Sevgili Orhan Miroğlu ile yeni oluşumlar gerçeği?

Veysi DÜNDAR´ın Röportaji;

Sevgili Orhan Miroğlu ile yeni oluşumlar gerçeği?

Sevgili Orhan Miroğlu´nu Mardin ziyaretimde hasta olan babasını (İsmail Miroğlu) ziyaret için aradığımda Midyat Estel´deki evlerine davet edildim. Müthiş bir misafirperverlikle mukabele gördüm. Mıhallemi ovası manzaralı evinde eşi Canan Hanım ise, memleketimin tüm yöresel lezzetlerini ikram etti. Güzel ev sahipliği için buradan da müteşekkirim.
Biz kendisi ile ülkeyi sevme konusunda mutabık, bunun yolu konusunda muarızız. Daha önce de bu köşede Feyza Altun ile arasındaki polemiğe dair yazmıştım. Akabinde kendisinden bir mektup almış ve onu da köşeme taşımıştım.

Her iki yazı da İstanbul seçiminin Türkiye gündemini sarstığı dönemin tam ortasında idi. Seçimlerin üzerinden artık belli bir süre geçti. Orhan Abinin ülke gündemine dair notlarını köşeme taşıdım. Bu köşede bir Ak Parti gönüldaşının ve inanmış bir mensubunun sesini ve görüşlerini okumuş olacağız.

Miroğlu : ?Gelecek yüzyıla kalacak en önemli kitabım?

Tabii ki bu bir söyleşi değil. Zaten nezaketen yapılmış ziyaretin amacı da bu değildi. Ancak kendisinin görüşlerini derlemek için bunu fırsat bilmesi beni gayet mutlu etti.
Aşağıda Sn. Miroğlu´nun düzenlediği formatta tam 26 maddelik gündem analizi var. Ben sadece onlara başlıklar ekledim. Umarım maddeleri doğru kurgulamışımdır.

Söyleşiden ziyade tek taraflı görüş beyanı içeren maddelere tabii ki ciddi itirazlarım var. Bunu Sevgili Orhan Abiyi yanlışlamaktan ziyade Ak Parti´nin genel stratejisine dair düşüncelerimi de özetlemek adına her madde için özet biçimde yazının sonuna ekledim. Formata olan inancıma binaen mümkün olduğunca yorumlarımı spotta ve Orhan abinin yazdığı uzunlukla uyumlu tutmaya çalıştım. 1 paragrafa 3 paragraf yorum yazmayı hiçbir zaman adil görmedim.

Mutabık olduklarımı yazmadım. Benim için aynı görüşlerin tekrarının kıymeti yok. Ben farklılıktan ve çok seslilikten besleniyorum. Bunu da özellikle ifade etmiş olayım.

Aslında bir tür mektuplaşma diyebiliriz yapmaya çalıştığıma. Belki Orhan Abi lütfedip bir kez daha benim şerhlerime dair görüşlerini derinleştirir. Tabii ki yapısal düzeyde ve inanç ekseninde ayrıştığımız genel kabullerde uzlaşamayacağız. Yine de denemeye değer.
Denemeden göremeyiz ki;
Orhan Abiye şükran ve hoşgörüsüne duyduğum sonsuz inancımla dikkatinize sunuyorum.

Sn. Orhan Miroğlu´nun gündeme dair 26 maddelik açıklamaları:

YENİ PARTİ VE AK PARTİ KARŞISINDAKİ ŞANSI
1- Türkiye ve Türkiye´deki siyasi gelişmelerle alakalı küresel ve bölgesel aktörler, yeni parti kurma gayretlerini şüphesiz merakla izliyor, bu konuda doğru yanlış birtakım spekülasyonlar yapılıyor ama benim kanaatim o ki, Türkiye ve dünya, Cumhurbaşkanı Erdoğan´ın genişletilmiş il başkanları toplantısında dile getirdiği, yepyeni bir AK Parti fikrinin hayata geçirileceği ve sonuçlarını hep beraber göreceğimiz yeni politikaları ve değişim arzusunu, yeni parti kurma çalışmalarından daha fazla merak ediyor.

