Tarih: 06.06.2019 18:25

Senai Demirci´den Mustafa İslamoğlu´na cevap

Facebook Twitter Linked-in

Bediüzzaman Said Nursi ve Mevlana Hazretleriyle ilgili sözleri tepki çeken Mustafa İslamoğlu´na cevap Senai Demirci´den geldi. Daha önce televizyonda İslamoğlu ile birlikte program yapan Demirci, ?Risale mektebinden yetişmiş biri olarak, beni de kapsayan bu sözleri reddediyorum. Nur cemaatini Bahailerle, Yezidilerle, Sihlerle aynı sepete koyan ya da böyle bir izlenim veren, bu sapık topluluklarla aynı akıbete mahkum eden ifadeler insaftan ve hakikatten uzaktır. Kardeşlik hukukuyla bağdaşmaz? dedi.

Senai Demirci´nin açıklaması şöyle:

Mustafa İslamoğlu´nun açıklamaları hakkında?
1. Birkaç gündür Mustafa İslamoğlu´nun Said Nursi ve nur talebeleri hakkında söylediklerine dair bir açıklama yapmam bekleniyor. İlkesel olarak, böyle bir sorumluluğum yok; Mustafa İslamoğlu´nun söylediklerinin hesabı Mustafa İslamoğlu´na sorulur. Lâkin, kendisiyle teşrik-mesaisi olan, düşünce ve duygu dünyasına bir ölçüde yakın biri olarak şahitliğimi arz etmem de gerekir.


2. Mustafa İslamoğlu ile televizyon programı yapmış olmak, İslamoğlu´nun toplantılarına katkıda bulunmuş ve katılmış olmak bana İslamoğlu sözcüsü rolü vermediği gibi, beni İslamoğlu´nun söylediklerinin kefili de yapmamalı-Meraklıları için söyleyeyim, el´an ortak bir programımız olmadığı gibi, düzenli görüştüğümüz bir toplantımız yok. Ne ben İslamoğlu´nun müridiyim ne de İslamoğlu bana şeyh olmaya niyetlidir. Hilal TV´de program yapan herkes, HilalTV´de program yapan herkesin fikrine kefil değildir. Ben TRT´de program yaparken de böyleydi; TRT´de program yapan herkesin fikrini paylaşmıyordum.

3. Bu çağda, örneğini pek nadir görmüş olduğumuzdan olsa gerek, birbirlerini seven ve sayan müminler ihtilaf edebilirler, farklı görüşlere sahip müminler de birbirlerini sevmeye ve saymaya devam edebilirler. Rabbimiz bize "ihtilaf etmeyin!" demiyor; "nizalaşmayın!" diyor. İhtilafta rahmet vardır; çeşitliliğin ve özgür fikrin teminatıdır ama farklı düşünüyor diye bir insanı tümüyle harcamak nizalaşmaktır. Kavgadır, israftır, insafsızlıktır. Herhalde, bunu benden beklemezsiniz. Ben de sizden bunu benden beklemenizi beklemem.

4. Ne benim Mustafa İslamoğlu´nun yüzde yüz benimle aynı düşünmesini beklemeye hakkım var ne de Mustafa İslamoğlu´nun aynen onun gibi düşünmemi isteme hakkı var. Emir komuta zinciri üzerine kurulmuş hiyerarşik örgütlenmelerde sıkça gördüğümüz tek tip adam düşüncesinden uzağım.

5. Mustafa İslamoğlu´nun yakın zamanda ÇayTV´de Said Nursi ve nur talebeleri hakkında söylediklerini yanında durmak mümkün değil. Risale mektebinden yetişmiş biri olarak, beni de kapsayan bu sözleri reddediyorum. Nur cemaatini Bahailerle, Yezidilerle, Sihlerle aynı sepete koyan ya da böyle bir izlenim veren, bu sapık topluluklarla aynı akıbete mahkum eden ifadeler insaftan ve hakikatten uzaktır. Kardeşlik hukukuyla bağdaşmaz. Said Nursi´nin talebesi sıfatımla değil sadece, ümmetin bir ferdi olarak herhangi bir cemaatin böylesi mizansız bir genellemenin konusu olmasına itiraz ederim.

