Tarih: 07.09.2018 13:55

PERSEPOLİS: BİR İRAN ANATOMİSİ

Facebook Twitter Linked-in

Yanı başımızdaki komşumuz İran´ın yakın zamanda yaşadığı çalkantılı süreci hepimiz biliyoruz. Büyük bir devrim yaşadıktan hemen sonra Irak´la 8 yıl sürecek olan ve 1 milyondan fazla kişinin hayatını kaybettiği büyük bir savaşa giren İran´ı ve İran toplumunun yaşadıklarını, kendi gelişimiyle birlikte bir kadının gönden anlatan bir filmi sizlerle paylaşacağım: Persepolis.

Film 2007 yılında hazırlanmış ve oldukça başarılı bir animasyon olarak izleyici karşısına çıkmış. Filmde, yönetmenlerden biri olan ve aynı zamanda filmin öyküsünün geçtiği çizgi romanın sahibi olan Marjane Satrapi´nin çocukluğundan itibaren yaşadıkları ve gözlemledikleri anlatılıyor. Büyük olaylar yaşayan İran toplumunun, geçirdiği dönüşümü, sorunları yeri geldiğinde Batılı hayat tarzını da eleştiren bir üslupla gözler önüne seren film kesinlikle izlenmeye değer. Bir rejim değişikliği yaşayan ardından da İran-Irak savaşını yaşayan bir toplumun yaşadığı tahribatı ve değişimi her açıdan gözlemlemek mümkün. Hikâyenin asıl olarak etrafında döndüğü ana tema ise İslam Devrimi´nden sonra İran´daki kadınların ve kadın haklarının durumu.

Filmin başlarında Marjene, şahı çok seven ve sürekli propagandasını yapan öğretmeninin etkisinde kalan küçük bir kız olarak çıkıyor karşımıza. Ancak komünist olduğu için hapiste olan amcasını hatırlatan babası, Marjane´ye şah ve onun gizli polislerinin yaptıklarından bahsediyor. Ben filmin bu ilk kısmında, insanların huzur, özgürlük ve adalet getirecek bir devrim beklentisi içerisinde olduklarını gözlemledim. Ancak devrim sonrası egemen olan İslami yönetimin kimi uygulamaları bazı aileleri ve eğlence çevrelerini rahatsız etmeye başlayınca huzursuzluğun oluşmaya başladığını da gözlemleyebiliyoruz. Bunlara ilaveten siyasi baskılar, Devrim Muhafızlarının hakkaniyetsiz uygulamaları, devrimi Batı karşıtlığı üzerine inşa etme çabaları da kendisini hissettirmeye başlayınca bu beklenti büyük bir korku ve tedirginliğe dönüşüyor. Öte yandan gerekliliğine inanmadıkları ve anlamsız bulduklarından (en azından filmde bu şekilde işleniyor) İran-Irak savaşı insanları yeni egemen anlayışa karşı tepkili hale getiriyor.

Derinlikli bir eleştiriler

Filmde benim gördüğüm en önemli eleştiri, savunduğu değerler ile örtüşmeyen bir yönetim anlayışına odaklanıyor. Bilinçli mi bilinçsiz mi yapıldığını bilemesem de filmin ana teması olan kadın haklarına yönelik eleştirilerin birçoğunun aslında egemenlerin yanlış anlayışlarından kaynaklı olduğunu rahatlıkla ifade edebilirim. Mesela Resul-i Ekrem´in (sas) eşi Hz. Hatice annemizin ticaretle uğraştığı ve yine Hz. Aişe annemizin bir hukukçu olduğu ve bir orduya komuta ettiği gerçeği önümüzde duruyorken yine İslamla birlikte Arap yarımadasında kadına verilen değerin adeta devrim mahiyetinde olduğu aşikârken bugün İslam ile yönetildiğini iddia eden ülkelerin bu konudaki hali oldukça düşündürücüdür.

Bizler kadını cinsel bir obje olarak gören ve kapitalizmin çıkarları için kullanan zihniyeti eleştiriyorken, geleceğimizi yetiştiren kadınları, ahlak bekçisi adında kendisini görevli addetmiş şahısların gözlerinin önüne koyamayız. İşte Persepolis filminde de uzun bir pardesü giyinip, başı kapalı olduğu halde sırf koştuğu için durdurulan kadının verdiği tepki, aslında bu sorunlu zihniyetin yapısına verilmiş bir tepkidir. Oysa İslam´ı anlamaya çalışan herkes iffetin, kadınlar kadar erkeklere de ait olduğunu bilir.

Bir diğer önemli detay ise ahlaki ilkelerini bir kenara atmış ve bazı felsefi akımlardan etkilenmiş zihniyete yöneliktir. Değer tanımazlık ve her türlü ahlaksızlığın insanın hayatını nasıl içinden çıkılamayan bir girdaba soktuğu Marjane adlı karakterin Avrupa´da yaşadıklarıyla çok net bir biçimde görülmekte. Ayrıca değersiz, amaçsız ve günübirlik bir yaşam tarzının da "insan" gerçeğiyle uyuşmadığı mesajı fark ediliyor. Gerçekten de Ali Şeriati´nin yetiştiği topraklardan, beşer ve insan farkına yönelik alttan alta verilen bu mesajlar oldukça anlamlı.

Siyasi gerilimlerin etkisi

Filmde dikkat çekilen başka bir konu da siyasi gerilimlerin insan psikolojisi üzerine etkisi ve sosyolojik değişimler. İran tarihine biraz aşina olanlar bilirler ki bu topraklarda modernleşme sürecözellikle Fransız fikirleriyle yürümüştür. Ancak İran´ın bana göre en dikkate değer yönü, devrimden sonra egemen olan İslamcı kesimin elitlerinin de Batı´yı ve Batılı sistemleri çok iyi biliyor oluşudur. İşte buna rağmen bu devrimin halkı Batı´nın iyi veya kötü farketmeksizin her şeyine kapatmasına bir anlam veremediğimi burada ifade etmem gerekiyor. Filmde de Marjane´nin metal/rock kasetlerini gizlice satan yerlerden, yakalanma korkusu içinde gidip alması haklı bir eleştiri. Yine devrim öncesinde siyasi suçlarla tutuklu olanların serbest bırakılması ülkede kısa bir özgürlük rüzgârının esmesine sebep olsa da sonrasında bizzat devrimi yapanlara yönelik yapılan baskılar filmde kendisini gayet iyi hissettirmiştir. Oysa İslam´ın devlet anlayışı içerisinde hiç şüphesiz adalet en önemli buyruktur.

Filmde eksiklik olarak gördüğüm nokta ise İran´da kadının sosyal hayatın içerisindeki aktifliğine değinmemesi. İran´ı araştıranlar veya gidenler görmüştür ki, İranlı kadınlar çalışma hayatında ve sosyal hayatta oldukça aktifler. İslam Devrimi, olması gerektiği gibi, sadece çalışma alanlarıyla alakalı bazı düzenlemeler yapmıştır. Ancak kadınlar, ülkenin yönetimi noktasında neredeyse hiç söz sahibi değiller. Bu durum genel olarak Şark toplumlarının sorunsalıdır. Geçmiş dönemlerde yazılan bazı nasihatname ve siyasetnamelerde de kadınların pasifize edilmesine yönelik tavsiyelerin olması bu durumda etkilidir. Ancak yine Peygamber Efendimiz´in (sas) kadınlarla da istişare ettiği ve onların fikirlerine değer verdiği ve uyguladığı bilinen bir gerçektir.

Yetişmiş insan eksikliği

Filmin İran İslam Devrimi ile alakalı eleştirilerinde bence çok önemli bir diğer nokta ise kadro yetersizliği ve liyakatsizliğe dikkat çekmesidir. Gerçekten de bugün dinamik bir biçimde rejime din adamı, devlet adamı yetiştiren Kum şehri, o dönem devlet kadrolarına yetecek kadar yetişmiş insana sahip değildi. Bu sebeple olsa gerek ki, 1979 devriminde ön safta savaşmış kişilerin belli makamlara getirilmiş olması ve bunun yol açtığı bazı sorunlar da filme yansımış. Tedavi olmak amacıyla yurtdışına gitmesi gereken bir kadının işlemini yapıp yapmamayı elinde bulunduran ve önceden temizlik görevlisi olan bir kişi bu duruma örnek olarak sahnelenmiş. Ayrıca özellikle Devrim Muhafızlarının içinde bulundukları durum ve eğitim düzeyleri sert bir biçimde gözler önüne serilmiş. Evlerde alkol araması yapan Devrim Muhafızlardan bazılarının rüşvet alması da durumu özetlemektedir.

Bugün aslında keyfi monarşiyle yönetilip İslam´ın buyruklarından ve yaşam düzeninden bihaber olan pekçok Şark ülkesine eleştiri mahiyetini de taşıyabilecek olan Persepolis filmi tekrar tekrar izlenip ders çıkarılması gereken cinsten bir yapım. Son olarak Persepolis´i izlerken büyük İslam teorisyeni Hasan et-Turabi´yi, Hasan el-Benna´yı da sık sık hatırladığımı ifade etmem gerekiyor. Bir toplumun geleceğinin büyük oranda kadınlarına ve çocuklarına bağlı olduğu gerçeğini kavrayan bu büyük mütefekkirler Hz. Muhammed´in (sas) kurduğu toplum düzenini de anlamış kişilerdi. İslam´ın toplumsal yapısının insanlara huzur ve düzen getireceğini görebilmiş, kadın ve çocuk hakları, barış, adalet, birlik ve dirliğin bu toplumsal yapıda temel olduğunu savunmuşlardı. Persepolis filmini bunları da aklınızın bir kenarında tutarak izlemenizi tavsiye ederim.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —