Siyavuş´un Ölümü Üzerine

Eyüp Azlal değerlendirdi: Siyavuş´un Ölümü?

Siyavuş´un  Ölümü Üzerine

Kıymetli dostum Umut Başar´ın yetkin bir çevirisiyle İranlı yazar Simin Danişver´in ?Siyavuş´un Ölümü? adlı romanı Türkçeye kazandırıldı. Kitabın Farsça aslı kaynaklarda ?Sevûşûn? diye de geçer. Mütercim, Soveşunun açılımı Sugu Siyavuş yani Siyavuş matemi olmasına karşın bilinçli bir şekilde ?Siyavuşun Ölümü? ismini Türkçe tercümede tercih etmiştir.

 Bu tercihte Fars mitolojinde önemli bir kahraman olan Sivayuş´un ölümünün bütün İran´ı hüzne boğan önemli bir hadise olması etkilidir. Hatta söz konusu hadisenin tesiri günümüze kadar ulaşmıştır. Siyavuş´un Ölümü adlı romanın İngilizce tercümesinde isminin değiştirilmediğini Farsça özgün ismiyle kitabın basıldığını de söylemek icap eder. Kitabın isminin anlamlı bir başlıkla tercüme edilmesi bu bakımdan Türk okuyucusu açısından bir kolaylık sağlamak adına yapılmıştır.   

Siyavuş´un Ölümü, bir İranlı kadın yazar tarafından ve kadın bakış açısıyla yazılmış ilk romanlardandır denilebilir. Bu eser, roman tekniği bakımından çok çok güçlüdür. Bunda yazarın İngilizceyi ana dili gibi biliyor olması ve İngilizceden roman çevirmesinin etkisi çoktur. Türkiye´de Millî Mücadele dönemi kadın yazarı Halide Edip Adıvar ile ve onun eseri ?Ateşten Gömlek? ile benzer bir yönü var. Halide Edip´in eserinde kahraman erkek ?Peyami? Simin Danişver´in kahramanı ise kadın ?Zeri?dir. Ateşten Gömlek romanında olay, İstanbul´un İngiliz işgaliyle başlar. Halide Edip Adıvar, bir yazar olmasının yanı sıra Kurtuluş Savaşı sonrasında İstanbul Üniversitesinde İngiliz Dili ve Edebiyatı hocalığı yapmıştır.

Yine romanda ?İran-İngiltere Dostluk Cemiyeti? geçer. Bu cemiyetin bir benzeri de İngilizler, Osmanlı´yı yıkarken kurduğu bir cemiyet vardı. Adı ?İngiliz Muhipler Cemiyeti? idi. İngilizler, İstanbul´u işgal ederken bu cemiyet ise şehrin fakir semtlerinde her gün çok miktarda et dağıtarak işe başlamıştı. Acaba bu işin bir benzerini Şiraz´in işgal edilmeden orada 17 yıl ?Singer? terzi makinesi satan-dağıtan ajan Zinger mi üstlenmişti?

Siyavuş´un Ölümü romanı hakkında şunları da söyleyebiliriz. 23 bölümden oluşan roman, Zeri´nin perspektifinden aktarılır ve 1940´lı yılların kirli politik ilişkilerine istemeden de olsa bulaşmış Şirazlı büyük arazi sahibi bir ailenin dramını aktarır. Zeri´nin eşi, yabancı güçlerin isteklerine karşı duran bir kişidir. Ekinini işgalci güçleri beslemek için değil de kendi köylüleri için değerlendirilmesini ister. Milliyetçi ve vatansever bir kişiliğe sahiptir. Buna karşılık ağabeyi milletvekili olmak için kim ve kimlerle işbirliği yapıyor eserde açıkça belirtiliyor. Ebul-Kasım, Türk filmlerinde Şener Şen ve Kemal Sunal´ın canlandırdığı tipik bir Doğu siyasetçisidir. İngilizlerle iş birliği yapıp hayatını idame etme peşindeyken kardeşi Yusuf, vatanperverliğinin bedelini hayatıyla öder. Son bölümde Yusuf´un cenaze töreni bir kitle hareketine dönüşmenin eşiğinde olan gömülme töreni oldukça akıcı bir dille anlatılır. Fakat hükümet güçleri göstericileri dağıtır. Halkın dağılmasıyla Yusuf´un naaşı yolda eşi Zeri ve Yusuf´un ağabeyi Ebu´l-Kasım ile yapayalnız kalır.

