Tarih: 19.07.2019 12:28

Siyasi Ayak Arayışında Mantık ve Hukuk Dışı İsnatlar;

Facebook Twitter Linked-in

Gelişi güzel analizler, günü kurtarmaya endeksli siyasi hamleler sorunları büyütüp altından kalkılamaz hale getirmekten başka bir şeye yaramıyor. Görmezden gelmek hatta ısrarla yok saymak da geçici bir süre huzur verse de yıkılması mukadder hayali bir dünya ve hayali bir dönem inşa etmekten öteye asla geçit vermiyor. Bu tür tutumlar hastaneye giden bir kişinin önüne koyulan kan ve idrar tahlilleriyle, röntgen ve ultrason raporlarıyla kavga etmekten, doktorun ilaç ve diyet tavsiyesine öfkeyle meydan okumaktan başka bir anlama gelmiyor çünkü.

Erken ve doğru teşhis tedaviyi kolaylaştırırken geciken ve yanlışlar ihtiva eden teşhisler bireyin sağlık ve geleceğini tehdit altına soktuğu gibi toplum ve siyasetin de istikrar ve geleceğini tehdit altına sokmaktadır. Geldiğimiz aşamada Türkiye´nin imkân ve kazanımları kadar karşı karşıya kaldığı risk ve tehditler de azımsanamayacak oranda arttı ve artıyor.

Siyasi ve diplomatik gerilimler, askeri ittifaklar ve enerji sahalarına dair sıcak çatışmalara varma ihtimali yüksek gerilimler, dönüşüme uğrayan aile ve çözülmeye yüz tutan ahlaki problemlerin salgın bir hastalık gibi yaygınlaşması, modern ve geleneksel tasallutlar altında itikadi ve ameli sapmalarla İslami değerlerin toplum nezdinde itibar kaybetmesi ve nihayet ülkeyi Ata/Türkçülük temelinde boğucu bir atmosfere mahkûm etmiş devletçi-bürokratik teamüllerin hortlamak için fırsatlar kollaması bu meyanda ilk akla gelenlerdir.

Zor Olsa da Yüzleşme Mecburiyeti

31 Mart´tan 23 Haziran´a ortaya çıkan tablo kanaatimce AK Parti ve muhafazakâr-dindar camia nezdinde halen ciddi ve kapsamlı bir biçimde değerlendirilebilmiş gibi gözükmüyor. Çünkü mesele isimsiz adressiz ve genel manada hiç kimsenin itiraz edemeyeceği fakat bir türlü de sadra şifa olmayacak özeleştiri görünümlü basit ve güya mesajın alındığını ima eden PR çalışmalarından ibaret. Dahası sorun yapısal bir sorun olarak değil en temelde ve öncelikle iletişim probleminden ibaret olarak konuşuluyor.

?Kendimizi yeterince ve doğru bir biçimde halka anlatamadık? perspektifine eşlik eden ?bu seçimin de galibi yine biziz? tarzı süngüyü dik tutarak teşkilat ve tabana moral verme stratejisini sürdürmekte ısrar edilirse ne muhasebeye ne de yeniden yapılanıp daha güçlü bir model ortaya koyabilme fırsatı yakalanabilir. İnsan ve toplum kadar siyasi teşkilat ve devletlerin de kendi gerçekleriyle yüzleşmesi çok zordur elbette. Ancak bu zorluğu aşmadan diğerlerini aşmak üzere yola çıkılamıyor.

Zamanında yapılmayan özeleştiriler, eleştiri ve tavsiyeler iş işten geçtikten sonra hiçbir kıymeti haiz değildir. Aykırı olmayı, dışlanmayı hatta hedef haline getirilmeyi de göze alarak sözü zamanı, mekânı ve muhatabı şaşırmadan söyleyebildiğimiz oranda kendimizi ve içinde bulunduğumuz toplumu ıslah edebiliriz. Modaya uyup amigoluk yapmanın getirilerini elimizin tersiyle itip hakikati söylemenin bedeli razı olmadıkça önce huzursuzluk ve şikâyetlerin ardından da nifak ve kavgaların önü açılır.