2- AK Parti öyle bir değişim politikasıyla ve yenilenerek toplumun karşısına çıkar ki, yeni parti çalışmalarını sonbahar itibariyle Türkiye unutur gider.

3- Türk siyasi tarihinde, AK Parti gibi, değişim parametrelerini sırf konjonktürel sebeplerle değil, bir siyasi program ve güçlü bir siyasi zemin ve sosyoloji üzerinde tasarlayıp hayata geçiren bir ikinci parti daha olmamıştır. Bugünkü siyasi dinamiklere bakıldığında kolay kolay olmayacağı da görülüyor.

31 MART SEÇİMLERİNE DAİR
4- 31 Mart seçimleri, AK Parti ile kendi muhafazakar seçmeni ve Metropolde yaşayan Kürt seçmenle araya epey mesafe girdiğini ortaya koymuş oldu. Değişimin temel iki dinamiği de bu iki toplumsal kesimin taleplerine yeniden bakmayı ve bu talepleri karşılamayı gerektirecek. Çünkü AK Parti bu iki kesimin oyunu alarak ülkeyi 17 yıl yönetti. Bu iki kesimin sosyolojisi de, siyasetten beklentisi de bugün çok farklı, anlaşılması gerekir.

ERDOĞAN´IN ÖNEMİ
5- Doğulu milletlerde, siyaset yaparken ve devlet yönetirken, istişare mekanizması hayati öneme haiz bir mekanizmadır. Ama kollektif liderlik diye bir şey yoktur. Türkler dahil doğulu milletler kollektif liderliğe değil, lidere inanırlar. Yeni parti çalışmaları bize yeni kurulacak olan partilerin sanki kollektif bir liderlikle yönetileceğini gösteriyor ki, bu bizim siyasi kültür ve geleneğimizle bağdaşan bir durum değil ve siyasi bir heyecan yaratamaz. Yeni partinin muhtemel kurucuları arasında, yeni liderliğe tek başına talip yokmuş gibi görülüyor. Farklı sebeplerle, ama ortak bir amaçla -AK Partinin siyasi alanını daraltmak ve mümkünse iktidarına son vermek- bir araya gelmiş küskünler ve mesleğinde iddialı olan isimler var. Buradan kitleleri etkileyecek ?yeni parti´ dinamizmi ve heyecanı çıkarmak çok zor.

6- Yeni bir siyasi parti, Türkiye gibi, hafızanın siyasete düştüğü her zaman ve süreçlerde, siyasi aktörlerin belli bir siyasi hikayeye, üstelik oldukça meşakkatli bir siyasi hikayeye sahip olmalarını gerekli kılar. Böyle bir siyasi hikayeden gelen liderler her zaman geniş halk kitleleri nezdinde ilgi ve merak yaratmıştır. Son örneği Sayın Erdoğan´dır.

TÜRKİYENİN SİYASİ TABLOSU
7- AK Parti´nin 2000´li yıllarda başlayan hikayesi, Türkiyeli aydınlar için de merak uyandıran bir hikaye olmuştur. Merkez sağ ve solun bittiği ve yerine bir şeyin konulamadığı, Kürtler arasında ise ?tek parti´ döneminin başladığı bir dönemdi bu. AK Parti´nin tam da bu dönemde tarih sahnesine çıkışını iyi okumak lazım. Sayın Erdoğan ve arkadaşları, merhum Erbakan´la yol ayrımına geldiler, ama bu her şeyden önce aslında Türkiye bir yol ayrımında olduğu için oldu. Merkez sağ ve solda kayda değer bir siyaset kalmadığı için bu yol ayrımı gerçekleşti. AK Parti merkez sağda bir parti olarak, ittifakla da olsa, Türkiye´de her iki seçmenden birinin oyunu, en zayıf kaldığı veya sanki yeterli bir hazırlık yapmadan girdiği seçimlerde bile alabiliyor. Öte yandan, CHP merkez solda, 31 Mart ve 23 Haziran´da siyaset alanını daha da güçlendirdi. Yani siyasette boşluk yok. Şöyle düşünelim. Erbakan liderliğindeki muhafakar İslami hareket girdiği seçimlerden birinci parti olarak çıksaydı, AK Parti kurulabilir ve Türkiye´yi bu zamana kadar yönetebilir miydi? Sayın Erdoğan ve arkadaşlarının Erbakan ve eski milli görüş çizgisinde gördüğü eksiklikler AK Parti gibi bir partiyi varetmeye yetmez. Oysa yeni parti için yola çıkanların hareket noktası bu. Siyasette boşluk yok bugün, ama daha da artan ulusal ve uluslararası sorunlarımız, meselelerimiz var. Siyasette değişim, yeni yepyeni sorunlarla mücadele edebilmek için gerekli. Yoksa sırf Erdoğan ve mevcut AK Partiyle kavga etmek için parti kurmak gerekli değil. İyi tasarlanmış siyasi hatta sivil platformlar, akademik/entelektüel zeminler, varsa böyle bir amaç, yeterli olabilir AK Partiyi uyarmak ve toplumun dikkatini belli konulara çekmek için? Ama bu çalışmalar fisebilillah yani herhangi bir statü ve çıkar talep etmeden yapılır ki, yeni parti için kolları sıvayan arkadaşları bu türden çalışmalar galiba tatmin etmeyecek, yeni parti girişiminin en azından Sayın Gül ve Sayın Babacan´la anılan kesimi partileşecek gibi görünüyor.

/resimler/2019-7/30/0641215202155.jpg

AKPARTİNİN KAZANIMLARI
8- AK Partiye duyulan entelektüel ve siyasi ilgi ya da merak, zaman zaman sadece İslami fikirlerin demokrasiyle bağdaşıklığı düzeyinde tartışılmıştır, ama mesele bundan ibaret değildir. AK Parti´nin siyasi hikayesi, kazandırdığı tecrübeler, Kürt sorunundan, Alevi sorununa varıncaya kadar, gerçekleştirdiği demokratik reformlar, yeni yüzyıl vizyonu, Türkiye´nin önümüzdeki onyıllarında, AK Parti olsun olmasın, Türkiye´nin en temel siyasi müktesebatı ve hafızası olmaya devam edecektir. Her ne inşa edeceksek bunların üzerine inşa edilecektir. AK Parti´nin dünyada ve bizde uyandırdığı entelektüel ve siyasi meraka daha önce mazhar olmuş bir başka partisi olmadı Türkiye´nin. O oranda da haksız eleştiriye ve hücuma uğrayan tabii.

DÜNYA DENGELERİ VE BÖLGESEL MESELELER
9- Yeni yüzyıl maalesef yeni belalarla geldi. Geçen yüzyıldan bu yüzyıla taşınan sorunlar aynı. Ama dünya çok değişti. Ortadoğu´da imparatorluk geleneğinden gelip ulus devlet inşa edebilen iki ülke oldu: İran ve Türkiye. Diğer devletçikler dağıldı, mevcutlarının önemli bir kısmı da, dağılacak ve parçalanacak. Emperyal güçlerin hedefinde İran ve Türkiye var. Her iki ülke, kendi bekası için direniyor. Ve evet maalesef her milli direnişin bir bedeli bir maliyeti var. Bugün bu maliyeti ve bedeli ödemeye razı olmak, çocuklarımıza daha özgür ve daha bağımsız bir ülke bırakmak demektir.

