Okulu küçültme talebi, okulun gereğinden fazla büyük olduğu varsayımı üzerinden hareket ediyor. Sadece bununla yetinmiyor, aynı zamanda okulun o kadar da büyük olmaması gerektiğini söylüyor. Oysa genel kanı bunun tam tersi yöndedir. O yüzden eğitimin süresi, içeriği, işleyişi vs. üzerinden geniş çaplı çalışmalar, arayışlar, uygulamalar yapılır. Çünkü hem okulun büyük olması istenir hem de okulun büyük olmasının iyi bir şey olduğu kabul edilir. Dolayısıyla okulu küçültme talebi bu genel kabulün dışında bir yerde konumlanıyor. Üstelik bu konumlanmanın ayrıca hem gerekli hem iyi hem de gittikçe zaruri olduğunu belirtiyor.
Başlarken belirtmek gerekir ki, okulu küçültme talebi ne okul karşıtlığı ne de okul düşmanlığıyla ilgili bir şey. Okulun kötü, gereksiz, anlamsız, lüzumsuz olduğuyla da ilgili değil. Muhayyilenin okullaşmasına vurgu yapan İllich’in belirttiği gibi okul eleştirisi özdeş görülen eğitime yönelik eleştiri de değil. Ancak okul veya eğitim kötülemesi olmayan bu konumlanış, mevcudun yapısal bir eleştiriye tabi tutulması gerekliliğini olmazsa olmaz olarak görüyor. Eğitime, okula ilişkin yerleşik söylemin yapıbozuma uğratılmasını varoluşsal bir görev olarak üstleniyor.
Bir Hayat Tasarımının Parçası Olarak Okul
Okul, insanlık tarihinin önemli bir kurumu. Ancak bugünkü anlamıyla okulun mevcudiyeti insanlık tarihinin hayli küçük bir kısmıyla bağlantılı. Modern dünyada, okulun zaman ve ilişki içindeki yaygınlığı tarihin hiçbir dönemiyle kıyas kabul etmez boyutlardadır. Toplumsal hayatın organizasyonunda okul merkezi konumdadır artık. Sanayiye dayalı bir toplumsal yapıya geçiş, beraberinde köklü bir başkalaşım getirdi. Binlerce yıl kendi döngüsünde işleyen bir dünya ve kurumsal gerçeklik, sanayileşmeyle birlikte Marx’ın ifadesiyle “buharlaştı.” Buharlaşan yapıların yerine ihdas edilen kurumlardan birisi de modern okul oldu. Okul, belirli bir nüfusun hayata hazırlanması için işe koşuldu. Ancak bu hayata hazırlanma; steril, sade, hümanist bir şekilde olmanın ötesinde ideolojik-politik hassasiyetleri belirgin bir iradenin, planlamanın yansıması olarak var oldu. Bunun için değişen veya tasfiye edilen yapıların üstlendiği işlevlerin büyük kısmı okula devredildi. Batı’daki hikâyenin izdüşümü bizdeki de. Üstelik çok daha radikalleşmiş ve fetişize edilmiş bir şekilde karşılık bulmuş.
Okul, eğitim-öğretim faaliyetini yürütmek üzere yapılandırılmış bir kurumsal yapı olsa da kendisinde karanlık, karmaşık boyutlar var. Zira modern eğitim-öğretim faaliyeti aynı zamanda bir epistemik otorite tercihinin ve savaşının uzantısı olarak vardır. Diğer taraftan okul; bir hayat tercihinin ve tasarımının enstrümanı olarak yapılandırılmıştır. Kesif bir ideolojik-politik arzunun aparatı olarak tahkim edilmesinin anlamı da buradan gelir. İşin bu boyutu özellikle eleştirel eğitim okumalarının önemli konu başlıklarından birisini oluşturur. O nedenle de işin bu kısmı üzerinde durmayı fazla gerekli bulmuyorum. Gerekli bulmayışımın diğer önemli bir nedeni de ideolojik aktarımın, endoktrinasyon çabalarının günümüz dünyasında görece karşılıksız kalacaklarının anlaşılmış ve dolayısıyla bu yöndeki politikaların belirli düzeyde motivasyonlarını yitirmiş olmasından kaynaklanmaktadır.
İdeolojik-politik boyutlar, eleştirel okumalar için kışkırtıcı olsa da meselenin önemli bir boyutunu da görünmez kıldığı açıktır. Bunun somut görünümlerini yakın tarihimizin içinde de bulmak mümkündür. Türkiye’de eğitim alanında tartışmanın ana merkezi, bugün de olduğu gibi, ideolojik politik gerilimler oluşturur. Eğitimin kimin elinde, kimin politik tahayyüllerini gerçekleştireceğine ve sosyo-kültürel arzularına karşılık verecek şekilde işleyeceğine ilişkin verilen mücadele hız kesmeden devam ediyor. Bu mücadele, yukarıda da değindiğim üzere, yaygın kanının hizasında konumlanan ve okul merkezli bir toplumsal mühendisliğin mümkün ve meşru oluşundan hareket ediyor.
Mücadele ve konumlanış bu şekilde olsa da, gerçekliğin başka seyir izlediği yapılan değerlendirmelerden anlaşılıyor. İstatistikler, sahadan yansıyan göstergeler okuldaki vaziyetin beklenildiği gibi olmadığını kanıtlıyor. Başarısızlık, memnuniyetsizlik, şiddet vs. gibi pek çok konu başlığı, alandaki işleyişin iyi olmadığını ve düşünüldüğü gibi basit bir ideolojik-politik hâkimiyet meselesi olarak görülemeyeceğini teyit ediyor. Nitekim okulu niçin küçültmemiz gerektiğine ilişkin konuşma yapacağımız zemin de burada kendini gösteriyor. Bu tür veriler, modern eğitim tarihimiz boyunca okulun zamanının ve zemininin yaygınlaştırılması için birer gerekçe olarak kabul edildiler. Ancak gelinen noktada bu işleyişte ısrarın gerçeklikten kaçmadan başka bir anlama gelmeyeceği görülmektedir.

