Tarih: 08.11.2019 16:51

SİYANÜRLE İNTİHARI DUYUNCA

Facebook Twitter Linked-in

mamlara yaptığım konuşmada, “Size bilmediğiniz bir şeyler anlatamam. İçinizde benden daha âlim insan olduğunu biliyorum. Mesela, Sevgili Peygamberimize ilk vahiy geldiğinde, ‘ilk defa kime okuduğunu’ söylemeyeceğim. Siz, kaynaklarıyla beraber o ilk inen ayetleri sevgili eşi ve bütün müminlerin annesi Hazreti Hatice anamıza okuduğunu biliyorsunuz.

Bunu biliyoruz da her gün okuduğumuz kitapların özetini sevgili eşimize ve aile bireylerine okuyanımız çok azdır.

‘Cuma günü okunması istenen hutbeyi, eşine ve çocuklarına okuyan arkadaşlar parmak kaldırsın’ diyorum, bir veya iki kişi parmak kaldırıyor.

Her hutbede, en az bir ayet ve bir hadis vardır. Senenin elli iki Cuma’sında elli iki ayet ve elli iki hadis ve açıklamasını öğrenmiş olacak aileniz” diyorum.

Yani, yediklerimizin kana, tene, iliğe dönüştüğü gibi, bilginin de öze, vicdana, eyleme/faaliyete/amele dönüşmesi ve bu amelin refleks haline gelmesi gerekir diyorum da bu hafta meydana gelen ve yürekler dağlayan bir olayda kendimi gözden geçirdim.

Demesi kolay, yapması zor.

Haberlere göre, İstanbul-Fatih semtinde en küçüğü kırk sekiz yaşında, en büyüğü altmış yaşında olan dört bekâr kardeş, hayatın üzerlerine yüklediği yükün altında ezilince, siyanürle kendilerini zehirlemişler.

Kız kardeşlerden biri, Mimar Sinan Üniversitesi’nde model olarak çalışıyormuş, öbür kız kardeş de düğünlerde şarkıcılık yapıyormuş.

“Model”in ne olduğunu 1985 yılında öğrendim.

Lise yıllarında sohbetlerime katılan, güzel sanatları kazanınca dostluğumuz devam eden delikanlı, bir gün yanıma geldiğinde okulu bıraktığını, anadan doğma soyunmuş bir kadının çizimini yapmamız istendiğinde, “Bir annenin, bir eşin, bir kız kardeşin böyle aşağılanmasına seyirci kalamam” diyerek ayrıldığını, hocasının onun çizgilerine hayran olduğundan, “Seni o dersten sorumlu tutmayacağım” demesine rağmen okula gitmediğini anlattığında duymuştum “model”in ne olduğunu.

O dostum, ekmeğini grafik yaparak kazandı ve sahasında aranan adam oldu. Okula devam edenlerden daha fazlasını kazandı.

Bu siyanürle intihar olayını duyunca kendimi yokladım.

“Bu aile, senin komşun olsaydı ve bu durumlarını bilseydin, gücün de olsaydı yardım elini uzatır mıydın?” dedim kendime.

Tereddütler geçirdim ve Sevgili Peygamberimizin davranışını hatırladım:

Bu gün gazete ve televizyonların, internetin yaptığı yayımı o günlerde şiir yapıyordu.

Birini öven veya söven bir beyit, kısa zamanda bütün çevreye yayılıyordu.

Sevgili Peygamberimizi hicveden şiirleri şarkı halinde okuyan Sare veya Sarre isimli kadın, bir gün Medine’ye geliyor ve Sevgili Peygamberimizin huzuruna çıkıyor.

Sevgili Peygamberimiz, “Hicret için mi geldin” deyince, “Hayır” diyor.

“Müslüman mı oldun” diyor, yine, “Hayır” diyor.

“Öyle ise neden geldin” deyince, “Siz, Mekke’de aile sahibi, asil, yardım sever, efendi ve güçlü bir kabile idiniz. Bedir’de Mekke’nin ileri gelenleri öldürülünce ben sıkıntıya düştüm.”

Sevgili Peygamberimiz, “Mekke’nin gençleriyle aran nasıl” deyince, “Bedir’den sonra benden kimse bir şey istemedi ve ben de sana geldim yiyecek ve giyecek istiyorum” diyor.

 Sevgili Peygamberimiz de, bir yıllık yiyecek ve giyecek tedarik edip gönderiyor. (Vakıdi, Esbabü’n-Nüzül, Mümtehıne süresi ayet 1, Kurtubi, el-Cami li ahkam’il-Kur’an)

Mekke’ye dönerken Hatıb bin Ebi Beltea’nın Mekke’nin fethi hazırlığını haber veren casusluk mektubuyla yakalanmasına rağmen Sevgili Peygamberimiz, Hazreti Ali’ye mektubu aldırmış, kadın, mektubun içeriğini bilmediğinden cezalandırmamış ve yolundan alıkoymamış.

Sare, Mekke’nin fethinden sonra Müslüman oldu ve Hazreti Ömer döneminde vefat etti. Allah ondan razı olsun.

“Seviyoruz” demeye yüzümüz olmasa da, “Seni seviyoruz ya Rasülellah”.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —