Söylemde "devrimci" eylemde "pragmatist" ülke: İran

Serbest Ferhan Sindi Independent Türkçe için yazdı

Söylemde

İran'da 20'nci yüzyılın en büyük gelişmelerinden biri olarak tarihe geçen devrimi yaparak "İslam Cumhuriyeti"ni kuranlar, o zamandan bu yana 40 yıldır büyük büyük söylemlerde bulunsalar da pratikleri daima pragmatik olmuştur. 

Saddam'ın 20 Eylül 1980'de tüm köprüleri atarak çiçeği burnundaki devrime savaş açmasının nedenini "Arap Emperyalizmi" düşüncesi ya da Saddam'ın Baasçılığına bağlamak, yıllardır bize ezberletilmiş bir ön kabul ve yüzeysel bilgiden öte bir şey ifade etmemektedir. 

Devrimin önemli isimlerinden, Humeyni'den sonra ikinci adam ünvanına sahip ve ülkedeki sayılı büyük ayetullahlardan Hüseyin Ali Montazeri, ölmeden önce BBC Farsça'ya verdiği röportajda savaşla ilgili ezberleri bozuyor aslında. 

Montazeri, şunları anlatıyor:  

"İran-Irak savaşının gerçeği şudur; devrim olduğunda 'devrimin ihracı' ve 'bugün İran yarın Irak' gibi çok radikal sloganlar attık. Bu sloganlar etraftaki ülkelerin dehşete düşmesine neden oldu. O zaman Humeyni'nin yanına giderek şunu söyledim: 'Bir ülke devrim yaptığında iyi niyet beyanı olarak komşulara heyetler gönderir ve dostluk mesajları verir. Ne yazık ki biz bunu yapmadık ve kısa sürede yapsak iyi olur. Çünkü Saddam'ın Cezayir Anlaşması'nı yırtıp attığı ve savaş hazırlığı içinde olduğuna dair dedikodular var. O nedenle kısa süre içinde bu meselenin önü alınmalıdır.'

Kendisi buna itiraz etti ve 'Böyle bir şey olmaz' dedi. Ben de 'Komşularla aramıza duvarlar öremeyiz, o yüzden iyi ilişkilere sahip olmalıyız' dedim. Kendisi yine itiraz etti ve 'Hayır biz ülkemizin etrafına duvar örmek istiyoruz' dedi.


Humeyni, bir yandan böyle restler çekerken diğer yandan da savaş esnasında ABD'den silah almanın peşindeydi.

Montazeri, o konuyla ilgili de şu bilgileri veriyor:

"Ronald Reagan'ın temsilcileri, gizlice Tahran'a geldi ve İran ile silah pazarlığı yaptı. Ben buna itiraz ettim ve 'İsrail'den aldığımız silahlarla mı Irak'a karşı savaşacağız? Bu yanlıştır' dedim. Çünkü ABD, İran'a İsrail üzerinden silah satıyordu.

'Müslümanların düşmanı İsrail'den silah alıp Irak'taki Müslümanlara karşı savaşmak yanlış bir şeydir' dedim. Humeyni'nin evinde olduğumuz bir akşam da İsrail'den silah almanın yanlış olduğunu dile getirdim. Bu haber Lübnan'daki bir gazetede çıktı ve yöneticiler bundan çok rahatsız oldu. Bu yüzden Mehdi Haşimi'yi yargılayıp idam ettiler."


1979'da Şah'ı devirerek yeni bir devlet kuran ayetullahlar, bu devrimi tüm dünyaya ihraç etmenin arayışına girmiş ve devrimi ülke dışında savunma doktrinini geliştirmişlerdi.

Bugün SuriyeLübnanYemen ve Irak'ta kurmayı başardıkları örgütler devrim liderlerinin ilk planlarından bir tanesiydi aslında. 

Bugün ülkenin başındaki Ali Hamaney, sık sık "Suriye ve Irak'ta savaşmasaydık İran'ı koruyamazdık" paradigmasını İran halkına kabul ettirmeye çalışıyor.

İran halkı "Ne Lübnan Ne Gazze Sana Fedayım İran" sloganları atarken Hamaney, bunlara çok kızıyor ve "İran için kendini feda eden Süleymani'dir" çıkışında bulunuyor. 

Bugün gelinen aşamada devrimin ihracı, Şii hilali vs. gibi projeler ve büyük hedefler pratikte başarılı görünse de teorik olarak çökmüştür aslında.

İran'da, bu hedefleri gerçekleştirecek ne motivasyon kaldı, ne ekonomik güç ne de halk desteği 


İran yeni bir tarihi yol ayrımında idealizm yerine realizmi seçecek

Yukarıdaki bilgileri bugünü daha doğru ve isabetli okuyabilmek adına aktardım. Hakikatte İran İslam Cumhuriyeti ve liderleri, hiçbir zaman emperyalizm, düşman ya da "küffar" olarak nitelendirdikleri İran ile karşı karşıya gelmediler.

Bu iki rejimin çıkarları, dün Afganistan ve Irak işgallerinde örtüştüğü gibi bugün de Suriye, Irak, Yemen ve diğer İslam beldelerinde örtüşmektedir.

ABD rejimi İran'a muhtaç, İran rejimi de ABD'ye. Arada başka ülkeler olsa da özünde Tahran ile Washington arasında imzalanan nükleer anlaşma ile rahat bir nefes almaya başlayan ve Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin ifade ettiği gibi on milyarlarca dolar sermaye girişine takın olan İran'da 2-3 senelik süre içinde refah seviyesi arttı.

Refah seviyesi artarken reformistlerin de eli güçlendi ve demokrasi, özgürlükler ile insan hakları söylemleri öne çıkmaya başladı. 

İran'da kaba kuvvet ve zorla rejim değiştirmek kolay değildir, kötü bir geçmişe sahip olan ABD'nin desteğiyle yapılacak bir müdahale ile imkansıza yakın bir şeydir.

Fakat içeriden bir halk hareketi ile bu denenebilir. Nitekim 2018'in başındaki olaylar da bunun bir göstergesiydi. 

Olaylarda 7 bine yakın banker halkı milyarlarca dolar dolandırdı ancak ciddi bir cezalandırma ile karşı karşıya kalmadılar.

Rejim, göstermelik birkaç kişiyi tutukladı, idam etti, ceza verdi fakat 7 bin bankerin söz konu olduğu büyük bir organizasyonda bunun devede kulak olduğu biliniyor. 

Bu olayda yaşanan aslında şuydu: Rejim, bu finans şirketlerini kendisi kurdurdu, yüksek faiz vaadleriyle halkın yastık altındaki paralarını topladı ve ardından iflas senaryosunu uygulamaya koydu.

İran gibi bir yerde 7 bin bankerin rejimden habersiz binlerce insanı dolandırması mümkün değildir. 

Rejim, ardından Irak, Suriye, Yemen ve Lübnan'da attığı adımlarla ABD'nin başına yeni geçmiş Trump'ı kışkırtmayı başararak nükleer anlaşmadan çıkmasını sağladı.

Bu Trump'ın da seçim vaadi olduğu için onun da işine geldi. Rejim, bu sayede reformistlerin ve özgürlük taleplerinin önünü tıkadı ve yeni gerilim senaryosu devreye sokuldu. 

İran'da rejim, halihazırda tıkanmış durumda ve tek kurtuluş çaresi de ABD-Trump. Çünkü halkın en küçük gösterisini, itirazını ve talebini ABD ile ilintilendirerek anında bastırıyor.

Göstericilere destek açıklaması yapan basiretsiz  (ya da bilinçli) ABD yöneticileri de ayetullahların değirmenine su taşıyor. Geçen haftaki devlet karşıtı protestolarda "Kahrolsun ABD" sloganları bu nedenle dikkat çekicidir.


Süleymani, ABD'nin İran rejimine altın tepside bir ikramı

İran rejimi için sembolik değere sahip olan Kasım Süleymani'nin Irak'ta öldürülmesi, Trump'ın Hamaney'e altın tepside sunduğu bir ödüldü aslında.

Hamaney de bunu büyük bir mutlulukla kabul etti ve "Süleymani'nin ölüsü dirisinden çok daha etkilidir" diyerek bir nevi gizli bir anlaşmanın itirafında bulundu.

Politik restleşme ve jestleşmelerde bazen satır aralarında gerçek niyetinizi gayrı ihtiyari ele verirsiniz.

İran, aslında saldırıda paramparça olan Süleymani'ye ait bir iki organı cenaze olarak sunup şehir şehir dolaştırdı ve bunu rejim için bir yenilenme, kan tazeleme malzemesine dönüştürdü.

Süleymani, günden güne tükenen ve kan kaybeden rejim için bir nevi can simidi, ab-ı hayat oldu. 

Bir hafta boyunca edilen intikam yeminlerinin ve büyük büyük lafların ardından ABD'nin boş kamplarını vurarak yüzlerce asker öldürdük iddialarının arkasına saklanan İran, Ukrayna uçağını vurarak karimazyı ciddi olarak çizdirdi.

İran rejimi, hem boş kampları vurarak intikam alamamış hem de 145'i kendi insanı 176 kişiyi dandik hava savunma sistemi nedeniyle vurarak halkın gözünde yine sıfırı tüketmişti. 

Netice olarak; İran ile ABD tüm argümanları tükettikleri için yeniden müzakere masası kurmanın arayışı içine girmiş durumdalar.

Köşeye sıkışan ve tehdit gücü kalmayan İran, ABD'ye mesaj göndererek müzakereye hazır olduğunu bildirmiş görünüyor.

Halihazırda Tahran'ın tek umudu yeni seçilen Joe Biden. Demokrat Başkan'ın nükleer anlaşmaya dönmesi ve yaptırımları kaldırması Molla Rejimi için rahat bir nefes alınmasını sağlayacak. Bu tüm kartları tüketen rejime ab-ı hayat gibi gelecek. 

İran sene başında Süleymani olayında olduğu gibi geçen hafta suikaste kurban giden nükleer bilimci Muhsin Fahrizade Mahabadi olayında da birkaç sembolik "intikam saldırısı" yapmakla yetinmek zorunda. 

Öyle anlaşılıyor ki yakın olmasa da çok geç olmayan bir vakitte İran ile ABD gerginliği düşürecek ve orta bir yolda buluşacaklar.

Tabi bu noktada uluslararası kamuoyu ve iki ülke halkının da tatmin olması ve süreci inandırıcı bulması önemli. O yüzden tansiyonu biraz daha yükseltip göstermil birkaç hamle daha yapılabilir. 

ABD'ye Afganistan'ın ve Irak'ın kapılarını açan ve buradaki pastayı paylaşan İran, bundan sonra da ABD'yi razı edecek birçok koz ve imkana sahip bir ülke konumunda.