Süleyman Seyfi Öğün: İran düğümü(*)

İran, Kafkasya’daki Türk varlığını kendisi için bir tehdit olarak görüyor. Buna Irak’da Haşdi Şabi- PYD ittifâkı ile cevap verdi. Türkiye ise Pençe Harekâtı’yla mukâbele etti.

Süleyman Seyfi Öğün: İran düğümü(*)

Süleyman Seyfi Öğün yazdı;

Trump devrinde, ABD’nin yürüttüğü dünyâ siyâsetinde bir belirsizlik hüküm sürüyordu. Hâl böyleyken, bu siyâsetlerin Ortadoğu ayağında keskin bir sürekliliğin işlemiş olduğunu hatırlamakta fayda var. Bu keskinlik, İsrâil’in şahin siyâsetlerinin gözü kapalı desteklenmesi ve İran’a karşı kesintisiz bir düşmanlıkta somutlaşmaktaydı. İşler o kadar ileri götürülmüştü ki, uluslararası hukûkun hilâfına Golan tepeleri İsrâil’e verilmiş, Kudüs İsrâil’in başkenti olarak ilân edilmişti. Suudi Arabistan, BAE, Mısır ve İsrâil arasında, Küre Koalisyonu olarak târif edilen bir stratejik ittifâk oluşturulmuş ve eş anlı olarak İran ve Türkiye’ye karşı derin bir husûmet hayâta geçirilmişti. Tuhaf olan, bu blokun Sûriye savaşında doğrudan taraf olmamasıydı. Evet, zaman zaman İsrâil’in, Esad rejimine ve bilhassa onun yanında savaşan Hizbullah milislerine karşı yürüttüğü operasyonları işitiyorduk. Ama, İsrâil bu savaşı İran’ı ve yine eş anlı olarak Türkiye’yi yıpratan bir savaş olarak faydalı buluyor ve devâmından rahatsız olmuyordu. Tam tersine, kendi işlerini yürütmek adına bir paravan olarak kullanıyordu. Sûriye’deki savaşta taraf olan Rusya ile de örtük bir anlaşması vardı. Rus hava sistemleri, İsrâil akınları esnâsında kapatılıyor, İran yanlısı unsurların açık hedef hâline gelmesine yardımcı olunuyordu. Diğer taraftan İsrâil’in, ABD ile berâber PYD’ye tam destek veriyordu. Tuhaf olan bir diğer husus ise İran ve Rusya’nın, destekledikleri Esad’a karşı pozisyon alan, ABD ve İsrâil ile berâber hareket eden PYD ile bağlarını sürdürmeleriydi.

Bu tuhaf şartlar altında, beklenmeyeb başka bir şey daha yaşandı. Bu defâ Rusya-Türkiye ve İran arasında bölgesel bir işbirliği zemini oluştu. Sûriye’nin Dostları Plâtformu dağıldıktan sonra Türkiye yalnız kalmıştı. Sûriye’de karşısında tâkip ettiği şâhin siyâsetleriyle yalnızlaşan ve sıkıştırılan İran vardı. Bu iki devlet, en azından karşı karşıya geldikleri bu durumu derinleştirmemek üzere anlaştılar. Uzak bir operasyon yürüten Rusya, bu anlaşmayı destekledi. Rusya’nın bir taraftan İran milislerinin varlığına ihtiyâcı vardı. Diğer taraftan NATO’dan uzaklaşan bir Türkiye ile yakınlaşmak, Doğu Akdeniz’de elini güçlendirecekti. Taraflar, Sûriye’yi ABD ve Batı’nın inisyatiflerine kapatmak için çok taraflı bir faaliyete girişti.

Şu aralar tablonun değişmeye başladığını görüyoruz. Biden, İsrâil-ABD ilişkilerini donduracak olan adımlar atmaya başladı. Şu açık ki, Biden iktidarda kaldığı zaman zarfında İsrâil istediği açılımları yapamayacak. Bununla da kalmadı; ABD, İran ile uzlaşma yolunda çok hayâtî adımlar atmaya başladı. Nükleer anlaşmanın yenilenmesi ve İran’a uygulanan ekonomik ambargonun hafifletilmesi; belki de kaldırılması gündemde. Mayıs sonunda, yâni Cenevre görüşmelerinin akabinde, tablo vuzuha kavuşacak. İsrâil’in şâhin siyâsetçileri pür telâş. Netanyahu iktidârı sallanıyor. İsrâil iç siyâseti tam bir belirsizlik içinde. Eğer şâhinler duruma hâkim olursa, İsrâil-ABD ilişkileri daha da gerilecek. Buna mukâbil, Biden ekibi açısından ABD iç siyâsetinin de her türlü sürprize açık olduğunu düşünüyorum.

Küre koalisyonun diğer tarafları ise, başta Suudi Arabistan ve BAE olmak üzere -buna Mısır’ı da dâhil edebiliriz- tam bir savrulma yaşıyor. Yeni arayışlar gündeme geliyor. Ama esas mühim olan, İran-Rusya ve Türkiye arasında sağlanmış olan mutabakatta çok büyük bir kırılma yaşanıyor. İran-Rusya ilişkileri şu aralar hiç iyi değil. Cevad Zarifî ‘nin “sızdırılan” konuşması Rusya’yı, Hizbullah’ı ve içeride de İran Devrim Muhafızları’nı töhmet altında bırakan bir mâhiyette. Dahası, İran iç siyâsetinde ılımlılar, yâni Ruhânî-Zarifî çizgisi ile Hamaney liderliğindeki muhafazakârlar arasındaki bölünmenin keskinleştiğini gösteriyor. İran’ın yaşadığı ağır buhran, şimdilik ılımlıları güçlendiriyor. Şâhinler şimdilik susmuş durumda. Ilımlıların diğer başarısı ise Çin ile anlaşmak oldu. Bu da onların kamuoyu desteğini ve devlet olarak İran’ın ABD karşısındaki pazarlık gücünü arttırıyor. Diğer taraftan İran, Kafkasya’da yaşanan Azerbaycan-Ermenistan savaşında ağır bir yara aldı. Artık Kafkasya’daki Türk varlığını kendisi için bir tehdit olarak görüyor. Buna Irak’da Haşdi Şabi- PYD ittifâkı ile cevap verdi. Türkiye ise Pençe Harekâtı’yla mukâbele etti. Yavaş yavaş görülmeye başlanan, ABD-İran yakınlaşmasının bir anti-Türkiye ittifâka evrileceğidir. Buna hazırlıklı olmak gerekiyor. Türkiye-Rusya ilişkileri ise, bilhassa Ukrayna-Rusya odaklı tırmanan son Karadeniz geriliminde sarsıntı geçirdi. Henüz bir kopuş yok. Rusya temkinli davrandı. Ama gidişâtı çok iyi tâkip etmek , dengeli götürmek lâzım.

Küre ittifâkının işlediği tek bir alan kaldı. Bu ittifak şimdilik ve hayli tuhaf bir şekilde, içine Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ı da alarak Türkiye’yi hedefleyen bir tarzda işlemeye devâm ediyor.

Bu yaz sonunda tablo vuzuha kavuşacak. Sûriye, Irak, Libya ve Doğu Akdeniz’i belki de çok farklı konuşmaya başlayacağız. O ana kadar Türkiye’nin gelişmeleri çok dikkâtli tâkip etmesi ve aceleci adımlar atmaması gerekiyor.

Gün olan harman ola...

_____________

(*) Bu yazı Yeni Şafak Gazetesi'nden ikibas edilmiştir.