6. Mustafa İslamoğlu´nun görüşlerine dayanak kabul ettiği ve Said Nursi´nin Sikke-i Tasdik-i Gaybi adlı eserine havale ettiği cifr ve ebced hesapları, nur talebelerinin ana gündemi değildir. Söylenenlerden sanki nurcuların gece gündüz ebced ve cifr hesaplamalarıyla uğraştığı sanılmaktadır -ki tümüyle gerçek dışı! Üstad, Sikke-i Tasdik-i Gaybî´nin muhtevasını herkesin okumasını istemez. Bu tür hesaplar, Risale-i Nur okuyan ve yazan herkesin kesin idamla yargılandığı zor günlerde, uzun hapis dönemlerinde ve işkenceli sürgün hallerinde kuvve-yi maneviye olması niyetiyle yazılmış olmalıdır. Kur´ân´da Risale´nin varlığını haber veren işaretlerin tesbitini, Said Nursi, Risale´yi ve/ya kendisini övmek için değil Kur´ân´ın ihtişamını ve ihatasını göstermek için, Rahman´ın, kullarının Kur´ân´a hizmetinin en ince detaylarını da ciddiye alacak denli merhametli olduğunu kaydetmek için ortaya koyar. Risale´nin her cümlesinde olduğu gibi Said Nursi, övgü ve tahmidi her daim Allah´a çıkarır. "Elhamdulillah" diyenin başka niyeti mi olur ki?

7. Mustafa İslamoğlu´nun elbette ki Said Nursi´nin bu tercihini yerinde bulmama hakkı vardır. Bu durum, Said Nursi´nin itibarını eksiltmeyeceği gibi, Mustafa İslamoğlu´na bir şey kazandırmaz. İslamoğlu görüşünde haksızsa, Mustafa İslamoğlu´nun hepten kötü görmemizi de gerektirmez. Said Nursi´nin esma-i hüsnadan olan Bedi´yi de "Bediuzzaman" unvanıyla anılması, kendi icadı değildir. Başkalarının ona yakıştırdığı, onun da "sıra dışı" eserleriyle ispatladığı bir unvandır. Kendisi bunu esmanın anlamı ekseninde değil; "Garibuzzaman"/"Çağın garibi/Zamanın tuhafı" anlamında üzerine alınır. Bedi´ ismindeki anlam üzerinden Said Nursi´ye "ilahî"lik yakıştırılmadığını insaf sahibi herkes görür. Lâkin, bu konuda herkesin hemfikir olması da gerekmez. Muhabbetin ifratı ile bu tür sıfatları üstadına/şeyhine atfedenlerin kişisel sorunudur bu. Dileyen kullanmaz!

8. Said Nursi´nin "bana yazdırıldı?" "kalbe ihtar edildi?" gibi ifadeleri, İslamoğlu´nun da çok iyi bildiğini bildiğim gibi, -haşa-Peygamberlik iddiası diye yorumlanamaz. Bunu söyleyenin ya aklı başında değil ya niyeti iyi değildir. Bu tür kayıtlar, kulluk nezaketidir, Rabbin kalbe yakınlığının incelikli ifadesidir. Belli ki sloganlara düşkün, ezberini tekrarlamayı düşünmek sanan, şablon etiketlemeleri marifet sanan kimileri Said Nursi´yi anlamak için değil, "paketlemek" için bunu kullanıyor. "Bana yazdırıldı"ya takılanlar acaba "sizi ve fiillerinizi yaratan O´dur" ayeti (Saffat, 96) ve "Sen atmadın sen attığında, velakin Allah attı?" (enfal, 17) ayetini hatırlamaz mı? "Yoksa size yazdırılmadı mı?" diyerek sormalı: Kur´ân´daki bu iman dersinin hassasiyetiyle söylenen bir söz ne zamandan beri bir mü´minin ayıbı ve itham sebebi oldu?

