Şenol Karakaş: TBMM Kazakistan’da isyana karşı

Şenol Karakaş, maksist.org’da “TBMM Kazakistan’da isyana karşı” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aşağıya alıntılıyoruz

Şenol Karakaş: TBMM Kazakistan’da isyana karşı

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde dört parti doğalgaz zamlarına ve yolsuzluk, çürüme ve yasaklara karşı sokaklara çıkan halka karşı tutum aldı. Rusya’da mücadele eden Sol Akım üyelerinin yazdığı gibi “Siyasi iktidar ülkenin batı bölgelerindeki gaz fiyatlarını önceki seviyesine çekmeyi kabul ettiğinde artık iş işten çoktan geçmişti. Bunun tek sebebi protestoların artık ülkenin hemen her bölgesine yayılmış olması değildi: Protestocuların taleplerinin sayısı da arttı.”

Hareket hızla ekonomik taleplerin yanına siyasal talepleri de ekledi: “Nazarbayev’in ile tüm vekillerinin ve Cumhurbaşkanı Tokayev’in koltuklarını terk etmesi, Sivil ve siyasi aktivistler hakkındaki kovuşturmalara son verilmesi, Her bölgenin ve her şehrin ‘akimlerinin’ (belediye başkanları, valiler) halk tarafından seçilmesi – mevcut durumda yukarıdan atama ile belirleniyorlar.”

Siyasal taleplerle birlikte ekonomik taleplerin de kapsamı arttı. Kitle isyanlarının doğasında bir kere bir nedenle başlayan hareketlerin birçok sorunun dile getirildiği platformlar halini alması vardır. Kazakistan’da da tam böyle oldu. Hareket hem bugünün bir dizi sorununu içeren bir mücadele platformu halini aldı bir yandan da 2011 yılında greve çıktıklarında uygulanan devlet terörü nedeniyle ölen işçiler bugünkü hareketin aktivistlerinin hatıralarında yaşadığı için daha köklü çözüm önerileri de gündeme geldi.

Muhalefetin eylem korkusu

Türkiye’de iki tırnak içinde muhalif eğilim, Kazakistan’daki harekette şüpheyle yaklaşacak noktalar buldu. Birisi, bu hareketlerin kendiliğinden başlaması ihtimalinin bulunmadığı ve mutlaka dış güçler tarafından tetiklendiğini iddia eden nasyonal sosyalistler ya da iktidar yandaşları. Kazakistan’da olanlar ABD ve Soros’un işi diyen bu eğilim mensupları, hükümetin açık çağrısıyla ülkeye giren dış askeri gücün Rusya olduğu gerçeğinin üstünü örtüyor. Bunların Rusya’dan çok Rusyacı, Çin’den çok Çinci olmalarının basit bir açıklaması yok. Sanki tek dertleri Türkiye’nin Rusya’dan silah alışverişi yapması, S400 alması, nükleer santral inşası sayısının artmasıymış gibi görünüyor. Bu eğilime sahip olanların en garip sözcüleri, Kazakistan’da hareketin yanında olmayı, diktatörlüğü eleştiren isyancılarla aynı eğilimi paylaşmayı Erdoğan karşıtlığı olarak kodlamayı başardılar. 

Bu görüşe sahip olanlar, ilk bakışta ABD emperyalizminden nefret ediyormuş gibi görünüyorlar. Bu hayli saçma iddiaların nedeni de ABD emperyalizmine karşı duydukları bu kızgınlıkmış gibi caka satabiliyorlar. Ama asıl neden bu değil. Asıl neden, kitle hareketlerinden duydukları korku. Kitle hareketlerinin dinamiğini ürkütücü buluyorlar. Halk isyanlarının planlanmaksızın, kendiliğinden patlama özelliğinin üzerini örtmeye çalışıyorlar. Bütün hareketlere, isyanlara kendi çıkarları açısından müdahale etmeyi haklı görürken küresel tüm demokratik hareket ve sosyal patlamaların altında Soros’un olduğunu iddia etmelerinin ilk nedeni bu.

Kendiliğinden işçi isyanlarından ölümüne korkmalarının bir nedeni de böyle hareketlerin arkasında bir derin örgütlenme olmadan açığa çıkamayacağına inanmaları değil sadece. Kuşkusuz bu masum bir inanç da değil. Bu bir çarpıtma, kendiliğinden patlama olamaz, arkasında mutlaka bir dış güç vardır tezi, parçası oldukları iktidar ittifakına yönelik kendiliğinden sosyal patlamaları da şimdiden suçlama fırsatı veriyor. Diğer neden ise kökenleri daha uzun bir tartışma konusu olan Rus emperyalizmine sadakat.

Bu, yolu mutlaka Rusya ve Çin’in emperyalist devler olduğu gerçeğini gizlemekten, dünyadaki tek emperyalist gücün ABD olduğu yalanını şişirmekten geçen çok garip bir sadakat. Asli işlevleri, bu iki emperyalist ülkenin işlediği insanlık suçlarını gizlemek, görülmez olmasını sağlamak.

