Tarih: 08.02.2022 16:26

Seçmek istemeyenler dilekçe versin

Facebook Twitter Linked-in

“Herboloji dersi ihtiyaridir” diye bir yazı gelse, okul müdürü ne yapar. Bir dersin, ihtiyari olması için, kişinin seçeceği şeyin ne olduğunu bilmesi gerekir.
Bilmeden seçim olmaz. “Herboloji” nedir ben de bilmiyordum ama internete sordum, otlar üzerinde araştırma ve nelerin ne hastalıklarına şifa olduğunu belirleyen ilmin adıymış. Kısacası Lokman hekimin yaptığıymış.

Şu anda ilaç sanayisi bu bilimle uğraşıyormuş. Yıllarca din aleyhine baskılar yapılmış, okunması ve okutulması yasaklanmış, köylerde cenaze namazı kıldıracak adam kalmamış. Baskıcılar bakmışlar ki bu yüzden oy kaybediyorlar hemen din dersi koymuşlar ama “İhtiyaridir” demişler. “İhtiyaridir” emrinin uygulaması müdür ve öğretmenler tarafından öylesine beyinlere kazık gibi çakılmış ki, bu “ihtiyari” kazığının beyinde bir organ olduğu, onsuz yaşanamayacağı kabul görmüş. Lisenin İslamcı müdürüne söylüyorum, “Çok haklısınız” diyor ama işlem yapmıyor.

İşlem ne “Kur’an dersi okutmak istemeyen veliler dilekçe versinler” şeklinde olması gerekirken, İbni Haldun’unun, Mukaddime’sinde, bakacak kimsesi olmadığı için hapishaneye babasıyla beraber koyulan küçük bir çocuk, konuşmaya başlayınca yediği yemeğin içindeki etin ne olduğunu sormuş, babası da ona et denildiğini, çocuğun boyu büyüklükte koyun adı verilen bir canlıdan olduğunu anlatmış. Çocuk babasının bu sözüne inanmamış ve insandan başka canlı olarak yalnız farelerin olduğunu söylemiş. Dikkat ediniz, çocuğunuz sizin, bizim, bizim gibi insanların fikir hapishanesine göre zihnini sınırlamasına sebep olmayalım. Bırakalım onları, Yaratan’ın uzayda yarattığı, ışık hızıyla beş milyon yılda bize görüntüsü ulaşan yıldızlara kadar demeyeyim onların ötesine kadar aletlerle yükselsin, yıldızların ötesindeki âlemlere ve ötesi cennet-i alaya Kur’an’ın ayetleriyle uçsun.

“Yasaktır, gericiliktir, ihtiyaridir” dikenli telleriyle ufukları kapatılarak kendisi gibi birinin kâinat/evren karşısında uydurduğu ev tabanı yüksekliğindeki kelime ve cümlelerle ufukları kapatılmasın. 07.09.2012 Cuma günü Milli Gazete’de “MÜDÜRLER VE SEÇMELİ DERSLER” başlığıyla yayınladığım bir anımı tekrarlıyorum: 

Sene 1983, Ege Denizi’nin kenarında şirin bir ilçemizde güzel manzaraların arasında en güzeli, cami cemaati idi.

Her yaştan cemaat olmasına rağmen 35-40 yaş arası, temiz giyimli cemaat de dikkatleri çekiyordu. Onlardan bir kısmına sordum: “Siz, kimsiniz, konar-göçer kuşlar cinsinden misiniz, yerleşik olanlardan mısınız?” dediğimde şehrin yerlisi olduklarını, bu takımın 1965-70 yılları arasında liseden arkadaş olduklarını anlattılar.
Onları bu iyi hale getiren, 1966 yılında liseye din dersi hocası olarak atanan değerli bir öğretmenmiş. İstanbul’da bakanlık müfettişi olarak buldum ve dinledim:

“Muhterem hocam, ben Konya Yüksek İslam Enstitüsü’nü 1966’da Haziran ayında bitirdim, Ekim ayında da bu liseye atandım. Atamalarımız geç yapıldığı için okul açıldıktan on beş gün sonra görevime başladım. Müdür bey, bana, ‘Din dersini seçen olmadı, onun için derslere giremeyeceksiniz, size de iş bulurum’ dedi.
İslam Enstitüsü’nde bize çok iyi gaz verilmiş. Ben tek başıma bir ülkeyi fethedeceğimi zannederken ülkemde bir müdür benim ellerimi kollarımı bağlayıverdi.
Müftüyle görüştüm, Cuma günleri ateşli vaazlar vermeye başladım. Etrafımda iyi bir cemaat oluştu.

Maddi durumu iyi olan bir cemaate, ‘Lise müdürünün odasını başbakan odası gibi yapma teklifi götürsem para verebilir misin?’ dedim. ‘Paradan yana sıkıntın olmasın’ dedi. Bir gün müdürün odasına girdim ve seçmeli din dersi konusunun yazısını yanlış uyguladığını, din dersini okutmak istemeyen velilerin dilekçe vermeleri gerektiğini anlattım ama müdürün kulağından içeri girmesi için, ‘Eğer sen bu teklifimi kabul edersen bu eski çarpık koltuk ve masalardan seni kurtarıp başbakan koltuğundan daha kaliteli hale getireceğim’ dedim ama adam dine karşı olduğunu bunun için kabul edemeyeceğini söyledi.

Çaresizlikten dolanırken aklıma geleni hemen uygulamaya geçtim. Müdürün odasında başka kimsenin olmadığı bir zamanda içeri girdim. Kapıyı arkadan kilitledim. Cebimden ekmek bıçağını çıkardım ve müdürün başucuna dikildim: ‘Müdür, bize İslam Enstitüsü’nde cihadı öğretirlerken benim gözümün önüne, Ruslar, Amerikalılar, Yunanlılar gelirdi. Meğer o senmişsin. Şimdi kararını ver. Kapıya bir yazı asılsın, ‘Din dersine girmek istemeyenler velilerinden bir yazı getirsinler’ diye yazılsın.

Getirmeyenlerin velileri din dersini istiyor anlamına gelir bu. Bunu ya yaparsın veya seninle kavga edeceğiz. Seni tanımıyorum, benden güçlü gibi görünüyorsun. Beni öldürürsen ben istediğime kavuşurum şehit olurum veya gazi olurum, seçimi yap’ dedim. ‘Tamam’ dedi. Müdür muavinini çağırdı, yazacağı metni yazdırdı ve öğrencilerin tamamı derse girdiler. Ben de müdürün odasını çevre liselere göre en güzel şekilde donattım. Ben öğrencilerle ders yaparken ezan başladığında topluca camiye gittik. Tatbikatlı eğitim verdim. Cumartesi-Pazar günleri piknikleri beraber yaptık.” Halkının yüzde doksan sekizi Müslüman olan bu ülkede, Kur’an-ı Kerim dersinin zorunlu olmasını engelleyen kişi veya kurumu bilmek hakkımızdır.
Ondan veya onlardan korkmanızı anlarım, ama biz de bilelim, kim onlar?




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —