SURİYE’DE İKİ STRATEJİK YOL: ÇÖZÜM VE ÇÖZÜMSÜZLÜK…

K 24 Türkçe’den siyasetçi ve yazar İbrahim GÜÇLÜ’NÜN ANALİZİ… ,apaçıkür

SURİYE’DE İKİ STRATEJİK YOL: ÇÖZÜM VE ÇÖZÜMSÜZLÜK…

Ortadoğu’da, Suriye’deki iç savaş bertaraf edilmeden ve siyasi demokratik bir çözüm bulunmadan, Irak, İran, Lübnan’da halk ayaklanmaları baş gösterdi. Bu ülkelerin yöneticileri olup bitenleri dış müdahalelerle açıklamaya çalışıyorlar. Oysa bir gerçek var ki dış müdahaleler bu gelişmelerde ikinci bir rol oynamaktadırlar. Bu devletlerin yöneticileri, bu sakat yaklaşıma sahip oldukları sürece, bu sorunların çözümü olanaklı olmayacaktır.

Şimdilerde Suriye’de, İran’da, Irak’ta, Lübnan’da ölülerin sayısı hakkında sağlıklı bilgi alınamıyor.

İran’daki gelişmeleri gelecek makalemde ele alacağım. Suriye’yi yazmaya devam edeceğim.

Suriye denildiği zaman birçok denklem, birçok soru akla gelir. Fakat Suriye’de temel anlamda, “Suriye’de sorun nasıl ve ne zaman çözülecek?” kavramlaştırması anlam kazanmaktadır. Suriye’nin önünde iki stratejik yol var. Bu makalemde bu stratejik iki yolu açıklamaya çalışacağım.

Birinci stratejik yol, çözüm yoludur. Pozitif ve Suriye halklarının iradesini temsil edecek yol.

Suriye’de birinci stratejik çözüm yolu, olumlu, halkların iradesi ile gerçekleşecek, rejimin değişikliğine siyasi anlamda yol açacak, pozitif yoldur. Suriye’deki halkların iradesini önemli ölçüde yansıtacak ve ifade edecek yoldur.

Bilindiği gibi, Suriye’de 2011 yılında sivil ayaklanmalara yol açan neden Arap Baharı’nın etkisi olmasına rağmen, asıl neden Suriye’nin yapısal özelliği, rejimin karakteri, devletin yapısı, ekonomik çıkar sistemi, halkların zulüm altında yaşamakta olmaları, insan hak ve özgürlüklerinin geçerli olmamasıydı.

Suriye devlet yönetiminin ve hükümetinin, meclisin oluşumunun, bütün kesimlerin ve düşünce grupların oluşturduğu siyasi partilerin özgür seçimlere girmesiyle tespit edilmediği gerçeğiydi. Böyle bir yapılanmanın, yönetimi keyfi, asker-sivil bürokrasinin, Baas partisinin bir mezhebi grubun yönetimi haline getirmesiydi. Demokratik bir rejimin var olmamasıydı.

Devletin, bütün halkların ve hatta Arapların tümünün devleti olmaması, bir mezhebi ve askeri-sivil bürokrat elitin devleti olmasıydı. Devletin, halklar hapishanesini oluşturmasıydı: Kürtlerin ve diğer ulusal azınlıkların haklarını gasp etmesiydi. Kürdistan’ı işgal ve ilhak etmesiydi.

Devletin ve rejimin bu niteliğinden yola çıkarak talebin ve çözümün: Demokratik, çoğulcu, çok partili, serbest seçimlerin yapıldığı, herkesin özgürce partilerini kurabildiği, seçimlere katıldığı bir rejim ve devlet oluşturma çabasıdır.

Yeni bir anayasanın yapılması, bunun 150 kişilik bir komitenin eliyle İsviçre’nin Cenevre kentinde yazılmaya başlanması; yeni rejim ve devlet oluşumunun somut adımı gibi görülmektedir. 150 kişilik Anayasa Komisyonu çalışma yürütürken, onların önünde demokratik, çoğulcu, rejim dışında bir alternatif sistem tasavvuru söz konusu olamaz. Tersi bir yaklaşım, mevcut rejimi devam ettirme anlamına gelir. Yeni anayasa, yeni devlet yapısını, devletin bütün Suriye vatandaşlarının, Arapların tümünün, Kürtlerin, diğer azınlık ulusal ve dini grupların olacağı şekilde tanımlamak zorundadır.

Bunun için de üç alternatif vardır.

Birinci alternatif, federal devletin oluşmasıdır. Devlet, Arap ve Kürdistan federe bölgeleri, diğer azınlıkların otonom ve özerk bölgeleri şeklinde bir yapılanma modeli olabilir. Bu devlet modeli ortak, eşitliğe dayalı; ideolojiler, milletler, dinler ve mezhepler üstü bir devlet olmak zorundadır.

İkinci alternatif, İspanya gibi üniter bir devlet gibi olması. Üniter devletin, özerk bölgelerden oluşması, iktidar ve egemenlik sisteminin özek ve otonom bölgelere göre paylaşılması şeklinde bir devlet ve rejim modeli olabilir.

Üçüncü alternatif, üniter ve adem-i merkeziyetçi, ulusal kimliklerin bireysel ve kolektif haklarını güvence altına alan devlet modeli olabilir.

Kürtlerin tercihi, birinci devlet modelidir. Federal devlet modelidir. Bu stratejik yol, çözüm yoludur. Suriye’nin demokratik, çoğulcu rejim kapsamında birlik ve bütünlüğünü yeni bir tarz ve içerikte oluşturması olanaklı olan yoldur.

İkinci stratejik yol çözümsüzlük yoludur. Negatif olan, egemenlik alanlarına bölünmüş ve yabacnı güçlerin iradesinin geçerli olduğu yoldur.

Bilindiği gibi Suriye’de halk ayaklanmasının başlamasından kısa bir süre sonra, Baas rejiminin halk kitlelerinin taleplerini göz ardı etmesi ve bu taleplerin dile getirildiği gösterilerin devlet şiddetiyle bastırmasından sonra halkın sivil ayaklanması, iç savaşa dönüştü. İç savaşın ilk aşamasında, uluslararası camianın müdahalesiyle Baas rejiminin d Libya, Mısır gibi ülkelerde olduğu gibi kısa sürede son bulacağı beklendi. Öyle olmadı. Suriye rejimini, Rusya ve İran devletlerini korumaya alması; Batı dünyasının vurdumduymazlığı, Suriye’yi bataklık haline getirdi.

Suriye’ye dış müdahaleler, vekâlet savaşları, karmaşık bir çözümsüzlük sürecini tayin etti. Bir devlet müdahalesi yeni bir devlet müdahalesini getirdi. Her gün hızlı değişmeler ve alan değiştirme hareketleri oldu.

Bir zamanlar, Baas’ın darbeyle Suriye’de iktidarı gasp etmesinden önce, sabah erken kalkan asker, darbe yapar durumdaydı. Böylece her gün Suriye’de iktidar değişikliği vardı. Dünya da bu trajedi-komediyi izlemeye devem etti. Ben de çocuklukta gençliğime geçiş momentinde, Suriye’de bu darbe hikâyelerini, iktidarın el değiştirmelerini film gibi seyretme durumunda olmuştum.

Suriye’de terörle ve DAİŞ’le mücadele adı altında 8 yıldır devam eden savaş, bir dönem sonra karakter değiştirmeye başladı. Suriye iç savaşı, Suriye’de egemen ve hâkim olmak isteyen devletlerin egemenlik mücadelesine dönüştü. Devletlerin egemenlik savaşı, Suriye’de çözümü unutturur hale getirdi. Devletlerin doğrudan kendilerinin savaşmasıyla, ya da vekâlet savaşlarıyla egemenlik alanlarını işgal yoluyla oluşturdular.

Rusya ve İran, Suriye’nin tümüne sahiplik yapmak isterken, Suriye’nin parçalanmasını, Suriye’de devletlerin egemenlik alanlarını işgal yoluyla oluşturmasının önüne geçemedi. Bu egemenlik alanları, son iki aya kadar farklı devletlerin ve güçlerin kontrolü altında iken, son iki ayda köklü değişiklik oldu.

Önümüzdeki dönemde de Suriye, yeni gelişmelere gebe konumundadır. Suriye’de herhangi bir konuda bir kalıcılığın olmayacağını görmek gerekir.

Verili durumda: Türk devleti, Efrin, Cerablus, El-Bab, Serêkaniyê, Girê Spî’de işgal yoluyla egemenlik alanları yarattı ve bu egemenlik alanlarını genişletme çabası içinde. (*)

Türk cevletinin Serêkaniyê ve Girê Spî’deki işgal hareketinden sonra, ABD ve SDG birçok egemenlik alanlarını Rusya ve Suriye Baas rejimine teslim etti. Rusya ve Baas Rejimi, hayal etmediği alanlarda, tek mermi patlatmadan egemen hale geldiler. Amerika ve SDG, Rakka ve Deyrezor’da egemenlik alanına sahipler. Yani son iki ayda, birçok egemenlik alanı el değiştirdi. Amerika ve SDG en fazla alan kaybına uğrayan, egemenlikleri sınırlanan güçler oldular.

Verili durum, bu egemenlik alanlarının devam edeceği, alanların el değiştireceği, ama anayasal demokratik çözümden uzak olunacağı, bir ÇÖZÜMSÜZLÜK durumunun devam edeceğini okumamıza olanak sağlıyor. Bu çözümsüzlük, Suriye’nin birliğini koruma teranesinin yalan olduğunu, Suriye’deki kaos ve krizin devam etmesini kaçınılmaz kılacağı da tartışmasızdır.

________________

(*) Editörün notu: Yazar, Türkiye'nin Kuzey Suriye'de, bir kısmında Kürtlerinde yaşadığı yerleri işgal ettiğini ve 'ısrarlı bir biçimde' bölgede işgalci olduğunu söylemektedir. İşin, yazarın belirttiği gibi olmadığı ise apaçık artada...

Bir defa, o böçlgede Sadece Kürtler yaşamıyor, diğer halkladan da insanlar var ve büyük oranda yüzlerce yıldır oradalar. Bu bir,  fafaikincisi ise, gerek IŞİD'in ve gerekse de YPG/PKK'nın, birçok halka yçönelik oldığu gibi, orada yaşayan ve kendi otoritesini tanımayan, tanımak istemeyen Kürtlere karşı baskıcı ve yıkıcı faaiyetleri sonucu, binlerce Kürdün Türkiye topraklarında çadır kentlerde yaşıyor olmaları ve burada yaşayan Kürtlerle birlikte, diğer insanların 'bir gün' kendi' topraklarıa geri dönüp, orada yaşama istekleri bağlamında Türkiye o bölge(ler)de o terör yapılanmalarına karrşı operasyon yapmuş bulunmaktaduır.

Yazar, burada var olan bu inceliği 'ideolojik saiklerle ve imdi mülahazlarla es geçmektedir.   Ki Türkiye oralarda ebediyen oralarda,yazarın deyişiyle 'işgalci' olarak kalmayı düşünmemekte...