Siyasal ve sosyal olan dinden ayrıştırılamaz

Özgür Yazarlar Birliği´nin İslami Siyasi Düşünce Birikiminin İzinde başlığıyla yürüttüğü tartışma dizisinin ilk programının konuşmacısı Hakikat Karşısında Toplumsal/Siyasal Gerçeklik başlığı ile Abdurrahman Arslan´dı.

Siyasal ve sosyal olan dinden ayrıştırılamaz

Abdurrahman Arslan konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

 Kirli bir zihin ancak bilgiyle temizlenir, aksi halde o zihin kirli bilgi üretmeye devam edecektir.
? Hakikat, doğruyu bulmak için kendisine bilerek ya da bilmeyerek teslim olduğumuz şeydir. Hiçbir düşünce, amel temelsiz var edilemez ve o temel de bilgidir. Şüphe etmediğimiz bilgidir hakikat. Bu bilgi vahiy temelli olabilir, insan ürünü olabilir.
? Hakikat ortadan kalkınca doğru yanlış da ortadan kalkar ve akıl eski işlevini yerine getiremez.
? Her hakikat bir sosyal gerçeklik inşa eder. Sosyal gerçekliği hayat evrenimizde, eylemlerimizle her gün yeniden üretiyoruz. Ama bu evren artık bize ait değil. İman ile amel ayrışmış durumda.
Bizi bugüne irademiz, söylediklerimiz getirdi. Bugün geldiğimiz yeri beğenmiyorsak yeniden düşünmeliyiz.
? Gerçeklik insanın her türlü malzemeyi bir araya getirdiği, yaşarken kurduğu fiziksel ve sosyal dünyadır. Gerçeklik ideolojiden, yaşam biçiminden, düşünceden kopuk değildir. Ve İslam gerçekliğe hizmet ettirilen bir din haline getirildi. İslam özne değil nesne konumunda.
? ?Hakikat vardır.? dersen fundamentalist, Taliban, Boko Haram etiketlerini yersin. Eylemle ilgili değildir bu, hakikate bakışla ilgilidir.
? Modern dünyayı kuran hakikat telakkisinde kriz var. Kriz, çözülme iktisadi değil. Müslüman, İslam gözüyle değil iktisat gözüyle bakıyor meseleye. Gecikmiş modernlik bu.
? Hakikat krizinin çözümünü iktisatta ve siyasette aramak boşuna bir çabadır. Hayatı kurmanın, kirli zihni temizlemenin adıdır İslam hakikati.
? Kriz dönemlerinde toplumdaki insâni hasletler anlam kaybına uğrar. Aile yapısı, birlikteliği tehdit edilir.
? Biz çoğulculuğu anlamadan tartıştık. Onu Kürt, Türk gibi etnik veya dini farklılıklarla bir arada yaşayabilme sandık. Halbuki çoğulculuk hakikati olmayan insanların bir arada yaşama talebidir.
? Bir şeye ahlakı katmak ile bir şeyi ahlak üzere kurmak bambaşka şeydir.
? Düşüncede ameli esas alan bir başlangıç noktasına ihtiyacımız var.
? Batıda üç değişim söz konusu: Grek düşüncesine karşı kaynağı kitap olan Hristiyanlık, hakikati kitapta değil tabiatta arayan modernlik ve hakikatin ölmesiyle olan hiçlik.
? Hakikat yok demek de bir hakikattir. Atom bombası, kuantum teorisi hakikat krizini tetikledi. Akıl saf ayna gibi görülürdü. Tabiatı araştıran akıl ayna gibi yansıtır dediler. 1945 sonrasında saf akıl yok dendi.
? Adalet, iyi, kötü, doğru, yanlış hepsi Tanrı ölünce öldü. Her şey artık bir yorum meselesidir.
? Müslüman itaat etmek istemiyor. İlim otoriteleri bitti ve herkes artık kendinin fakihidir.
? ?Tanrı´nın inayetine inanan topluluk özgür olamaz. İnsan ancak kendi aklına, yeteneğine inanabilir.? dediler batıda 1850´lerde.
? İlerleme, kalkınma batının gözünde bitmişse de bayrağı müslümanlar aldı. Ellerinde ?sürdürülebilinir? kavramı kalan Batı, ?çevreyi incitmeyelim de bu yaşam tarzımızı koruyalım? modundadır.
? Bizi bugüne irademiz, söylediklerimiz getirdi. Bugün geldiğimiz yeri beğenmiyorsak yeniden düşünmeliyiz.
? Din ile siyaseti birbirinden ayırmak sekülerizmdir. Humeyni´nin ?Müslümanın dini siyaset, siyaseti dindir.? fikri epistemolojik olarak doğrudur.
? ?Kalpler Allah´ı anarak tatmin oluyorsa? gerçeği psikolojide aramayalım. Sosyolojide aramıyorum ben de. Sosyal teori müslümana uygun değildir. Siyasal ve sosyal olan dinden ayrıştırılamaz.
? Pozitivist hakikat telakkisi suya düştü, hakikat görecelidir artık. Tek bir hakikat yok, hakikat evrensel değil. Nesnel hakikat yok ve sosyal bilimler bu mekanizma üzerine kurulu.
? Ekonominin, sosyolojinin, psikolojinin gözüyle müslümanın sorunları çözülemez. Batıda psikiyatri tartışmalıyken bizde olağanüstü ciddiye alınıyor.
? Tarihselcilik, hermenötik her hakikati dile bağımlı görür. Bundan ?Allah, Arapça gönderirken Arapçanın imkanı yetmiyor.? anlamı çıkar.


