Tarih: 06.07.2021 13:41

Solun eski hastalığı nüksederse

Facebook Twitter Linked-in

Sol kesimde sayıları az olsa da sesi çok çıkan birileri şimdilerde Deniz Baykal’a “Erdoğan’a siyaset yolunu açtı” diye kızıyorlar. Baykal bunu yapmasaydı, yani partisi tek başına iktidar olmuş olan Erdoğan’ın siyasi yasaklı kalması için çaba gösterseydi ne olurdu peki? Söyleyeyim: 2002 seçiminde yüzde 34 oy alan AK Parti 2007’de belki de yüzde 47 değil yüzde 57 oy alırdı. Ki zaten ilk döneminde ciddi anlamda iktidar yıpranması yaşayan AK parti oylarının yüzde 47 seviyelerine çıkması da seçimden önceki bir yıl boyunca muhalefet eliyle yapılanların sağ tabanda uyandırdığı tepkinin sonucu olacaktı.

Yani CHP açısından mesele Erdoğan’ın yükselişini önlemekse Baykal’ın yapmaması gereken aslında bu ikincisiydi. Çünkü Erdoğan’ın veya AK Partinin yükselişini sağlayan asıl dinamik cumhuriyet mitingleri, 367 kepazeliği, parti kapatma davası, 27 Nisan e-muhtıra densizliği vs.nin sağ tabanda oluşturduğu konsolidasyondur.

Dolayısıyla Baykal açısından yanlış, bu antidemokratik fotoğrafın içinde yer almış olmaktır. Erdoğan’ın siyasi yasağının kalkmasına onay vermek, çarşaflı kadınlara CHP rozeti takmak değildir. Oysa bu ikinci kategorideki doğru tutumlarından ve icraatından dolayı yargılanıyor bugün devrim mahkemesinde! (Konunun ayrıntısı Yıldıray Oğur’un dünkü yazısında var.)

***

Bu tabloya baktığınızda bugün ana muhalefet partisinin “normalleşmesi” yolunda çaba gösteren Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarının işinin ne kadar zor olduğunu da görüyorsunuz.

Daha önce de birçok vesileyle vurgulamaya çalıştım: Kılıçdaroğlu’nun en büyük başarısı herhalde İstanbul ve Ankara belediyelerini çeyrek asır sonra AK Parti’nin elinden almış olması. Ama bu başarıyı partisinin oylarını arttırarak değil fonksiyonel bir muhalefet bloğu inşa edip muhalif seçmenin kimi yerde aralarındaki ideolojik uçurumlara rağmen ortak hareket etmesini sağlayarak elde etti.

Bu çok büyük bir başarı elbette. Ama CHP’nin asıl ulaşması gereken hedef sandıktaki desteğini de rakamsal olarak arttırmak yoluyla iktidar yarışına dahil olabilmesi. Bunun için CHP lideri partisinin toplumun sağına soluna değil tümüne ulaşabilmesi gerektiği fikrini parti politikası haline getirmeye uğraşıyor. Zor olan işte bunu başarması. Çünkü CHP, genel başkanından veya onun danışmanları ile kurmay kadrosundan ibaret bir yapı değil.

CHP tabanı üzerinde etkisi sınırlı olsa da sesi her zaman çok çıkan -tabandan ayırmak için “CHP çevresi” diyebileceğimiz- bir kesim de var. Çoğunlukla bürokratların, artık görevde olmayan bazı profesyonel siyasetçilerin ve eski tüfek gazetecilerin oluşturduğu bu kesimin yanısıra bir de “daha solcu” aydınlardan ve CHP’nin daha solundaki kimi parti ve örgütlerin mensuplarından oluşan bir çevre daha var CHP hinterlandında. CHP’li değiller ama parti üzerinde söz sahibiler.

Ana muhalefet partisinin “normalleşmesi” çabaları karşısında direniş hattını bu iki zümre oluşturuyor.

Bunlara göre CHP’nin toplumun geniş kesimleriyle kucaklaşması siyaseti partinin sağcılaştırılmasıdır, buna izin verilemez! Bunun yerine toplumsal ve siyasi çelişkinin sürmesi ve giderek keskinleşmesi lazım ki giderek bilinçlenen halk kitleleri bir gün ayağa kalkıp sorunu çözsün…

***

Türkiye’de serbest seçimlerin yapılmaya başlandığı 1950’den bu yana CHP hiçbir zaman çoğunluğun desteğini alamadı. Siyasi yelpazenin solunda konumlanan -veya öyle tanımlanan- partilerin tamamının toplam oyu da yüzde otuzlar seviyesinin üstüne çıkmadı. Dünyada benzeri olmayan bir tablo bu. 70 yıllık bir periyotta sol siyasetin bir kere bile sandık başarısı gösteremediği başka ülke var mı, bilmiyorum.

Solcu aydınlarımıza sorarsanız bunun sebebi Türk toplumunun muhafazakarlığı, dindarlığı. Peki, bu bahane mi?

Siz ateizm derneği misiniz ki “Dindar halk bize niye oy versin” diyorsunuz?

Hem sizin partiye oy veren yüzde 25 dinsiz mi? Yoksa bu yüzde 25 de mi fazla görünüyor gözünüze? Onları da mı kaçırtmak istiyorsunuz?

Bu yüzde 25’i 35 veya 55 yapmak için uğraşmak niye kötü olsun?

***

Bu halk dindar olduğu için bize oy vermez” yaklaşımının mantıksızlığı ve tutarsızlığı bir yana, ana muhalefet partisinin politikalarını bugüne kadar etkileyebilmiş olması çok garip bir durum.

Ona bakarsanız, sözgelimi Güney Amerika toplumları bizden çok daha dindar, çok daha muhafazakâr. Oralarda sol hareketler çatır çatır seçim kazanıyor.

Bizde ise son yerel seçimde siyasi kökeni itibarıyla Mansur Yavaş’a ve hatta aile kökeni itibarıyla Ekrem İmamoğlu’na da itiraz etmiş olan bir kesim Kılıçdaroğlu’nu “partiyi sağcılaştırmak”la suçluyor.

Öte yandan, “Sünni” sözünü hakaret anlamında kullanan bir solcu aydın çıkmış, Baykal’ı “Erdoğan’ın önünü açtı” diye eleştiriyor… Eli kalem tutan, ağzı laf yapan ne kadar solcu varsa, onlar da koro halinde bu lafları tekrarlıyorlar. CHP’nin eski genel başkanını partiden ihraç ettirebilirlerse sol siyasete iktidar yolu açılacak!

CHP açısından iyi haber bunların -sesleri çok çıkmakla birlikte- tabanla ilgilerinin ve tabanı etkileme kabiliyetlerinin zayıflığı. Ama tavan da bağışıklığını güçlü tutmalı. Ne de olsa tabanı değil tavanı etkileyen o eski hastalıktan söz ediyoruz çünkü.

 

 




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —