Oligarşinin ilkesi olarak çıkar

İsmail Kıllıoğlu, milligazete.com’da “Oligarşinin ilkesi olarak çıkar” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Oligarşinin ilkesi olarak çıkar

Herhangi bir varlığa, nesneye ya da herhangi bir konuya ilişkin elde edilen bilgi, tanımlamaya, sınıflandırılmaya ve karşılaştırılmaya tabi tutulmadığı takdirde, her ne kadar bilgi sayılsa bile, genel geçer, herkes ve her zaman için, özetle nesnellik niteliği kazanamaz. Dolayısıyla bir varlığı, bir nesneyi ya da bir konuyu anlamayı, kavramayı sağlarken, onların benzeri olanlar hakkında herhangi bir şey söylemez, anlama ve kavramaya götürmez, açıklama imkânı vermez. Yeni, farklı, değişik bilgilere ulaşmada beklenmedik engeller oluşturabilir, kimi zamanlarda da imkânsız hale getirebilir.

Bu konuda, bilim, daha geniş açıdan felsefe açısından çarpıcı örnekler bulunmaktadır. Milattan önceki süreçte, Sümerler ile başlayan, Mısır, Babil nitelendirmeleri şeklinde ayrılan dönemlerde, bilgi, teknik alanlarında somut gelişmelere rağmen, bilginin tanımlanması, sınıflandırılması, kuramlaştırılması gerçekleştirilmemişti. Bunlara kıyasla, bilgi, kültür, teknik ve uygarlık bakımından geri düzeyde olan Yunanlar, söz konusu eksikliği gidermek yönünde hareket edeceklerdir. İlk ortaya çıkışın mekânı, Miletus, Efesus, Pergamus, Halikarnassus, kısaca Batı Anadolu, yani Ege Bölgesi ve adalar olacaktır. Nitekim Yunanlar, Platon’un nitelemesiyle, “eşeğin gölgesi için tartışıp kavga eder” durumda bulundukları için, söz konusu bölgenin, kent-devletlerin zenginliklerini yağmalama yoluna başvuracaklardır. Atine kent-devletinin öne çıkışı bu süreçte gerçekleşecektir. Toplumsal, iktisadi, siyasi kargaşalığa rağmen, felsefe, dolayısıyla bilimin gelişimini sağlamayı da ihmal etmeyeceklerdir.

Toplumu (polis, politea) doğrudan ilgilendirdiği için siyaset (politika), farklı yönleriyle tartışma ve irdeleme konusu olacaktır. Öncelikli sorun, erdemli bir toplum mümkün müdür ve bu doğrultuda neler yapılması gerekmektedir? Sorunun temeli, Sokrates’in ahlak felsefesine dayanmaktadır, denebilir. Onun erdemi bilgiye bağlaması anahtar önermedir. Bilgi nasıl sınıflandırılabiliniyorsa, toplumun yönetimi de benzer şekilde tasnife tabi tutulmak suretiyle, en doğru, en uygun olanın kurulması mümkün olabilmelidir. Onun için devletin yönetim biçimleri ayrımı yapılmış ve bunların dayandığı ya da dayanması gereken ilkeler, başka bir ifadeyle, erdemler üzerinde tartışmalar, kabuller ve retler, irdelemeler ve yorumlar ortaya konulmuştur. Romalılardan Ortaçağ’a, oradan Hümanizm ve Rönesans yoluyla Yeniçağlara ve günümüze kadar süregelen bir gelişme söz konusudur. Yeri gelmişken, önemli, bir yönüyle de Hümanizm ve Rönesans’ın, dolayısıyla Yeniçağların belirgin ve başat bir farklılığını vurgulamak gerekir. O da, Yunanlarda toplum temel alınırken, birey olarak insana yer verilmemesiydi. Hümanizm ve Rönesans, her ne kadar Klasik düşünce ve kültüre (Yunan düşüncesi, Roma devlet yönetim biçimi uygulamaları, Hıristiyan ahlakı) dayanmış olsa da, farklı sorun ve konuları gündeme taşıyabilmiştir. Bunların başında, birey olarak insan ve onun doğası gereği sahip olduğu hak ve özgürlükler gelecektir.

O halde, toplum ve devletin yanında, bunların dışında, yerine göre de bunlara karşı olarak insanın varlığını konumlandırmaya imkân sağlayacak, yerleştirecek ve koruyacak temel hak ve özgürlükler göz önünde tutulmalıdır. İnsanların doğuştan eşit varlıklar olduğu yadsınamaz bir gerçeklik olduğu kabul edildiği takdirde, toplumun farklı biçimlerde sınıflara ayrılması, bu sınıflara konumları gereği farklı hak ve özgürlükler, imtiyazlar ve üstünlükler tanınması söz konusu edilemez. Özellikle toplumun, zaman içinde ortaya çıkacak olan “halk” ve “millet” kavramlarıyla ifade edilecek olan toplumun yönetiminde, yani Devlet’te, farklı hak ve imtiyazların doğumuna yol açacak yönetim biçimleri kabul edilemez, edilmemelidir. Farklı dönemlerde çeşitli nedenler ile gerçekleşen isyanlar, ayaklanmalar, ihtilaller, çatışmalar ve savaşlar yanında 1789’da Fransa’da, “sans coulotlar”ın, yani “baldırı çıplakların” gerçekleştirdiği devrim tarihin dönüm noktası da olacaktır. Neye karşı? Kısaca, Monarşiye, Aristokrasiye, Oligarşiye, Diktatörlüğe ve bunların izdüşümlerine, bileşenlerine karşı. Bir anlamda, değişik anlam ve görünümler içinde beliren Oligarşinin temelinde yer alan çıkarın yerine toplumun, kamunun ve bunlar ile dengelenmesi gereken birey olarak insanın çıkarının anahtarı olan temel hak ve özgürlükler adına bir tavır alıştır bu. Bilim, düşünce ve sanatın, öz olarak kültür ve uygarlığın kuruluşu, yerleşmesi ve gelişimi, insanın güvenliği ve mutluluğu bu bağlamda anlamına kavuşabilir.

 

Kaynak: Farklı Bakış