Bitmek bilmez Rusya aşkı

Fakat bir başka eğilim daha var. Bu eğilim, böyle ulusalcı gerekçeler, keskin bir batı ya da ABD emperyalizmi düşmanlığı yaparak halk ayaklanmalarına mesafelenmiyor. Hem Rusya’yı daha inceltilmiş bir şekilde savunuyor hem de örneğin Kazakistan’da başlayan hareketin bir sınıf karakteri olduğunu tespit ediyor. Ama hemen bu tespitin yanında iki şey söylüyor böyle düşünenler. Birisi, şöyle cümlelerle “Rus etkisi” dedikleri şeye yönelik akıl almaz bir güzelleme içeriyor: “Ukrayna, faşist diktatörlüğün AB ve ABD tarafından örgütlenen çeteler aracılığıyla kurulmasına ve kurumsallaşmasına, bu kapsamda ülkenin bütün varlıklarının emperyalizmin eline geçmesine rağmen sosyal dinamiklerini bütünüyle kaybetmiş değildir; özellikle etnik Rus etkisi, bu dinamikleri diri kılmaya devam ediyor.”

Bu tür cümleleri anlamakta zorlananlar açısından şu anlama geliyor: Eskiden Rusya’nın sömürgesi olan bir ülkedeki Rus vatandaşların etnik etkisi, o ülkedeki sosyal dinamiklerin emperyalizmin eline geçmesini engelliyormuş!

Bu eğilim sahiplerinin ikinci bir özelliği de kendiliğinden başlayan demokratik isyanları takdir ediyormuş gibi görünseler de “güçlü ve harekete önderlik edebilecek bir solun bulunmaması yüzünden hızla provokasyona açık hale geldi. Göstericilere silah dağıtılması, keskin nişancıların askerlere ateş açması gibi olaylar, batılı gizli servislerden ziyade, menfaatleri atışan iktidar ortağı kesimlerin provokasyonlarda rol oynadığını gösteriyor olabilir.”

Bu görüşün doğrudan sonucu şudur: Sol bir örgüt güçlenene kadar, aşağıdan mücadeleler dış güçler tarafından tetiklenmiş olmasalar da iktidar bloklarının çatışmasının kurbanlarına dönüşeceklerdir. 

TBMM kadar muhaliflik

Kitleler, yığınsal eylemlere başlamadan önce önlerinde kendilerine kol kanat gerecek bir sol örgüt, parti, kurum var mı diye baksalar çok iyi olacak bundan böyle.

Bu dış güçler lafı, giderek bir analizi ciddice hale getirecek maymuncuk işlevi görmeye başladı. Teorik düzeyi, “Türkiye’ye 100 yılda bir lider gelir” bilimselliği kadar olan bir düzeyde olsa, kendiliğinden kitle hareketlerinin “turuncu”, “sol önderliksiz” ya da “Sorosçu” olduğunu iddia edenler daima şu konuyu atlıyorlar: Kazakistan’da, dış güçleri, Rusya ve Rusya bağımlısı ülkeleri Kazakistan’da işçi isyanına müdahale etmesi için çağıran ve 3 bin Rus askerinin ülkeye girmesinde sakınca görmeyen bizzat Cumhurbaşkanı Tokayev olduğu gerçeğini görünmez kılmaya çalışıyorlar. Göstericileri kökü dışarda olmakla suçlayan Cumhurbaşkanı düpedüz kökü de dalları da “dışarıdan” olan başka ülkelerin askeri güçlerini Kazakistan işçilerine müdahale etmek için göreve çağırabildi.

Kazakistan analizlerinin ilginç bir yanı da, kendiliğinden muhalefet muhalif olan, kendiliğinden eylemlerde örgütsüzlük, Sorosçuluk, iktidar içi çatışmanın potansiyel kurbanlarını görenler ya da doğrudan ABD ajanlarını görenlerin, TBMM’de Kazakistan konusunda ortak tutum alan dört partiden hiçbir farkları yok.

HDP dışındaki dört parti, Türk Devletleri Teşkilatı (TTD) adlı örgütün perspektifi doğrultusunda karar aldı. TTD açıklamasında Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in halkın refahını artıracak reform gündemine desteğini bildirdi. AKP-MHP-CHP ve İYİP de TBMM’de imzaladıkları ortak metinde Kazakistan devletinin yanında olduklarını açıkladılar.

“Aslan” muhalefet, CHP-İYİP, bir başka ülkedeki halk isyanında, halkın değil diktatörün yanında. Hem bu muhalefet hem de Rusya’ya ve Çin’e gönülden bağlı “solcuların muhalefeti” Kazakistan’daki mücadelenin 2019’da başlayan ve hâlâ süren küresel direniş zincirinin bir halkası olduğu gerçeğini gizleyemeyecek. Solda devletlerden yana olan, Rusya ve Çin’den yana olanlarla, aşağıdan işçi isyanları, öğrenci ayaklanmaları ve halk muhalefetiden yana olan ve hem ABD emperyalizmine hem de Rusya ve Çin’in yayılmacılığına karşı olanlar arasındaki ayrım derinleşecek.

Derinleşmeli de. 

 

Kaynak: Farklı Bakış