Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Savcı Doğan Öz Kürt meselesinde hassastı

Oral Çalışlar, Kürtçe yasağını hiçbir zaman kabul etmeyen dönemin savcısı Doğan Öz'ün, o dili öğrenmeye çalıştığını ve Türkçe bilmeyen insanların derdine derman olmaya gayret gösterdiğini belirtiyor.

Savcı Doğan Öz Kürt meselesinde hassastı

48 yıl önceki savcı Doğan Öz suikastının devletin derinliklerinde yok edildiğini dünkü yazımda anlatmıştım. Doğan Öz davası hukuk fakültelerinde ders olarak okutulacak bir hukuksuzluk ve adaletsizlik örneğidir. O ise hak konusunda son derece duyarlı bir savcıydı. Türkçe bilmeyen yurttaşın derdini anlayabilmek amacıyla Kürtçe öğrenmeye karar vermişti. Osman Aydın isimli genç bir avukattan yardım istemişti. Tam bir sene çalışmış bir yılın sonunda Kürtçe cümleler kurabilecek, kısa mektuplar yazabilecek kadar ilerlemişti. O günün koşullarında Kürtçe ders kitabı olarak sadece Memuzin’i bulabilmişler ve onu ders kitabı olarak kullanmışlardı. O adaleti arayan bir savcı olarak öncelikle yurttaş haklarını savunmaya özen gösterdi. Görev yeri sık sık değişirdi. Çoğunluğu Türkçe bilmeyen yurttaşların derdine derman olmaya çalışıyordu.

Osman Aydın, yakından tanıdığım bir Kürt aydınıydı. Onu bulmaya karar vermiştim ki sabah telefonum çaldı. Karşımdaki Osman Aydın’dı. 12 Eylül döneminde Diyarbakır Cezaevi’nde gördüğü işkencelerin ürünü olan ağır bir kas hastalığıyla uğraşıyordu. Yazımı okumuş, beni arıyordu. Hamburg’da 1990-1992 yılları arasında bizi ağırlayan Siyasi Tutuklularla Dayanışma Vakfı’nın bizden sonraki davetlisi de Osman Aydın olmuştu. Doğan Öz’le Kürtçe hikâyesini şöyle anlattı: “1971’de Elazığ Adliyesi’nde avukatlık stajı yapıyordum. Duruşmaya sarı saçlı mavi gözlü genç bir savcı geldi… Sırası gelen sanığın soyadı Cevahir’di. Mübaşir birkaç kez çağırdı ama yoktu.

Ben, Hüseyin Cevahir’in akrabası sandım. Kâtip hâkime, ‘Efendim, bu Cevahir MİT elemanı’ dedi. Savcı bunun üzerine, ‘Nerede ipsiz sapsız biri var, MİT’te’ dedi. Çok hoşuma gitti, güldüm. Hâkim MHP’liydi; savcıya bir şey diyemedi, bana kızdı. Dava kaçakçılık davasıydı. Bana, ‘Kaçakçılık hakkında bir şey biliyor musun?’ dedi. ‘Bilmiyorum ama öğreniyorum’ dedim: ‘İsmail Beşikçi’nin Doğu Anadolu’nun Düzeni kitabını okudun mu?’ ‘Okudum’ dedim. Beşikçi’nin benden de alıntı yaptığını söyledim. Benim bir iki yazımı alıntı olarak koymuştu kitaba. Bu buluşmadan sonra, ‘Bana gel’ dedi. Böyle tanıştık. Sonra ailecek dost olduk; birbirimize gidip geliyorduk. Sezen Abla harika bir insandı. O zaman iki oğulları vardı; Bengi Heval daha doğmamıştı, benim de bir kızım vardı. Doğan Abi Kürtçe öğrenmek istediğini söyledi. ‘Olur abi’ dedim, ‘beraber çalışırız.’ Haftanın birkaç günü bir araya gelip Kürtçe çalışıyorduk. Doğan Abi’nin hem dile yeteneği fazlaydı hem de çok zeki bir insandı. Çok çabuk algılıyor, çok çabuk kavrıyordu. İnegöl’e tayinine kadar bir yıldan fazla bir süre birlikte çalıştık. Hatta İnegöl’e gittikten sonra da mektuplaştık. Bir iki mektubumuzda küçük küçük Kürtçe şeyler de yazıyorduk.

Yazılı olarak da Kürtçesi çok iyiydi. Ama ondan sonra Kürtçeyi geliştirmek için bir imkân bulamadı. O seviyede mi kaldı, daha ileri gidebildi mi, bilmiyorum. O yıllarda telefon da pek yoktu. Vefatından sonra Ankara’ya gidip Sezen ablaya başsağlığı diledik. Son birkaç yıl ben rahatsızlanınca ilişkimiz koptu. Bir iki kez Bengi’yi aradım, konuştuk ama Sezen ablayla tekrar ilişki kurmak istiyorum. Bizim için son derece değerli aile dostlarımız, kardeşlerimizdi onlar. Ben stajdayken iki defa gözaltına alındım, Diyarbakır’a gönderildim. Son gönderildiğimde Doğan abi Elazığ’a gelmişti. Adliyenin kapısında karşılaştık. ‘Ben şu anda tutukluyum’ dedim. Hemen koştu, yoldan bir hâkimi çevirdi, ifademi aldırdı ve tahliye kararı çıkarttı. Doğan Abi Kürt meselesinde son derece olumlu, bir insandı.”



Anahtar Kelimeler: Savcı Doğan meselesinde hassastı

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


YAZARLAR

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

HABERLER