9. Mustafa İslamoğlu´nun "Kur´ân´a vurdum" dediği Risale-i Nur, cifr ve ebced hesaplarından ibaret değil. Doğrusu, vahyin mesajına aşina, Kur´ân´ın kalbine dokunmak için olağanüstü emek döktüğüne eserleriyle şahit olduğum Mustafa İslamoğlu´nun Risalelerden söz ederken, "korkunç şeyler gördüm!" demeden önce söyleyeceği korkunç güzellikte şeylerin çok ama çok olacağı umundaydım. Risalelerin tümünü Kur´ân´a vurmuş birinin, "korkunç şeyler gördüm" derken, en azından İşaratü´l İ´caz´ın ve Yirmibeşinci Söz´ün hatırını kırmaktan çekinmesi gerekirdi.

10. Bu konuda Mustafa İslamoğlu´na-kendisine yazılı ve sözel olarak bizzat ifade ettiğim üzere-muhalifim. Onun gibi düşünmüyorum. Lâkin, bu Mustafa İslamoğlu´nun Risale-i Nur´un asıl gündemi olan Kur´ân´ın diri mesajının anlaşılması için verdiği emeği, kişisel olarak Kur´ân´a nüfuz etmeme yaptığı katkıyı yok saymamı gerektirmiyor. Bundan sonra da, Mustafa İslamoğlu ile görüşmeye devam ederim, kitaplarını da okurum. Farklı düşünsek de, birbirimize sevgi ve saygı duyabiliriz. Dostluk ve kardeşlik, insanın hatasından döneceğine dair umudunu korumayı gerektirir.

11. Mustafa İslamoğlu´na bu konuda katılmamam, ona katılmayanlarla aynı yerde durduğum anlamına gelmez. Mustafa İslamoğlu´nun sözcüsü olmadığımı belirtiştim. Nurcuların da sözcüsü değilim. Nurcular adına "iftiralara cevap" başlığı altında, öncelikle Ahmet Akgündüz´ün başlattığı, tahkikten yoksun, genel geçer ezberlere dayanan görüşlerin ve türevlerinin yanında değilim. (Sırası gelmişken belirteyim ki, Mustafa İslamoğlu kadere hece hece iman ediyor. "Kaderi inkâr eden" ezberiyle başlığının altındaki hiçbir cümle haklı olamaz. Bir de kendini yukarı bir yere koyup "M. İslamoğlu ehl-i sünnet değildir" "M. İslamoğlu İslam âlimi değildir" gibi mutlak tanımlayıcı ifadeler ciddiye alınmaya değmez. İz´anın icabıdır ki, M. İslamoğlu, doğruluğu şüphe götüren, tekrarı ayıp ve kusur aramanın ta kendisi olan babası ile arasındaki ilişki üzerinden çürütülemez. Bu muhakeme, insanın ve müminin rikkatine yakışmaz; olsa olsa, Üstad´ın de çok çektiği "zahir uleması"na yakışır. ) Nur talebesi olmak, Risale propagandisti olmak demek olmadığı gibi nur cemaatine mensubiyeti politik bir taraftarlığa dökmeyi gerektirmiyor. Ben "nur talebesi"yim "nurcucu" değilim. Said Nursi bile "Said Nursici" değilken benim de "Said Nursici" olmamı beklemez. Mustafa İslamoğlu´nun en azından bu konuda karşısında olmam, onu düşünceleri üzerinden değil de, icat edilmiş dedikodular üzerinden mahkum etmeye çalışan cübbeli bazı safdillerin, zahircilerin tarafında olduğuma da yorulmamalı. İnsaf ve mizandan yoksun bir söze, yine insaf ve mizandan yoksun bir tepkiyle cevap yetiştiren boş gürültülerin, reytingi yüksek tantanaların içinde yerim/iz olmamalı.