? Ben ?toplum? değil ?cemaat, ümmet? diyorum. Cemaat fıkhı olandır, kendi sorununu kendi içinde çözendir.
? Birey fert değildir. Birey vahyi temel almayıp aklıyla doğruya karar verir.
? Geleneğin kurucusu sünnettir. 1940 yılında ?esatir? kelimesi ?gelenek? olarak Türkçeleştirildi. Sünnet/gelenek bir yaşam biçiminin karşılığıdır. Gelenek peygamberlerin bıraktığı kırıntılardır. Gelenek sahihse bugün burayı ona göre değiştirmeliyiz. Sünnete uygun hayat tarzını modernizme karşı alternatif olarak üretebiliriz.
? İlk dönem İslamcılar gelenek eleştirisini batıdan aldılar. Geleneğe, sünnete bağlı cemaat kurup yaşayabiliriz. Emperyalizm, kapitalizm ve modernizme karşılık vereceksek ancak yaşam biçimiyle karşılık vereceğiz.
? Her şeyi ahlaki temelde inşa edersek adil davranmış oluruz. Gelecek kaygısını ahlakın yani adaletin üzerine kurmalı.
? Camide kameranın işi ne? Güvenlik her şeyi meşru kılmamalı. Panoptikon üzerine batıda çokça yazıldı.
? Çağımızın insanı durağanlığı sevmiyor. Bu hızlı hayat islama uygun mu? Müslümanın kendine ait zaman, mekan telakkisi olmalı.
? Modernizm, kapitalizmden evvel bu hayatın kendisine, bu topluma itiraz etmeli. Bu toplum, bu hayat doğru kurulmamış. Haramı yakınlaştırıp helali uzaklaştıran bir toplumda da İslam ancak din polisi olur.
? Ulus devlet, insanın bütün hayatını yönlendirmek ister. Televizyon kamusal alanı temsil eder. Özel-kamusal ayrımı kalmadı. Artık evi mahremiyet alanı olarak düşünemiyoruz. Kamusal alan özel alanı yemiştir.
? Hristiyan müminler Roma´da çoğalınca ?biz çocukları devlete vermeyiz? dediler. Greklerde devlet eğitmek için çocukları 2 yaşında alırdı.