Sıfatların Sende İnsanlığın Bizde Kalsın

Zeynep Kılıç Yazdı;

Sıfatların Sende İnsanlığın Bizde Kalsın

Geçmişten bir part:

Kadın sunucu: Türban kelimesini kullanmayı bile kendime yediremiyorum. Ona zaten ben hep yıllardır çul derim benim için çuldur o. Misafir konuk (K.K) evet bir metrekarelik bez parçası. Allah’ınıza kurba metresini de biliyormuşuz karesini de. Bu kadar mı yani?

Yahu ne bir metrekareliği boyunlarımız açıkta kalsa da şimdi olmuş bir buçuk dikdörtgen şal.

Şimdi ne olacak e siyaset de ona gör salaş takılsın canım n’olacak. Hatalarımızla yüzleşmede samimi olacağız e ideolojiler, güme mi gidecek valla o kadarını da bilemem gözler kalbin aynasıdır demişler eğer dudaklar ağzın yalancısı olmazsa bunu laf değil icraat belirlesin artık.

Hadi uzağa gitmeyelim,

Erkek sunucu soruyor: Cüceloğlu Hocanız hiç yanlışınızı gördü mü? Hoca düşünüyor, düşünüyor.

Hhhhayır, yyyok diye gevelerken tebessümle hatırlamıyorum fakat bazen bana öyle sert, sert bakma diyordu, sen çok sert bakıyorsun.

Belki rahmetli şimdi yaşasaydı buna öyle sert sert, konuşma diye de eklerdi.

Sahi bizim entelektüellikten, nesnellikten kastımız ne? Makine olmak mı, robot olmak mı ya da taş kesilmek mi çok affedersiniz odun kalmak mı? Siz kendi ağzınızla diyorsunuz hocam, insanız, insan bozulacak, kırılacak, dağılacak psikolojimiz var. Ne hızını alamayan kontrolsüz motor, makineyiz ne kasılarak sağa sola dönen robot ne donmuş kesilmiş taş ne de kör kütük odun.

Özümüz hamurumuz din diyanetle, örf, usul, adet ile yoğrulmuşsa duygularımızla hop kalkıp hop oturan bir milletiz.

Aman aman susarken bir düşünsen de konuşurken bin düşüncen.

Yok örtülü psikolog, danışanın psikolojisini bozarmış pardon yıllarca peruk altında derslere giren öğrencilerin hatta psikoloji okuyan öğrencilerin travmalarını kim giderecek.

Objektifliği yakalamak için ekliyorsun bu meslektekilerin kafalarını örtmemesi gerektiği gibi mini de giymemeleri gerek.

E şimdi hızını, hazzını alamayan sanatçıları ne yapacağız. Sanatçılar sahnede milyonların psikolojisini yönlendiriyor. E, ne yapalım yapacak bir şey yok. Ha sahne aldıklarında kulaklarımızı mı tıkayalım, gözlerimizi mi kapatalım.

Ya da parmak aralarında izleyenlerin moduna mı düşelim.

Sanat dünyasında gündemin başını hep kılığıyla kıyafeti ile dekoltesi ile gündemde kalanlar çekiyor, Lgbt’nin bayrağını göndere çeker gibi. Milletin değerlerine tüm hıncıyla savaş bayrağı açmayı marifet sayanların deyimi yerinde ise dinimize küfreden Müslüman olsa bari.

Affınıza sığınarak özgürlük adı altında en masum yerimiz diyerek analarımızın göğüsleri açık kalsın diyor. Öylesini anlamak için Freud’un Psikanalizimi ile çocukluklarına inelim diyeceğim ama anlaşılan o kazan ise çok daha berbat inmezsek de görmezsek de olur.

Biz bunları konuşurken Milli Eğitim Bakanı açıklama yapar kadınlarımız baş örtüsünden dolayı yurt dışına gittiği zaman neden beyin göçünden bahsetmediler. E sayın bakanım insanda beyin mi bıraktılar ki göçsün. Göçse göçse baş değil başörtü göçtü.

Tamam çok da felaket tellalcısı olmamak gerek ama valla biliyor musunuz biz aynen bozulup saran kaset gibiyiz. Başa sardıkça sarıyoruz. Nostaljiye gidiyor insan ister istemez. Beyazıt meydanı gözlere geliyor, kulaklar çınlanıyor.

Aldırma söylenen o sözlere

Sen dağıt etrafa mis kokunu, umudu sevgiyi ve hasretleri…

Susadım karanfil

Çöllerde kavrulan kurmuş toprak gibi, kelepçe vurulmuş yemyeşil gövdene.

Hah tam da burada yemyeşil derken Taner Yüncüoğlu galiba en güzel ezgilerinden birini söylüyor sahnede.

Bedenime korkak yürek yükletmem

Tatlı diye öz canım saklamam

Öldüğümde çalgı, çelenk beklemem

Al götür kabrime koy bu sevdayı demeden gencin biri sevdaluğa geliyor. Sahneyi basıyor sanatçının sazını, sözünü tarumar edip dağıtıyor, baltalıyor.

Ciğerleri sökülürcesine Konyaaaaaaaa uyan artık Ak Parti’ye oy verme.

Bunu haber yapan birçok haber sitesine baktım nerdeyse geneli sadece ‘Konya uyan artık Ak Parti’ye oy verme’ diye haber yapıp ve hemen oracıkta kesmişler. Sanatçının hayretler içinde çocuğa baktığını yazmışlar fakat onun hemen peşinde sanatçının ‘Bu kervan yürür’ sözünü nakletmemişler, vermemişler. Sonrasında ise çocuğu asacaklar, kesecekler muhabbeti dillendirilirken sanat ve sanatçı, saygı, görgü, kanun, kural güme gitti,

Bazen anlamıyorum hakikatten insanların derdi Ak Parti midir, yoksa korktukları bir beyaz rahmet bir yeşil Murat mıdır? Ya da amaçları yeter ki Ak Parti gitsin her yol mubahtır.

Milletçe çalkalanmaya devam ederken Bodrum’da ğariban garsonun başından şampanyalar dökülürken meğerki sanat dünyasında iyi şeyler de olabiliyormuş. Fethiye’de Koray avcı sahne alır ve geceye son zamanlarda hiç de alışkın olmadığımız örnek bir konuşma bırakır:

Bu arada ister Sağcı olun ister Solcu ister Alevi ister Sünni ister Arap ister Kürt, Çerkez bilmem efendim açığınız, kapalınız, içeniniz, içmeyeniniz, söveniniz, sövmeyeniniz, bileniniz, bilmeyeniniz bildiğiniz bütün sıfatları cebinize koyunuz bu gece bizim masamızdasınız. Masamız uzun ister oturursun ister gidersin ama unutma sıfatların sende İNSANLIĞIN bizde kalsın gecemiz güzel olsun. Teşekkürler…

 

Kynak: Farklı Bakış