12. Mustafa İslamoğlu, Said Nursi´nin mesajını anlamada nurcu diye bilinen kimi ilahiyatçılardan önde olduğuna şahidim. Bu bağlamda onu "Kur´ân İslamı sapıklığı" gibi talihsiz bir başlık altında mahkum eden nurculuk imitasyonu "otorite"ye destek vermiyorum. Vahiy, hakikat pergelinin sabit ucudur; sabit olmayan, kaynağı ve muhtevası tartışma konusu "hadis metinleri"ni sabite yapmamak Risale´den aldığım hadis dersinin de gereğidir. (Bu ayrı ve uzun bir bahistir!) Risale-i Nur, şu dönemde, bizi vahyin ırmağına yaklaştıran, Kur´ân mesajının diriliğini ve duruluğunu çağa taşıran eşsiz bir eserdir. İslamoğlu´nun meal-tefsir çalışmaları, esma-i hüsna açılımı, siyere dair kaygıları-kendisi fark etmese de- Risale-i Nur´un davası ile aynı yönde akar. Bu süreçte kendisine öncelikli tavsiyem Said Nursi´nin "müsbet hareket" düsturu olmuştur. Başkalarının hatalarını dile getirmek yerine, öncelikli olarak doğru olanı ortaya koymak, ancak erbabının anlayabileceği, sükunetle tartışabileceği konuları TV gibi dedikoduya ve yaftalamaya yatkın zeminlerde dile getirmemesi İslamoğlu´ndan beklediğimiz duruştur. Bu hem ona yakışacak hem ümmeti ve kendisini boş yere yorulmaktan kurtaracaktır ümidindeyim.

13. Aslı da üslubu da savunulamayacak bu suçlamayı geri alacak açıklama yapıp yapmama tercihi Mustafa İslamoğlu´na aittir. Hür iradesi olan, vicdan sahibi biri olarak kendisi bilir. Benim ve çok sayıda müminin İslamoğlu´nun Kur´ân´a verdiği emeğe saygısı vardır. Bu emeği küçümseyecek ve yok sayacak olanlar, önce beni ve insaflı nur talebelerini karşılarında bulur. Said Nursi´nin ve talebelerinin Kur´ân´a bir asrı aşkın süredir verdiği ciddi emeğe İslamoğlu´nun da saygılı olması beklenir. Risale-i Nur´un hak etmediği "paralel din" kaynağı suçlamasını, nur talebelerinin asla hak etmediği Risale´ye "Allah´tan indirilmiş kitap" muamelesi yapması suçlamasını geri alması, Mustafa İslamoğlu´na bir şey kaybettirmeyecektir. Aksinin olması, İslamoğlu´nun hata olduğu açık bu tavırdan dönmemesi de benim haneme kayıp olarak yazılmamalı. Haksız mıyım?

14. Mustafa İslamoğlu, Said Nursi´den aldığımız uhuvvet dersine göre, Kâbe hürmetindeki imanı, Uhud dağı azametindeki İslamından ötürü hürmete layıktır. Muhterem bir mümindir. Hayırda ittifakımız devam eder; kesilmez. Rabb-i Rahim, Halık-ı Rahman, şaheseri olarak ortaya koyduğu bir insana gıyabında kendisinin anılmaktan hoşlanmayacağı doğruyla bile dokunulmasına izin vermez. Çağın tanıklığı ile Bediüzzaman ünvanını hak eden üstadım Said Nursi de fikirleri üzerinden eleştiriyi hak eder, bunu hararetle tavsiye eder. Lakin itibar kıyımı, haysiyet cinayeti söz konusu olunca Said Nursi dokunulmazdır. Kur´ân´a dair çalışmalarından istifade ettiğim, meal geleneğinin çok vahim ezberlerini sorgulamaya açarak düşünce dünyamıza ciddi kapılar açan muhterem Mustafa İslamoğlu da eleştiriyi hak eder, yanlışının düzeltilmesini umar. Fikirleri ve düşünceleri dokunulmaz ve sorgulanmaz değildir. Lakin kişilik hakları, haysiyet ve itibarının muhafazası konusunda dokunulmazdır. Belli ki, birbirimizin görüşlerini açıkça tartışan ve tartan seviyeli müzakerelerden yoksun olduğumuz için arkadan vuran, baştan etiketleyen karalamalar revaç buluyor. Uzun kaçan bu açıklamamı da karalamalar arasında bir vicdan borcu, insaf görevi olarak görmenizi arzu ederim. Ben de eleştiriyi hak ediyorum. Ama gıybetimi yapanlar, kişiliğime dokunanlar, itibarıma kast edenler, karşılarında, beni özene bezene yaratan Sahib´im, hakkımda söylenen her şeyi ve herkesi duyan Vekil´im Allah´ı bulurlar:)) 

Risalehaber 




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —