Takdir edilmiş an ve sonsuzluğun zaman dışı karakteri…

Abdülazız Tantik Yazdı;

Takdir edilmiş an ve sonsuzluğun zaman dışı karakteri…

Allah’ın Yaratıcı Kudreti ile birlikte var olmaya başlayan varlığın oluş süreci ve yaşam süreğindeki hallerin değişimi ile birlikte insanın kendisini aşmaya yönelik arzusu ve buna yönelik kendisine tevdi edilen sorumluluk ile birlikte bunu tatması bağlamında ilahi bağışın kendini sunmasını birlikte değerlendirmek bize anın zamanla bağını ve zaman dışı özelliğini sunar. Varlığın, yaratıldığı andan itibaren, kendi zamanını yaşayarak varlık sahasında yaşamını idame ederken, sonsuzluğa yönelik akışını da olandan bağımsız düşünebildiğimizde keşfederiz zaman dışılığın neliğini…

Ulûhiyetin yaşama müdahil oluşunu bir an olarak betimlemek eksik olacaktır. O, her an müdahil bir pozisyonu tutmaktadır. Zaten yaşam ve varlığın türleri, kendi idamelerini sağlayabilmeleri için Ulûhiyetin müdahalesine olan ihtiyaçları bedihidir. Bu temel nokta ancak, tek bir noktanın sonsuzluğa dönüşmesinin zemini doğru kavrandığı zaman anlaşılabilir olacaktır. Zaman dışılık, Ulûhiyetin temel vasfından biridir. Diğer vasfı ise zamanın kendisi ve zamanda olup biten her ne var ise onların gerçekleştiriminin zemini oluşudur.

Tarihin akışını değiştiren ve zamanı belirleyen bir pozisyonu üreten müdahalenin varlığını kadr/takdir edilmiş bir anda ve bu an’ın zaman dışı karakterinde buluruz. Vahiy, indiği gece ve o gecenin an’ında tenezzül ederek yeryüzünü şereflendirmekte ve tarihine müdahale ederek değişimine karar vermektedir. Bu değişimin gerçekleşmesi ise sorumluluk yüklenmiş insanın imana ererek aldığı yeni karaktere uygun bir düşünme ve eyleme sahip olduğunda belirginleşecektir.

An ile Sonsuzluğun sahibi olan İlahi Kudretin aynı zeminde buluşması, an’ı, hem müdahaleye açık kılmakta hem de onun zaman dışı tabiatını da işaret etmektedir. İman, bu an’da vuku bulan müdahalenin zaman içre ve zaman üzre karakterine olan güvenin tamlığı ile itmama erer.

İnsan, zamanın içinde varlığını idame ederken, sürekli değişen ahvaller karşısında çoğu kez bocalar ve yalnızlığını derinden hisseder. Bu yalnızlığı onu karamsarlığa iter. Hayatın çekilmez tabiatına uyum sağlayarak zamanını harcar ve elde avuçta bir şey bırakmaz! Bu onun iflasını ilan ettiğini gösterir. İman dışı kalmanın iflas olarak nitelendirilmesinin anlamı bu çerçevede anlaşılabilir.

İnsan, yetersiz kaldığı her zeminde aşkınlığı daha fazla duyumsar. Bu duyumsamayı basiret ile destekleyerek kendi değişimini ve çaresizliğini bizatihi çareye dönüştürebilir. İnsanın sonsuzluğa açık yapısı, elde ettiği hiçbir şey ile yetinmeyi bilemeyişi ve sürekli yeni şeyler arzulaması da bunu açıkça göstermektedir. Ama yaratılmış hiçbir şeyde sonsuzluğun susuzluğunu giderecek bir şey bulmak mümkün değildir. Bu yüzden insanın yaşamın ötesine bakacak bir basirete ve Allah’ın Yaratıcı vasfı üzerinden sahip olduğu gücün sınırsızlığına yönelik bir ilgiye ihtiyacı vardır. Sonsuzluğun sahibi, zamanın sahibi ve zaman dışı olan Varlığın derinliğini ve gücünü idrak ederek sonsuzluğun neye tekabül edeceğini ve zaman dışının karakterini algılamaya yönelik ilgisini güçlendirebilir insan…

