Salavat

Ahmet Taşgetiren, sosyal medyada “Bir salavat getirir misin?” paylaşımı üzerinden, son dönemde dindar insan profilinin güven vermediğini ve gençlerin, buna bağlı olarak deizme merak sarmasının sebeplerine kafa yormamızı öneriyor.

Salavat

Sosyal medyada dolaşan bir videoda bir kişi, sokakta çevirdiği insanlara “Bir salavat getirir misin?” diye soruyor. Görüntüde gençler var çoğunlukla, kızlı erkekli… “Salavat? Salavat? Salavat ne ki?” gibi cevaplar veriliyor. Gülüşmeler oluyor. Bir kişi “Allahümme salli ala Muhammed” diyor. Aksanından yabancı olduğu anlaşılıyor. Belki Suriyeli…

Benzeri sokak röportajları zaman zaman yapılır ve genellikle gençlerin “İslami konular”a ne kadar yabancı olduğu görülür, muhtemel ki röportajları yapanlar da “İşte halimiz bu” şeklinde bir “kaygı”yı, belki “uyarı”yı topluma taşımak isterler.

Bilgi noktasında durumumuz gerçekten budur. Belki “dua” kısmı vardır dinin, “Ben Müslümanım” anlamında “Aidiyet” kısmı vardır. “Allah’a sığınma” vardır.

Bunların olması da önemlidir.

Ben “Dolmuşa binerken -Bismillahirrahmanirrahim- diyen insanın Müslümanlığı önemsenmelidir, derim, artırabiliyorsak artıralım, ama asla eksiltmeyelim.”

Bunu neden derim, çünkü kimi davranışlarımız, insanların Müslümanlığını artırmaya değil eksiltmeye yol açıyor.

Keşke sadece bilgi eksikliği olsa gençlerimizin zaafı, o bir şekilde giderilebilir, saygı, aidiyet korunduğu sürece.

Ya o alan sarsılmaya başlamışsa…

Bazen “İslam – toplum ilişkisi”ne baktığımda, -ki bana göre dini müesseselerimiz, Diyanet, cemaatler, tarikatlar, ilahiyat, dindar anneler-babalar, vitrinde en çok onlar bulunduğu için en çok görünülürlük arz eden siyasi kadrolar İslam – toplum ilişkisinin nasıl bir seyir izlediğine bakmalı- negatif bir çizgi geliştiğini hayıflanarak görüyorum.

İslam azalıyor hayatımızda”, diyebilirim. Bu sözüm, hayatında İslam’ın ne kadar mevcut olduğunu önemseyenler için önemsenecektir.

Ama “İnsanlar bizim davranışlarımız yüzünden İslam’a mesafe koymaya başlıyorlar, ilişki soğuyor, ilişki tartışmalı hale geliyor” gibi bir tespit, çok daha sarsıcı olmalı.

Kendi kendimize sorsak dindar muhitler olarak, “Genç insanlar İslam ile ilgili bir bilgiyi, algıyı, izlenimi nasıl temin ediyorlar?”

Şu an siyasetin, yazılı – görsel medyanın, dini kurumların ve ailede anne-babanın sunduğu İslam algısı, çocuklarımızda – gençlerimizde sağlıklı bir İslam algısı oluşturmaya yeterli mi?

Mesela bu soru üzerinde kafa yorulmuş mudur herhangi bir dini kurumumuzda ya da bu işi dert edinen herhangi bir muhitimizde?

Ben “Türkiye’nin Müslümanlık oranını yüzde 50 artı 1’e indirdik” diye yazdım birkaç kere, bunu farklı ortamlarda seslendirdim. Bir konuşsak bunu değil mi, bir tartışsak, bu tespit doğru mu değil mi, bunu ifade etmek ne anlama geliyor, böyle bir gerçeklik varsa kimi insanlarımızın zihninde bu iyi mi kötü mü, yüzde 99’lardan buralara inmiş olmak Türkiye’ye kazandırır mı kaybettirir mi, yüzde 50 artı 1’in dışında görülenler ne hisseder, kendini yüzde 50 artı 1’in içinde gören ve ötekileri yargılayanlar Türkiye için iyilik mi ediyorlardır, benim bu tespitim siyasetle ilgili ise siyasetin buralara gelmiş olması, siyasetin doğrudan bir din kamplaşması olmasa bile din ile bağlantılı değerler kamplaşmasına dönüşmesinin ülke için, dünya için sonuçları nedir, bunları masaya yatırsak, konuşsak, tartışsak…

Gençlerde deizm vs tartışması da bununla bağlantılı.

Gençlere salavatı öğretmek işten bile değil. Ama önemli olan Peygambere saygı iklimini gönüllere kazandırmak değil mi?

İslam’la daha sıcak bir ilgiyi, ilişkiyi sağlamak değil mi?

Çocuk, ninesinin başındaki beyaz tülbent ile sevmeye başlıyor dinini. Dedesinin bembeyaz sakalı ile, dudağının dua için kıpırdaması ile, yumuşacık elleriyle yüzünü sıvazlaması ile, baba ya da anne annesinin namaz için seccadesini sermesi ile… Kaybettiği annesinin mezar ziyareti ile…

Oralarda kopuş yaşanmışsa, bin cilt din kitabı bitirtseniz din ile samimi ilgi gerçekleştiremiyorsunuz.

Faklı bir gündemi seslendiriyorum, gelin biraz kafa yoralım.