10- Dünyanın en değerli düşünür ve entelektüellerinin, AB kurucu sözleşmelerini ve BM´nin bir çeşit anayasası diyebileceğimiz temel çalışma prensiplerini değiştirmeyi tartıştığı ve teklif ettiği bir dönemde, bizim aydınlarımız ve siyasetçilerimiz bir NATO tabusu, NATO dokunulmazlığı yarattılar. NATO- Türkiye ilişkilerini sorgulamayı denemek yerine, NATO´yu dokunulmaz kıldılar.

11- NATO üyesi ülkeler arasında, kırk yıldır bir iç çatışma içinde kalan, bunun için ağır bir bedel ödeyen tek ülke Türkiye´dir. Oysa beşinci maddeye göre, Türkiye´ye kırk yıldır sıkılan her kurşun aslında NATO üyesi ülkelere de sıkılmıştır. Peki Sonuç ? NATO üyesi ülkeler, birer PKK ve FETÖ cennetine dönüşmüş durumda. Türkiye buna razı olamaz ve olmuyor da.

12- Suriye´de PKK eliyle kurulacak özerk bir bölgeye Türkiye´yi razı etmek mümkün değil. Kuzey Irak´a razı oldu, çünkü özerk bölgenin iki egemen partisi KDP ve YNK´nin Türkiye´ye karşı kısa ve uzun vadede siyasi bir hesabı ve amacı yoktu. Oysa ABD´nin, ?alın Suriye Kürtlerini siz yönetin? dediği PYD´yi yöneten PKK´nın Türkiye´ye karşı mücadelesi devam ediyor. Bu şartlarda, PKK Türkiye´ye karşı verdiği mücadeleyi bütün yönleriyle durdurmadıkça veya Türkiye´yi terketmedikçe, ABD´nin ulusal çıkarlarıyla bizim ulusal çıkarlarımızın asgari düzeyde bile örtüşmesi mümkün olmayacaktır. Yani biz Suriye´de aslında Kürt meselesi üzerinden ABD´yle karşı karşıya geldik. ABD´nin zaman zaman PYD´yi PKK´dan ayırmak gibi hoşa giden açıklamalarının gerçekleşmesi de imkansız. Suriye´de PYD saflarında olan Kürtler´in büyük kısmı PKK ve Öcalan´a bağlı. Kuzey Suriye, PKK´nın sınıraşırı ?milliyetçiliğinin´ sadece bir parçası. Sırada Türkiye ve daha sonra da, Irak ve İran var. PKK´nın Pankürdizmi bugün Batı´nın bölgesel çıkarlarıyla büyük bir uyum içinde. Asıl sorun da bu.

13- Tam da bu noktada ABD, daha önce Afganistan´da deneyip başarıyla uyguladığı bir stratejiyle hareket ediyor olabilir. Yani Fırat´ın Doğusunu, Türkiye´nin Afganistan´ı haline getirmek veya Suriye´de Türkiye´ye bir Vietnam hediye etmek! Aman dikkat, hem de çok dikkat!

14- Tablo buyken, birilerinin ?Kürt meselesini Türkiye silahla çözüyor? söylemi çok tehlikeli ve bizim milli çıkarlarımıza değil, ama Kürtleri PKK´ya teslim etmek isteyen, hatta Barzanileri bile devredışı bırakmak isteyen ABD çıkarlarına hizmet eder. Türkiye, bu meseleyi silahla çözmüyor, kendisine yönelmiş terörist saldırılara karşı meşru savunma hakkını kullanıyor. İkisi aynı şey değil.

AKPARTİNİN HATALARI VE KARŞI BLOK
15- İstanbul seçimleri, bizim hayati düzeyde yanlışlıklarımızla kaybedildi. 13 bin oyun 800 bine çıkması, CHP adayının kerameti ve halkın CHP´ye birden bire gösterdiği teveccüh nedeniyle değil, peş peşe ve seçime çeyrek kala meydana gelen hatalar yüzünden oldu.

16- Öcalan´dan mektup, Osman Öcalan söyleşisi, İmamoğlu bayramı Karadeniz´de geçirirken, Binali Bey´in Diyarbakır´a gidip Kürdistan vekillerinden hiç gereği yokken söz etmesi, Neçirvan Barzani´nin ziyareti, Kürtleri memnun etmek bir yana, AK Partiye oy veren seçmenin-muhafazakar, milliyetçi- sigortasını attırdı.

17- Zannediyorum bu adımların bizim oylarımızı arttıracağı düşünüldü. Doğru bir okuma değildi bu. Öcalan 20 yıldır İmralı´da. PKK´yla ilişkisi kesik. Nüfuz kullanması sözkonusu değil. PKK, bugün Öcalan hariç, bölgesel ve küresel aktörlerin etkili olduğu bir örgüt. HDP tabanının yüzü İmralı´ya değil, Kandil´e dönük. Bu görülemedi ve hesaplanamadı yazık ki. Sorulsaydı görüşlerimizi beyan eder, bu hataların önüne muhtemelen geçilebilirdi. AK Partinin Kürtlere söz söylemesi için Öcalan´a dolaylı da olsa ihtiyacı yok, biz öyle bir parti olduk ki, Kürtlerin bizde hakkı hukuku var, ama başta Erdoğan´ın hakkı olmak üzere Kürtler üzerinde de AK Partinin hakkı hukuku var. Galiba bu hukuku yeteri kadar anlatamadık.

18- HDP seçimlerde Serok´ın değil, Selo´nun sesini dinledi. Neçirvan Barzani´nin gelişi de böyle. Muhafazakar Kürtler artık bu türden diplomatik ziyafetlere değil, sonuca bakıyorlar. Erbil- Ankara arasındaki ilişkiler hala normalleşmeyi bekliyor. Bağımsızlık referandumu bu ilişkileri kötü vurdu. Her iki taraf da zararda. Zararın telafisi için adımlar atmak lazım ki, referandumdan sonra Bağdat ihracatımıza darbe üstüne darbe vurmaya devam ediyor. Kapılar onun kontrolünde çünkü. Mardin´den Irak´a makarna bile satılamıyor bugün, yasakladılar, una da yasak koyarsa Bağdat, bölgenin organize sanayii çöker.

19- Gelelim Kürdistan söylemine. Kürtler işi gücü bırakıp, biri çıksın da Kürdistan desin diyen bir halk değil artık. Her şey zamanında gerekli olduğu vakit güzeldir. AK Parti Kürtlerle kurduğu siyasi ilişkilerde son yirmi yıllık tecrübesine, hayata geçirdiği reformlara güvense daha iyi olurdu, birden bire Kürdistan gibi söylemlere yönelmesi popülist ve faydasız bir söylem olarak kaldı.

20- CHP ve HDP arasındaki ittifak, AK Partinin yerellerde, aynen hedeflendiği gibi, iktidar alanını daralttı. Büyük şehirleri bu ittifak bloku kazandı. Ama bu ittifak bize sunulduğu gibi demokratik bir ittifak değil. Tam tersine uzun vadede, Kürt ve Türk siyasi ilişkilerinde büyük sarsıntılara yol açacak bir ittifaktır. Bedelini Türkiye öder. Çünkü bu ittifakın sonucunda Türkiye Kürtleri, tek partili bir topluma, bir halka dönüşebilirler. HDP´nin nasıl oy kullanacağına karar verenler, işin sonunda ne olacağını gayet iyi biliyorlar. Bu seçmene, Öcalan´ın teklif ettiği gibi iki büyük parti yani AK Parti ve CHP arasında tarafsız kalmasını değil, gidip CHP´ye oy vermesini istemelerinin en önemli sebebi, oy verdikleri partinin yani CHP´nin Kürtler´in siyasi geleceğiyle alakalı bütün iddiasını bugün yitirmiş olmasıdır. CHP´nin ne Hakkari´de ne İstanbul Kürtleri arasında bir iddiası var. Yani geçen yüzyılda ve Mustafa Kemal´in ortaya koyduğu tavrın aksine (Erzurum- Sıvas Kongreleri, *istan dinamiğine karşı birlik dinamiğini güçlendirme politikası) CHP´yi yönetenler, Türkiye Kürtlerini siyasi manada tamamen PKK ve HDP´nin yönetmesine terketmiş durumdalar. Bu, başından beri böyle. CHP´nin bugün bir Kürt iddiası yok. Başı rahat dolayısıyla. Bu iddia sadece AK Partinin. Biz AK Parti olarak, Kürtler´in de partisiyiz, ve bu manada Türkiye´nin de siyasi sigortasıyız. AK Partinin Kürtlerle siyasi ilişkileri zayıflar, hele süreç içinde biterse, bu sigorta atar. PKK´nın izlediği bütün siyaset tarzı bu sigortayı attırmaya yönelik. AK Partiyi Kürtlerden kurtarabilirse, masaya federasyon gelir, bölünme gelir. Olmaz diyenlere 7 Haziran seçimlerini hatırlatmak isterim. Adaylarımız ben dahil, kendi şehirlerinde, ilçelerin yarısına gidemediler. Köylere gitmek ise hayal olarak kaldı. AK Partinin bölgedeki oy ortalaması % 20´nin altına düştü. Bu siyasi tükeniş anlamına geliyordu. Diyarbakır´da almışsınız yüzde 15, Mardin´de 18 başka illerde daha da düşük. PKK yüzünü hemen seçimlerden sonra savaşa çatışmaya dönmeseydi, 1 Kasım seçimlerinde bu tablo değişir miydi, emin değilim. Bir devletin bir ülkenin siyasi hareketi, etnik sorun yaşanan bir bölgede siyasi olarak bu ölçülerde zayıflamışsa, çok geçmez birileri çıkar BM´lerde, AB mahfillerinde ?öyle görülüyor ki, siz anlaşamıyorsunuz, bir arada yaşama iradeniz bitmiş, haydi efendi efendi ve maraza çıkarmadan gelin ayrılın´ demez miydi?

21- CHP´deki Ulusalcı/ Kemalistler bile, yerelde iktidar uğruna, bu gerçeklere gözlerini kapattılar. Ama olay şu HDP-CHP ittifakında: Al Kürtleri veya Kürtler sana teslim, ver oyları! iyi de bu strateji bölünmenin yolunu, pusuda bekleyen şoven milliyetçiliğin yolunu açar. CHP´de Kürtlerle alakalı bir iddia başgöstersin, oy alışverişi de biter, ittifak da.

BEKA MESELESİ VE KÜRTLERE DAİR
22- İşte AK Parti bu riskleri doğru okuyarak, yüzyılın değişim hamlesini başlatmazsa, korkarım üç beş yıl içinde bölerler bizi. Bu bakımdan Türkiye´nin en büyük şansı Erdoğan gibi küresel çapta, tıpkı Merkel ve Putin gib, bir lidere sahip olmasıdır. Onunla ilgili görüşüm değişmedi, o da şudur: 21. yy´ın belalarından korunmak için hem Kürtlerin hem Türklerin arkasında duracağı bir lider.

23- Kürt aydınlarından, olup bitenlere sansürsüz bir yorum, bir beyan göremiyoruz artık. Medyada hemen hemen yok gibiler. Bize yakın medyada yazanların sayısı azdı zaten, şimdi onlar bile yok. Yanlış bir tercih, umarım düzelir. Kürtler daha fazla konuşmalı, çünkü tarihi bir dönemeç var önümüzde.

24- Siyasi partilerimiz, hepimizi bir arada tutacak olana, yani Türkiye´ye aidiyet duygusu nasıl güçlenir fikrine kafa yormalı ve çareler düşünmeli.

25- Yirmi yıldır, Türkiye´de farklı iki ulusal psikolojinin, Kürtlere ve Türklere ait iki farklı ulusal psikolojinin gelişmekte olduğunu yazıyor ve söylüyorum. Bu psikolojik zemin, zaman içinde zayıflamadı, çeşitli gelişmeler nedeniyle daha da güçlendi.

26- Türkiye´de ortak aidiyet duygusunu güçlendirmek için ideolojilere değil, kabaca söyleyecek olursak, bir Türkiye yurtseverliğine ihtiyacımız var.

Sn. Miroğlu´nun görüşlerine dair özet yorum ve eleştirilerim:

1.      Yeni bir Akparti eskisinden farklı olacaksa demek ki Akparti mevcut hali ile ne hale geldiyse aslında hiç de başarılı bir yol izlememiş.
2.      Adeta şapkadan tavşan çıkarmak gibi bir halden bahsediliyor. Bu bana makul gelmiyor.
3.      Sadece 31 Mart seçimlerinde ve akabinde 24 Haziran´da alınan yenilgi öncesi söylemi ele aldığımızda bunun tam tersini gördük aslında.
4.      Manifestonun tamanında zikredilmeyen MHP´nin yine zikredilmediği ama hemen arka planda olduğu bir madde bu. Metropol seçmeni ve Kürt seçmen eşittir MHP, şu anda ne değilse tam da o değil mi?
5.      Burada kavram üretme ve oksimoron söylem örneği görüyoruz. Tarihte hiçbir zaman lider ve kollektivizm bir arada olmamıştır. Ama anlaşılan o ki, AKP´nin tek adamı öne çıkaran sistemi daha uzun süre hep bir avantaj olarak algılanmaya devam edecektir.
6.      Anladığımız kadarıyla Erdoğan´dan ayrı bir siyaset düşünmek ya da Erdoğan değilseniz siyasi mücadelede yer almanız tahayyülü kabil değil. Türkiye´de siyasetçiler ikiye ayrılıyor: Erdoğan ve diğerleri.
7.      Uzun maddenin aslında atladığı temel konu tam da AKP´nin uzlaşmaz çelişkisi. İslami değerlerle yola çıkan ama sağın kapitalist versiyonu ile iktidar olan bir partiden söz ediyoruz. Eğer daha geniş bir tabanı temsil ediyorsa bu kadar dinsel motife (dış görünüşte) neden ihtiyaç var? Ve hemen peşinden yine gizil MHP söylemi ?Beka sorunsalı?. AKP ya da Erdoğan olmazsa sorunlarla baş edilemez sinikliği. Bu konuda belki biraz Temel başkana kulak verse sanırım AKP´nin ideolojik çelişkileri daha anlaşılır olacak.
8.      AKP´nin çözüldüğü iddia olunan başlıklarda Sisyphos misali taşı tekrar yamaca düşürdüğü vakıasının da sorgulanması gerekir. Siyasetin geçmişin mirasını yemek olmadığı konusunda mutabık kalmalıyız.
9.      Yine MHP gölgesi ile açıklanan bir coğrafya kaderdir retoriği. Tabii ki haklılık payı var ama daha vize serbestiyetine dahi uzak bir diplomasi dilinden söz ediyoruz.
10.     Aydınların NATO tabusu ve dokunulmazlığı da tıpkı kolektif liderlik gibi üretilmiş bir kavram gibi duruyor. NATO´ya karşı çıkan bu ülkenin genelde sol kanadı iken gelinen noktada NATO da solculara kaldı. Tıpkı İslami cemaatlerle sıkı fıkı olanların tereyağından kıl çekmesi gibi.
11.     Yine bir dış güçler retoriği ile açıklanan süreç. Dönüşen konjonktürde birden dost olan düşmanlar düşman olan dostlar. Ama cennet de ağır bir metafor.