İnsanın yaratılışı, vahyin anda tezahür ettiğinde oluşan zaman içilik ve zaman dışılığın ikili düzlemi ile aynı düzlemi taşır. İnsan, kendi yaratılışı üzerine yeterince düşünmemektedir. İnsan, çok boyutlu karakterini, sonsuzluğu idrak edebilme gücünde ve sonsuzluğu içselleştirme becerisinde taşır. Değişimin niteliğine ve niceliğine ayak uydurması, niteliği ve niceliği kendisinin belirleyebilme iktidarını keşfetmesi, değişimin motor gücü haline gelebilmesi, onun meziyetlerinin verili olması ile birlikte varlığın tümünün sahip olduğu derinliği taşıdığını da gösterir. Güç, boyut, nicelik açısından zaaflar taşıması, onun bu potansiyel büyüklüğünü ortadan kaldırmıyor.

İşte Kuran’ın Kadir gecesinde indirilen vahye gönderme yaparak ‘Biz Onu Kadir gecesinde indirdik’ diyerek tarihin akışını değiştiren ve bu akışın değişmesine zemin oluşturan Muhammed (sav) de bir insandır. Seçilmişliği onu insan vasfı ile ilişiğini kesmemektedir. O yüzden ısrarla ‘bende sizin gibi bir beşerim’ uyarısı yapmaktadır. Ramazan ayı ve oruç ibadeti, bize bu sonsuzluğun anda tezahür eden o saf haline yönelik bir idrake sahip olmaya yönelik arınmaya matuf bir hazırlama zeminidir. Bu zemini kullanan insan, imanının lezzetine sahip olmaya başladığı andan itibaren de kendi imkânlarının sahip olduğu derinliği idrak ederek sonsuzluğu tanımaya matuf bir isteği güçlendirir. İşte bu isteğin sahibi kişi, kendini arındırarak sonsuzluğun zaman dışı boyutunu da idrake konu edinir ve bu çerçeve içinde yaşayabileceği hallerin şüpheden bağımsızlığı ise kendisi ile olan bağın sağlamlığına dayanır. İnsan, sahteyi gerçek ve gerçeği sahte olarak düşleyebilir. İnsanın imtihan oluşunun bariz özelliğini yansıtır bu durum…

Sırat köprüsü için ‘kılıçtan keskin kıldan ince’ tabiri kullanılır. Aslında insan farkında olursa sürekli kendi sıratından geçmektedir. Bu sıratın kılıçtan keskin boyutu ile kıldan inceliği insanın bütün ilişkilerinde ve işlerinde de açığa çıkar. İnsan, kendi derinliğini fark ettikçe ve ona uygun tavırlar geliştirdikçe o kılıçtan keskin ona otoban olur, kıldan inceliği ile geniş bir bulvara dönüşüverir. Mesele, yaşadığı her anın İlahi Gözetim altında oluşunu idrak etmek ve kendi yaratılışının sırrını öğrenerek, idrak ederek kendisine yüklenilmiş sorumluluğu yerine getirirken emir ve nehiyleri dikkate almasıdır. O zaman farklı bir kişilik/benlik, farklı bir şahsiyet ve zat olarak gözlemlenebilir hale dönüşür.

Günlük hercümercin içinde kaybolan birinin bu duyguyu tatması, bilmesi ve idrake konu edinmesi beklenemez! Ancak Allah, her insana bir kez de olsa bu duyguyu tadabileceği bir hali ikram eder. Ama bu hal süreklilik kazanmaz, ta ki insan, bu tadı hatırlar ve o tadı hayatının amacına dönüştürerek arayışa yöneldiğinde adım adım kendisine yol gösterilir ve yola koyulması sağlanır. Yani yolculuk da bu ikili yapı üzerine kuruludur: hem insani irade o saf hali ile yönelecek ve böylece o saflığın davet ettiği İlahi Yardımı celbedecek ve kendisine kılavuzluk edilecektir. İşte bu nokta, insanın, iman üzere vahiy ile ilişkisinin derinleşebileceği zemine işaret kılınır. Resulün örnekliğinin kişi açısından değeri açığa çıkar. Ve kişi, kendisinin yol rehberliğini bu iki temel ilkeye dayandırarak kendisinden önce bu konuda ehliyet kazanmış kişilerin tecrübesine de kulak kesilir ve kendi yolunu yürür. Tecrübeden istifade ile de yolculuk esnasında kazalar söz konusu olduğu zaman ilk elden yardımın niteliğini kavrama adına da iyi bir başlangıç olur ona…

 

Devamı >>>