zulümlere belgeleriyle bir örnek gösteriyor

TARİHİMİZDEN TUHAFLIKLAR: 1925’TE “ŞAPKA GÜNAHTIR” DİYEN KADIN, DELİ DİYE TIMARHANEYE KAPATILMIŞTI!

2 Kasım 1925 yakın tarihe, ‘şapka inkılabı’ olarak geçecek zulmün, işin altyapısının hazırlandığı gündü… Bizde, bu zulümle ilgili olarak Murat Bardakçı’nın ‘yayımlanmış bulunan’ konu ile ilgili bir yazısını iktibas ediyoruz…

"Bu köşede, arşivlerimizde bulunan ama şimdiye kadar yayınlanmamış bazı belgelere arada bir yer veriyorum…

Bugün de böyle yapacak, 1925’te yaşanmış tuhaf bir hadiseden, şapka giyilmesinin “dinî bakımdan doğru olmadığını” söyleyen bir hanım öğretmenin “Bu kadın delinin teki” denerek tımarhaneye kapatılmasından yine belgelere dayanarak bahsedeceğim…

Yayınlayacağım dört adet belgenin ikisi İstanbul’da Şehremini’nde oturan Ayşe adındaki hanım öğretmenin 1925 Ekim’i ile Kasım’ında Reisicumhur Mustafa Kemal Paşa’ya şapka konusunda yazdığı mektuplar, diğer ikisi de bu mektuplar ile ilgili resmî yazışmalar, yani Ayşe Hanım’ın tımarhaneye kapatılma belgeleri...

O günlerde şimdi kısaca “Şapka Kanunu” dediğimiz “Şapka İktisası Hakkında Kanun”un çıkartılması için çalışmalar devam etmekte ve Türkiye’de şapkadan başka bir serpuşun kullanılmasının yasak edileceği söylenmekte idi. Kanun, Ayşe Hanım’ın 27 Ekim ve 2 Kasım’da gönderdiği mektuplardan sonra, 25 Kasım 1925’te çıktı ve 28 Kasım’da Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.

İlk belge, Ayşe Hanım’ın Mustafa Kemal Paşa’ya kanunun çıkmasından bir ay önce, 27 Ekim 1925’te gönderdiği mektup. Ayşe Hanım şapkanın ve papazların bellerine sardıkları “zünnar” isimli kemerin hadiste ve fıkıhta “küfür” olarak görüldüğünü yazıyor.

Mektubun altında, Çankaya’nın mektubu “gereğinin yapılması” için Başvekil İsmet Paşa ile İçişleri Bakanı Cemil Bey’e havale ettiğine dair bir not var.

Ayşe Hanım 2 Kasım’da bir başka mektup daha gönderiyor, Kırım’ı işgal eden Bolşevikler’in bile Türk okullarına dokunmadıklarını yazıyor ve “Namaz yok, oruç yok, medenîyiz dediniz, şapka giydiniz, hani ya teşvikâtınız (teşvikleriniz, şevklendirmeniz) efendim?” diyor.

Bu mektup da İçişleri Bakanı Cemil Bey’e havale edilmiş ve Cemil Bey mektubun altına “Bu imza ile diğer bir mektup daha vardı. Tahkik ettiriniz, bu kadın kimdir?” notu ile talimat vermiş.

İşte, tımarhaneye kapatılan Ayşe Hanım’ın 27 Ekim 1925’deki ilk mektubunda günümüz Türkçesi ile yazdıkları:

“Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’ne,

Saadetlû efendim hazretleri,

Fıkhın kaynağı kitap, sünnet, icmâ-yı ümmet ve kıyâs-ı fukahâ olmak üzere dörttür. Önü çıkıntılı ve etraflı serpuşumuz ve zünnâr denilen belbağı dinimizce küfürden sayılır. Binaenaleyh hiçbir mazeret yoktur. Hakkında hadis-i şerif vardır. Din büyüklerinin içtimaı ise bu ikisi hakkında da ve küfür sayılmışlardır. Bir de, dinimizin kıyamet gününe kadar hükmü bâki olduğu için hadis-i şerifin hükmünü hiçbirşey feshedemez.

Ey milletin reisleri!

Biz cehaletimizle girdaba düştük. Şimdi mecburiyetle giyiyor isek pek bellidir ki, ileride evlâlarımız keyifleri için giyeceklerdir. Artık şimdiden milletdaşlar birbirimizi kaybettik, tanıyamıyoruz. Milletimizin geleceği ve dinimiz için bu pek büyük darbe, Allah’ın indinde pek büyük bir mesuliyettir. Milletlere karşı mecbur isek, bütün hadisler ve müçtehidler bu ikisi hakkında böyle söylememiş olsalardı, vallahi sizlere karşı isyan sayılmazdı.

Merak etmeyin! Tarihimizde dinimizce asîliz, necîbiz, milletlerce de temiziz. Bütün dindaşlarımız için söylüyorum, biz cehaletimizle düştük, bizi affedin, yani yine size yalvarıyorum. Bizi kurtarın efendim. Bu hususlarda emir ve karar siz efendimizindir.

27 Ekim 1925.

İstanbul Topkapı Şehremini Cafer Ağa Mahallesi Gizlice Evliya Caddesinde 19/13 numaralı hânede Ayşe”.

Ayşe Hanım’ın 2 Kasım 1925’te gönderdiği ikinci mektup da şöyle:

“Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’ne,

Saadetlû efendim hazretleri

Kazâ, derece itibarıyla üç çeşittir: Birincisi dine, ikincisi cana, üçüncüsü mala gelen kazâlardır. Bunun en müthişi dine olanıdır ki, en felâketlisidir.

Ey milletin reisleri!

Yokluğa doğru gidiyoruz. Yani, cumhuriyet hükümeti iflâs ediyor. Bu âciz kişi, Kırım’ın Bolşevikler tarafından ikinci defa istilâsında orada idim. Kanun yok, nizam yok, ama insaniyet konusunu o kadar düşünüyorlardı ki evler, bütün mektepler işgal olunduğu halde “Türk”, “Türkcanka” diye bizim boş kalan mekteplerimizi işgal etmediler. Namaz yok, oruç yok, medenîyiz dediniz, şapka giydiniz, hani ya teşvikleriniz efendim.

2 Teşrinisâni 1341.

İstanbul Topkapı Şehremini Cafer Ağa Mahallesinde Gizlice Evliya Caddesinde 19/13 numaralı hânede sâkine Ayşe”.

YOLUN SONU: TIMARHANE…

Mektuplar hakkında Çankaya’nın talimatı ile açılan soruşturmanın neticesini bildiren İçişleri Bakanı Cemil Bey (Uybadın), Cumhurbaşkanlığı Özel Kalemi’ne iki ayrı yazı göndermiş…

Cemil Bey ilk yazısında yine günümüzün Türkçesi ile şöyle diyor:

“Şapkanın şer’î bakımdan caiz olamayacağına, vesaireye dair Ayşe imzasıyla Reisicumhur Hazretleri’ne takdim olunup soruşturulması için Başbakanlıktan havale ve tevdi buyurulan iki adet mektup üzerine gerekli soruşturmanın yapılması İstanbul Vilâyeti’ne tebliğ edilmiş idi.

Tahkikatın sonucunu bildiren cevabî yazıda ismi geçen Ayşe Hanım’ın ifadesinden merhum Seraceddin Efendi’nin kızı olduğu, Kazan’da doğduğu ve 28 yaşında bulunduğu, sorgusunda şapka giyilmesine şer’î bakımdan izin verilmemesine bu kuralın değiştirilemeyeceği, tevil ve tefsir edilemeyeceği, kullanmanın da küfür olacağı için bundan kaçınılması maksadıyla 27 Ekim 1925 tarihli mektubu yazdığını, işini takip için Millî Eğitim’e gittiği zaman namaz kılmak için bir yer bulamayıp diğer bir mahalde kılmaya mecbur kaldığını ve açıkça oruç yenip namaz kılınmadığı için bu gibi dinî gereklere ve ibadet edeceklere kolaylık gösterilmesine emir buyurulması maksadıyla da 2 Kasım 1925 tarihli diğer mektubu yazmış olduğunu ifade ettiği, Çorum’da öğretmenlik yaptığı sırada Nakşibendî tarikatına girdiği öğrenilmiştir. Aklî melekelerinin zayıf olduğu ifade tarzından ve davranışlarından anlaşılan ismi geçen kişinin muayeneye sevkedildiği bildirilmiş ve bahsedilen mektuplar ek olarak arz ve takdim kılınmıştır efendim."

Devamı >>>