12.     Yüksek politika (high politics) içeren maddeye yorum yapamıyorum. Neticede Suriye de Irak da egemen devletler. Bu haliyle itirazı kabil değil. Ama hal tam da bu hal mi bilemiyorum. Eğer Suriye ve Irak egemen kalmaya devam edecekse zaten bu sorunlar zaman içinde çözülmeyecek mi? Amaç tam da bu olmamalı mı?
13.     Gerçekten sevdiğim soğuk savaş metaforu bir konu. Ama üst madde ile çelişmiyor mu? Hem 12. hem 13. madde aynı anda nasıl doğru olabilir? Milli hudutlar mı Vietnam sendromu mu?
14.     Bana göresi sana göresi olmayan bir konu olmalı. Ama yine arkada bol soslu milliyetçi tını yok mu? Bence fazlasıyla var. En azından bu konuda sorunlu bir tabana şirin görünme kaygısı var.
15.     Bence bu madde talihsizliklerle dolu. Onlar kazanmadı biz kaybettik vs.
16.     Tam da konjonktürel bir izahat olmuş. 31 Mart´tan öncesi eksik ayrıca. O zaman kimse ne Diyarbakır´a ne Trabzon´a gitmişti.
17.     Yine MHP´nin eksik olduğu bir madde. MHP başkanını bile piyasadan çekilmeye yönelten süreçlerdi bunlar. Ayrıca İmralı´ya değil Kandil´e yüz dönmeyi hiç anlamadığımı ifade edeyim.
18.     HDP seçmeninin Selahattin Demirtaş´a bağlılığı Demirtaş´ın HDP´nin genel başkanı olmasından kaynaklanıyor olamaz mı? Ayrıca Irak´ın sınırlarını kontrol etmesinden daha doğal ne olabilir onu da anlamadım.
19.     Yine MHP ?effect?siz havada kalan bir madde. Sanki beka söylemi hiç olmamış gibi.
20.     Uzun bir madde ve yine AKP´nin MHP ile kurduğu koalisyondan ve bunun etkilerinden habersiz gibi. Ayrıca İstanbul seçimlerinin tamamında İmamoğlu´nu HDP´nin oyuncağı gibi gösteren tavrı da yokmuş muamelesi yapıyor. AKP´nin dışında kimsenin siyaset yapamayacağı ama Kürt siyaseti zinhar yapamayacağı iddiasında. Burada HDP´yi legal bir siyasi parti olarak görmemek için gösterilen ekstra bir çaba da var. 7 Haziran seçimleri de AKP´nin 17 yıllık iktidarının bir parçası idi. Nasıl oluyor da bahsedilen hale müsaade ediliyor? Demek ki bolca yanlış ardı ardına yapılıyor. Deneme tahtası hissiyatı duyuyoruz.
21.     Sanırım daha uzun süre HDP´nin bir Türkiye Partisi olduğunu anlatmak için çaba harcanması gerekecek. Belli ki 7 Haziran´dan bu yana barajı aşan bir siyasi parti olarak HDP daha uzun süre bedel ödeyecek. AKP´nin MHP ile işbirliği makul ve anlaşılır, gerisi zinhar ve imkansız.
22.     Subjektif ve tam da 5. maddenin bir tekrarı. Beka söyleminin bir versiyonu. Ayrıca Merkel´in görevi bırakacağından da habersiz olunmamalı.
23.     Açıkçası Barış Akademisyenleri için AYM kararına dair havuz basınının yaptıklarını gördüğümüz bir ortamda kimin neyi konuşacağını daha açık duymak isterdik.
24.     Anayasadan ve ona riayetten daha iyi bir bağ olur mu, var mı? Ne olabilir?
25.     Ülkeyi 20 yılın %85´inde yönetenlerin hiç katkısı yok mu? Olamaz mı?
26.     Yurtseverlik ölçümü nasıl olacak bunu da bilmemiz lazım. Kimin yurtseverliği neden daha az ve bu neden böyle. Sorum budur.