23 Haziran´da tekrar eden İstanbul seçimlerinin sonuçları yeni parti belki de yeni partiler üzerine yapılan tartışmaları hararetlendirdi. Bu bir yere kadar doğaldır. Ancak bu tartışmaları AK Parti nasıl yönetecek, nasıl karşılayacak dahası nasıl engelleyecek gibi makul ve kuşatıcı çözüm üretecek tartışmaların üzerinde durmak lazım. Zaten öteden beri adeta otomatiğe bağlanmış ve zaman ilerledikçe devri artan bir kulis haberciliğiyle ön almak ve kayıpları engellemek muhal. İş o safhayı geçeli çok olduğu gibi artık bu tür kulis ve sosyal medya manipülasyonları tümden zarara çalışıyor. Bu yöntem ve araçlarda ısrar etmek akıl karı değil.

Kavgamıza Şeytanları Karıştırmayalım

Peki, süreci Fetö´yle, Fetö´nün siyasi ayağıyla irtibatlandırarak yönetmek nasıl bir sonuç verir? Hiç felsefe yapmadan, sosyolojik analizlerle lafı dolaştırmadan söyleyelim isterseniz. Mansur Yavaş´ı ?sahte senet? meselesi, Ekrem İmamoğlu´nu ?uluslararası proje? söylemi, Meral Akşener´i ?Fetö´nün siyasi ayağı? olarak niteleyen siyasal propaganda hangi sonuçları doğurduysa yeni parti girişimleri için devreye sokulan benzer mekanizmalar da aynı sonucu verecektir kesinlikle. Birkaç gündür Türkiye´nin son elli yıllık tarihinde kurduğu örgütler, yönettiği partiler, yayınladığı gazete ve dergiler marifetiyle askeri cuntalara paydaşlıklarıyla bilinen Doğu Perinçek´in beyanları matah bir şeymiş gibi dolaşıma sokuluyor.

Perinçek, Maocu ve Sol-Kemalist ajitasyon yöntemlerinin, propaganda tekniklerinin usta isimlerinden birisidir elbette. Ancak tarihi tecrübeyle sabittir ki; kimin yanında durursa, kime destek olursa önce onlara zarar verir. Efendim, eğer Perinçek´e bakılacak olursa Ahmet Davutoğlu, Abdullah Gül ve Ali Babacan meğer Fetö´nün siyasi ayağıymış. Üstelik Davutoğlu, Gül ve Babacan Amerika hesabına çalışıp CHP ve İYİ Parti´yle ittifak ediyorlarmış! Her tarafından mantıksızlık, ahlaksızlık ve hukuksuzluk akan bu tür iddiaları derhal ve şiddetle reddetmek elzemdir. Fetö adına hareket eden siyasi ayak arayışı siyasi akıl ve basiretten koparsa dostlar düşmana, düşmanlar dosta dönüşebilir bir anda. İlaveten AK Parti´nin kurucu kadrolarını, Hükümeti en üst düzeyde şunca sene temsil etmiş isimleri bu kirlik ve karanlık yaftalarla suçlamasına müsaade etmek benzer yaftaların bir süre sonra bütün kadrolara teşmil edilmesini beraberinde getirecektir.

Öfkeyle kalkan zararla oturur, bu kesin. Aile için kavgalara Şeytan ve dostlarını asla karıştırmamak icap eder. Atalarımız der ki; kardeş ?kardeşi bıçaklamış sonra da kucaklamış?. Kaldı ki arada böyle bir sorun değil siyasal üslup ve yöntem veya öncelik-sonralık değerlendirmesine ilişkin farklı içtihatlar yapılmış. Bunlar basit ve kolayca çözülecek problemler değil elbette. Ne var ki problemi çözme sanatının adı siyasettir. Medya üzerinden, sosyal medya operasyonları ikliminde çözüm yolu tıkanıyor. Ayrışma ve çatışma muhafazakâr-dindar siyasi kadrolara da topluma da genel manada ümmete de hiçbir fayda getirmeyecek. Kimse kimseye lütufta bulunduğunu ima etmeden, kimse kimseyi ihanetle suçlamadan istişare zeminini açık tutmaya matuf adımlar atmalı. Zarar büyüdükten, imkânlar elden çıktıktan sonra yapılacak tavsiyelerin de özeleştirilerin de hiçbir faydası olmayacak çünkü.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —