Taha Akyol; Gecikmenin faturası

İki tedbir birinci derecede önemli: Sosyal izolasyon, yani sokağa çıkma yasağı gibi tedbirler… İkincisi test, yani olabildiğince geniş kitleleri tarayarak erken teşhis edip o kişileri tecrit etmek…

Taha Akyol; Gecikmenin faturası

Virüsle mücadelede iki tedbir birinci derecede önemli: Sosyal izolasyon, yani sokağa çıkma yasağı gibi tedbirler… İkincisi test, yani olabildiğince geniş kitleleri tarayarak erken teşhis edip o kişileri tecrit etmek…

Ondan sonra tedavi faslı geliyor. 

İlk iki tedbirde gecikme olursa sağlık sistemleri ‘tedavi’ başvurularının altından kalkamıyor, çöküyor. İran, İtalya, İspanya, Amerika gibi…
Türkiye tedbirlerle virüsün ülkeye girmesini frenledi, bu başarıdır ama izolasyon ve test konusunda belli ölçüde gecikti…

ARTIŞ ÇOK HIZLANDI

Sağlık Bakanlığı verilerine göre, günlük vaka artış oranları yüzde 30 ile yüzde 50 gibi yüksek oranlar arasında her gün yükseliyor. Testlerin artması, buğuları kolaylaştırdı için virüsün ne kadar hızlı yayılmış olduğu görülüyor. Bakan Fahrettin Koca 28 Mart’taki vaka sayısının bir önceki güne göre yüzde 30 artarak 7.402’ye çıktığını açıkladı. Bu hızlı bir artıştır.

Vaka ve ölüm sayılarını gösteren grafik eğrisi dikleşerek yükseliyor.
Daha 27 Mart sonuçları açıklanmamıştı. Öğleden sonra HaberTürk’te Didem Arslan, Amerika’daki Jackson Laboratuvarı, İmmünoloji uzmanı Prof. Dr. Derya Unutmaz’a “Türkiye’nin salgın eğrisi nereye doğru gidiyor” diye sordu. Prof. Unutmaz’ın cevabı aynen şöyleydi:
“Türkiye’nin eğrisi iyiye doğru gitmiyor o kesin. Oldukça kötü şu anda!”

Prof. Unutmaz, bu tespitini 26 Mart’taki “3629 vaka, 75 ölüm” bulgusuna dayanarak söylüyordu. Rakamlar küçük ama artış hızı dehşet vericiydi…
Didem Arslan’ın ne yapmalı sorusu üzerine Prof. Unutmaz’ın cevabı son derece önemli ve uyarıcıdır:
“Açıkçası bu salgını kovalamamak lazım, yani işler kötüye gittikçe daha fazla önlem alalım şeklinde olmasın çünkü her geçen gün bir sonraki gün alacağınız tedbirleri daha fazla artırma zorunda kalacaksınız…”
Soru şu: Türkiye böyle mi, değil mi?..

SOKAĞA ÇIKMA?

Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Azap Alpay’ın tam on gün evvel söyledikleri:
“Türkiye kritik olgu eşiği olan 100’e ulaştı. Az test yaptığımızı, hastaların yüzde 20’sinin hastaneye gelip tanı aldığı düşünürsek kritik eşiğe günler önce ulaşmış olmamız da olası. Hong Kong, Singapur olma şansımızı kaybettik. Bundan sonra tüm enerjimizi İtalya olmamaya harcamalıyız.” (18 Mart)
Prof. Alpay elbette.
On gün önce “herkes kendi OHAL’ini ilan etsin” davranışı yerine sosyal hareketliliği ve riski yüksek olan illerde sokağa çıkma yasağı ilan etseydik… Test konusunda yeterince hızlı olsaydık…
Hatta 27 Mart akşamı ilan ettiğimiz şehirler arası seyahatlerin durdurulması gibi 7 maddelik tedbiri bari on gün önce uygulamaya koysaydık…
Vaka ve ölüm eğrisinin kaçınılmaz tırmanışı bölesine hızlı mı olurdu?
Tedbirlerimizin elbette çok faydası oldu ama umulan çapta değil.
Prof. Alpay Azap daha 21 Martta “sokağa çıkma yasağı ve olağanüstü hal ilan edilebilir, ciddi şekilde masanın üzerinde” diye konuşmuştu.
Bilim Kurulu’nun sokağa çıkma yasağı istediği ama hükümetin, tabii iktisadi endişelerle, bunu kabul etmediği yolunda haberler olduğunu İYİ Partili Lütfi Türkkan Meclis’te açıklamıştı.
Prof. Dr. Bingür Sönmez “tedbirlerde gecikildiğini” söyledi. 
Yunanistan’a 22 Mart’ta sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti. 25 Mart’ta Kral Salman Mekke, Medine ve Riyad’da karantina ilan etmişti.

EN ACİL SORUN

Türkiye, Prof. Unutmaz’ın deyişiyle “virüsü kovalama”, yani sorun büyüdükçe tedbirleri etkinleştirme görüntüsü veriyor, işte maalesef sayılar hızla artıyor. 
Peki ne yapmalıydı? 
Prof. Unutmaz’ın cevabı:
“Bu zor bir süreç ama çok daha sıkı önlemleri bir an önce alırsak o zaman en azından daha kısa sürede bu eğriyi azaltmış olacağız…”
Ankara’nın ilan etmediği sokağa çıkma ve karantina uygulamalarını valiler mi yapacak? 
Gecikilmesi bir kenara, Bilim Kurulu Ankara’dadır, nerede sokağa çıkma yasağı ilan edilecek, hangi yerleşim birimleri karantinaya alınacak bunu hükümetin belirleyip karara bağlaması gerekmiyor mu?

Türkiye, 42 bin yoğun bakım yatağıyla Avrupa birincisi; Avrupa’da böylesi yok. Almanya’da 25 bin mesela… Ama Prof. Dr. Celalettin Kocatürk’ün dediği gibi bizde 42 bin yatağın hepsi aynı nitelikte değil. Daha önemlisi sıkıntılı taraflarımız da var; 100.000 kişiye düşen hekim sayısı Türkiye’de 19, İtalya’da 40 mesela…
İzolasyonu en keskin tedbirlerle uygulayarak sağlık sistemimize aşırı yük binmesine fırsat vermemeliyiz.
Sokağa çıkma halinde belirli hizmetler için elbette istisnalar olacaktır. Türkiye’de hiçbir şey, virüsün hızını kesmekten daha acil değil. 
Ekonomide neler yapılabilir? Bunu iktisatçı Prof. Dr. Selva Demiralp’e sordum, yarın Karar’da okuyacaksınız.