Sindi: ABD, Irak’ı özgürleştirdi mi, işgal mi etti?

Serbest Ferhan Sindi, indyturk.com’da “ABD, Irak’ı özgürleştirdi mi, işgal mi etti?” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz.

Sindi: ABD, Irak’ı özgürleştirdi mi, işgal mi etti?

ABD‘nin 2003’te Baas rejimine son verdiği ve Saddam Hüseyin’i devirdiği 19 Mart müdahalesi, sebepleri ve sonuçları itibarıyla tartışılmaya devam etse de Irak halkının 2003 öncesinden ise bugünden geleceğe daha umutlu baktığı bir hakikat. 

Iraklıların 2003 öncesinde görece daha güvenli ve ekonomik açıdan daha rahat oldukları ve ABD’nin buraya girmesiyle ülkenin istikrarsızlığa sürüklendiği, asayişin kalmadığı, ekonomik krizin derinleştiği, altyapı hizmetlerinin aksadığı ve temel ihtiyaçların karşılanmadığı şeklinde tespitler yapmak mümkündür ancak özgürlüğe, hukuka, demokrasiye, insan haklarına, kadın haklarına ve insan onuruna dair hiçbir değerin olmadığını da eklememiz lazım. 

Saddam gitmeseydi ve Baas rejimi yıkılmasaydı Iraklılar “özgür yarınlara ve müreffeh bir ülkeye” çok daha uzak kalacaktı.

Mevcut sistem ağır aksak işliyor ve açmazları çok fazla lakin bu Saddam’ın ya da Baas’ın bugünden daha iyi olduğu sonucuna bizi götürmez.

Irak şu an zor süreçler geçiriyor ve halkının önemli bir bölümü perişan halde. Doğru.

Peki, bu doğru ABD müdahalesinden mi kaynaklı yoksa ülkedeki güç mücadelesinden ve Şii-Sünni-Kürt anlaşmazlığından mı? 

Saddam, ağızı açanı idam ederek, hak talep edeni kurşuna dizerek, Şiileri katliama uğratarak, Kürtlere soykırım uygulayarak ülkede diktasını tesis ediyordu. 

Baas rejimi ya da Saddam’ın yıkılmasıyla İran’ın Ortadoğu’da yayılmacılığını artırdığını birçok kişi gibi ben de kabul ediyorum.

Saddam, İran’ın Şii Hilali ya da emperyal emellerinin önünde büyük bir set oluşturuyordu. Saddam’ın ardından Irak da İran’ın hegemonyasının bir parçası oldu. 

Irak’ı ABD Saddam’dan kurtardı ve Baas rejimini devirdi ancak askeri, siyasi, ekonomik, kültürel ve sosyal olarak İran’ın hegemonyasına girdi.

ABD 2011’de çekilince bu ülkeden geriye fiili olarak bir şey kalmadı. İran ise bu ülkenin tüm kurumlarına yerleşti. 

Irak müdahalesine Türkiye gibi ülkeler Kürtlerin elde edeceği haklar nedeniyle karşı çıkarken “ABD’nin baş düşmanı” şeklinde nitelendirilen İran can başla destekliyordu.

Bunun arkasında yatan ise İran’ın sahip olacağı kazanımlar ile Türkiye’nin siyasi olarak kaybedeceği mevzilerdi. 

Savaşa aslında ABD çoktan karar vermişti ancak tam zamanının netleşmesi uzun sürdü. Biraz da müttefiklerin ikna olması ve karar vermesi zaman aldı. 

Bu savaş insan hakları savunucuları, solcular, İslamcılar ve ABD karşıtları için “emperyalist” bir savaştı ve karşı çıkılmalıydı.

Karşı çıkanlar Saddam’ın uygulamaları, Baas rejiminin niteliği, sebepler ve sonuçlar ile ilgilenmiyordu. Onlar için ABD’nin Irak’a girmesi karşı çıkmak için geçerli bir nedendi. 

Savaşın en hararetli savunucularından biri olan Cengiz Çandar, Saddam’ın devrilmesini desteklediği için hiçbir zaman pişman olmadığını söyleyerek yıllar yılı tepkileri üzerine çekti.

Türkiye’de o dönem savaşı destekleyen ve Türkiye’nin destek vermesini savunan isimlerden biri de Ertuğrul Özkök’tü.

Solcular ve İslamcıların tepkisine rağmen Çandar, Irak’a müdahaleyi her zaman savundu. Ona göre savaşta 10 binlerce kişi öldü ancak Saddam’ın hükmü altındaki ülkede hergün onlarca çocuk açlıktan hayatını kaybediyordu.

Çandar, kaleme aldığı kitabında da bu savaşı neden desteklediğini, Saddam’ın neden devrilmesi gerektiğini uzun uzun anlatıyor. 

Bu savaş sebepleri ve sonuçları bakımından uzun yıllar daha tartışılmaya devam edecek ve İran’ın halihazırdaki hegemonyası ve kötü yönetim nedeniyle “Saddam daha iyiydi” diyenler de olacaktır.

Tepkilerin ve tespitlerin bazıları bilgisizlikten, bazıları aşırı duygusallıktan, bir kısmı ideolojik saplantılardan, bazıları da önyargılardan kaynaklı olacaktır. 

Saddam’ı, icraatlarını, yürüttüğü politikaları, iddialarını ve Kürtlerle ilişkilerini bir çırpıda anlatmak ve bunları tek bir tespitle dile getirmeye çalışmak mümkün değildir.

Saddam Hüseyin, tüm dünyanın kabul ettiği gibi bir zalimdi, diktatördü, savaş suçlusuydu. Kürtlere Enfalleri ve Halepçeleri yaşatmış bir tirandı. Evet. Ancak Saddam aynı zamanda Kürtlere modern tarihte özerklik hakkı veren ilk devlet adamıdır. 

Saddam zulmüyle anılmaya devam edecek maşeri vicdanlarda fakat şunu da unutmamak lazım ki Kürt liderleriyle bir masa etrafında oturup siyasi meseleleri tartışabilmiş ve Kürtlerin haklarını kabul etmiştir. 

Kürtler eğer kabul etseydi Saddam 1991 sonrası onlarla daha büyük haklar vermeye razıydı. Ancak ifade ettiğimiz gibi Saddam’ın geleceği yoktu, ABD düşürmeye karar vermişti ve Kürtler “kaybeden ata” oynayamazdı. 

Savaş başlamadan önce ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Ryan Crocker başkanlığında bir heyet Nisan 2002’de Barzani’yi Erbil’de ziyaret ederek Saddam’ı düşürme konusunda ciddi olduklarını bildirmişti.

Barzani ile Irak’ın federal bir sisteme kavuşması ve Kürtlerin haklarının garanti altına alınması şartıyla olası bir operasyona destek vereceklerini aktarmıştı.

Barzani ve Talabani aynı ay içinde Washington’a giderek üst düzey ABD’lilerle temas kurdular.

Barzani, Washington dönüşü Şam’a uğradı ve Suriye yönetimini Saddam’ın indirileceği konusunda bilgilendirdi ancak Esad yönetimi Baas yönetiminin düşeceğine inanmıyordu.

Bu temaslar aslında 1990’lı yıllarda da sürekli olmuştu. 

ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Dundes Wolfowitz, Irak’a müdahalenin mimarlarından ve Bush’u bu konuda etkileyen isimlerin başında gelir.  

Wolfowitz, 1991’de yarım bırakılan işin tamamlanması gerektiğini düşünen ve Saddam’ın düşürülmesinin ateşli savunucularından biriydi.

George W. Bush’a en büyük desteği verenlerden biri olan İngilitere Başbakanı Tony Bleir bu savaşa karşı olanların hedefindeki ikinci isim oldu. 

Savaşa zaten önceden karar verildiği ve Saddam’ın halk desteği olmadığı için 1 ay içinde tüm ülke düştü ve “zafer” ilan edildi. 

19 Mart’ta başlayan ilk hava operasyonunda ABD ve İngiltere’ye ait savaş uçakları bir günde cruz füzeleriyle Bağdat, Kerkük, Musul ve Basra’ya yönelik yüzlerce saldırı gerçekleştirdi. 

Kara operasyonu ise hemen ardından 20 Mart’ta başladı ve 25 Mart’a gelindiğinde ABD’nin deniz kuvvetlerine bağlı binlerce asker Zikar vilayetinin merkez şehri Nasiriye’ye ulaşarak Irak ordusu ile çatışmalara girdi.

Irak askerleri uzun süre dirense de ABD güçleri onları geçerek Bağdat’a doğru harekete geçti.

ABD ordusu 2 Nisan’da Bağdat ve Kerbela’ya harekat başlattı, 4 Nisan’da Bağdat’taki Saddam Uluslararası Havalimanını ele geçirdi, 9 Nisan’da Firdevs Meydanı’ndaki Saddam heykeli halk tarafından indirildi ve caddelerde zincirlerle dolaştırıldı. 

Peşmerge güçleri 10 Nisan’da Kerkük ve Musul’a girdi ve buraları Baas rejiminden kurtardı. 

Saddam’ın doğum yeri olan Tikrit ise 14 Nisan’da alındı. Bush 1 Mayıs’ta savaşın bittiğini resmen ilan etti. 

ABD savaşa devasa askeri güçle katıldı

ABD’nin kurduğu koalisyona bağlı 300 bin 884 asker Irak savaşına katıldı. Bunların ekseriyetini ABD ve İngiltere askerleri oluşturuyordu.

ABD’nin 250 bin, İngiltere’nin 45 bin, Güney Kore’nin 3 bin 500, Avustralya’nın 2 bin 500, Danimarka’nın 2 bin ve Polonya’nın 184 askeri bu savaşa katıldı. Irak Ordusunun ise 389 bin askeri olduğu tahmin ediliyor. 

Savaşta koalisyon güçlerine bağlı 8 bin asker hayatını kaybetti, bunlardan 4 bin 500’u ABD’liydi. Savaşta 7 bin 300 Iraklı sivil öldü. ABD’nin 100 bin askeri ve Iraklı 200 bin sivil çatışmalarda yaralandı. 

Irak’ta 2003’ün ardından Paul Bremer iş başına geçti, 2004’te Başkanlık Konseyi kuruldu ve 2005’te yeni anayasa referandumla kabul edildi.

Ülkede böylece ilk özgür seçimler 30 Ocak 2005’te yapıldı. Sünniler bu seçimi boykot etti. 

ABD 19 Mart 2003’te girdiği Irak’tan 2011’de resmen çıktı ancak 2014’te DAEŞ’in ortaya çıkmasıyla geri döndü.

Bu sefer ABD, Irak hükümetinin resmi davetiyle ülkeye girdi, işgalci olarak değil kurtarıcı olarak. 2003’te de birçokları için kurtarıcı olarak gelmişti aslında. 

Halihazırda 2 bin 500 ABD askeri danışmanlık ve destek amacıyla ülkede bulunuyor. 

Saddam 1990 Ağustos’ta Kuveyt’i işgal edince ABD’nin başındaki Baba Bush, Birinci Körfez Savaşını başlatmış ve Baas rejimini işgal ettiği yerden çıkarınca operasyonu durdurmuştu.

Baba Bush’un yarım bıraktığı işi oğul Bush tamamlayarak Saddam saltanatına son verdi.

Savaşın bilançosu birçokları için “büyük bir yıkım” “kanlı işgal” şeklindeydi ancak halkın büyük bir kesimi için de “özgürlük”, “demokrasi”, “kurtuluş” demekti.

Saddam bu ülkeye yarım asırdan fazla hükmetti ve onun yönetimi altında yaşayan insanların bir tiranın devrilmesine sevinmesi kadar doğal bir şey yoktur diye düşünüyorum. 

 

Kaynak: farklı Bakış