“Siyavuşun Ölümü” ile ilgili görsel sonucu

Bu romanın beni en çok etkileyen tarafı olayın-olayların Şiraz´da geçmesidir. Şiraz şehri, malumuz hem İslam edebiyatlarında hem de İslam öncesi Doğu Edebiyatından ismi sıkça zikredilen bir şehirdir. Dolayısıyla edebiyatçıların kutsal olarak şehri bilinir. Her ne kadar romanda Hafız-ı Şirazî, Sadi-i Şirazî ve Haco-yı Kermanî fazla geçmese de şehrin ismi bile geçmesi kalbimizi kımıldatır yerinden. Gerçi romanın başkahramanı Zeri (Zehra´nın kısaltılmışı) arkadaşlarına ?Hafız Falı? açıp Hafız´dan şiirler okuması da vakidir.

Romanın kahramanı Zeri´nin Şiraz´daki evi benim de daha önce Şiraz üzerine yazdığım tasvirlere yakın? ?Evet, benim şehrim bu ev ve ben onun her karışını seviyorum: Sırttaki tepeleri, binayı boydan boya çevreleyen eyvanları, çitin iki kenarında uzanan iki ırmağı, bahçenin arkasındaki iki nar ağacını, kendi elinle yaptığın narenciye bahçesini, kendi ellerinle aşıladığın turfanda ağaçları??

Romanda Şiraz´ın İngilizler tarafından İşgali de İstanbul´un işgaline benzer. İngilizler, Şiraz´daki işgalin aynısını yaklaşık yirmi yıl öncesinde İstanbul´da da denemişlerdir. İstanbul, işgal edilmeden önce İngiliz ajanları ve işbirlikçiler tarafından kısmi bir işgale uğrar. Mesela o dönemin aydınları Sultan Abdülhamit´in İngilizlere karşı mücadelesinde ona Kızıl Sultan yaftası yapıştırırlar. Hatta İngilizler, İstanbul´dan önce başka bir İslam ülkesi işgal edince Servet-i Fünuncular da sırf Sultan Abdülhamit´e karşı gelmek için İngiliz sefirine tebrike giderler ve ?siz oraya medeniyet götürdünüz? derler.

İngilizler Şiraz´ı işgal ettiklerinde Osmanlı topraklarında kullandığı ajan Arabistanlı Lawrence gibi bir ajan var. Adı Zinger. Bu ajan 17 yıl Şiraz´da singer dikiş makinesi satar. İsmiyle müsemma bir iş yapan Zinger, 17 yıl Şiraz´da yaşıyor olmasına rağmen Farsçayı bir türlü öğrenememiş ama oradaki bütün köylü kızlara dikiş ve nakışı o öğretmiştir. İran´daki geleneksel dikiş nakış (el dokuma halıları ve diğer eşya) singer dikiş nakış işiyle köreltilmiştir. Nasıl Hint kumaşı yerine İngiliz kumaşını yerleştirdilerse Şiraz´da da bunu yaptılar. Çok geçmeden işgal başlayınca Singer satıcısı Zinger, birden İngiliz işgal komutanlarından biri oluveriyor.

Romanda Şiraz´da yaşayan Kaşkay Türkleriyle ilgili olumsuz bir tavır vardır. Kaşkaylar menfi şahsiyetler olarak romanda geçiyor. O dönemde iskâna tabi edilmemiş çapulcu aşiretler gibi gösterilir. Tıpkı Osmanlı dönemindeki aşiretlerin yapmış olduğu yağma hareketlerine benzer bir durumu vardır. Yazarın bahsettiği Sohrab ve Rüstem, Güney İran´ın Fars eyaletinde yaşayan yarı göçebe Kaşkaylar kabilesinden iki kardeştir. Bu iki kardeşin asıl amacı, Almanlara satılmak üzere Yusuf´tan ürününü istemektedir. Rüstem de Sohrab da Alman hayranıdır. Yazar, Simin Danişver, her ne kadar güçlü bir roman tekniğine sahip olsa da kahraman Yusuf ağzından Kaşkaylara karşı bir ön yargıya sahiptir. Yoksa o dönemde İran´ın sabık başbakanı İngilizlere karşı Almanlardan yanda tavır takınmıştır. Yine, yazar bir kabile üyesi olan iki kardeşi belagat ehli yapması ve kahraman Yusuf´a karşı  ?Bir Aspirininiz var mı? Bayer olsun? demesi de manidardır.