Neyi muhafaza ediyorsunuz acaba?

İbrahim Kiras yazdı;

Neyi muhafaza ediyorsunuz acaba?

Roma’daki Santa Petronius Bazilikası’nın yanı başına bir AVM yapıldığını, Strasbourg’taki Notre Dame Katedrali’nin kulesinin önünü bir apartmanın kapattığını, Londra’daki Westminster Abbey’nin arka bahçesine lokanta açıldığını, Bremen’deki St. Petri Dom’un duvarının dibine bir gecekondu kondurulduğunu tahayyül edebilir misiniz? Gerçi biz tahayyül edebiliriz ama İtalyanlar, Fransızlar, İngilizler, Almanlar edemez.

Biz maalesef alışkınız bunlara…. İstanbul’daki, Edirne’deki, Bursa’daki ecdat yadigarı eserler bir yana, İslam coğrafyasının en kutsal yeri olan Mekke-i Mükerreme’de gökdelen otellerin tepesinden baktığı Kabe-i Muazzama dört bir yanını kaplayan beton bloklarla boğulmuş durumda. Hem Mekke’de hem Medine’de asrısaadetten bugüne intikal edebilmiş hatıralar inşaat makineleriyle tek tek yok ediliyor. Çok cılız itirazların dışında İslam dünyasından buna karşı ses de çıkmıyor.

Demek ki bu bir zihniyet meselesi öncelikle. Bu zihniyet de büyük ölçüde beşeri ihtiyaçlar piramitinde kültürün, sanatın, estetiğin, maneviyatın -yani bilcümle medeni değerlerin- daha doğal ihtiyaçlar kümesinin altında kalmış olmasının eseri. Maslow’a göre insanın en başta “fizyolojik ve biyolojik” ihtiyaçları giderilmeden bunun bir üstünde yer alan güvenlik, ardından sevgi, saygınlık, estetik ve son olarak kendini gerçekleştirme ihtiyaçlarına sıra gelmiyor.

Türkiye’de her ne kadar bugünlerde ciddi ekonomik sıkıntılar mevcut olsa da toplumun geneli için doğal ihtiyaçların karşılanması evresinin çoktan geride bırakılmış olması gerekmiyor mu?

Öyle anlaşılıyor ki “tarihi miras” zihniyet alanında hüküm sürmeye devam ediyor.

***

Osmanlı sisteminin çözülme devirlerinde ortaya çıkan büyük ekonomik sıkıntılar, merkezi idarenin zayıflaması, hukukun yozlaşması ve kaybedilen topraklardan anavatana geri çekilen büyük kitlelerin iskanı gibi meseleler İstanbul’daki düzeni de alt üst etmişti. Bilhassa 19. yüzyılda, önce 93 harbinde sonra Balkan savaşlarında yüzbinlerce insan İstanbul sokaklarına yığıldı. Cami avluları, okullar, boş arsalar, muhacir aileleriyle doldu taştı.

(Daha 18. yüzyılda Topkapı Sarayı bahçesinin dış duvarlarına kondurulmuş olan “gecekondu lojmanlar” bugün Soğukçeşme Sokağı adıyla “tarihi bir değer”e dönüştü. Daha yakın zamanlarda da -yanlış bilmiyorsam 1980’li ve 90’lı yıllarda- müzede görev yapan memurlar için yine lojman olarak Topkapı Sarayı’nın bahçesinin Marmara tarafındaki sur duvarlarına gecekondular yapılmıştı. Galiba onlar AK Parti iktidarının ilk dönemindeki Ertuğrul Günay’ın Kültür Bakanlığı sırasında yıkıldı.)

İstanbul’da selatin cami külliyelerinin işgali aslında Osmanlı’nın son zamanlarında başladı. Bu külliyelerin çoğunun kütüphanesi, medresesi, hamamı, ahırı, yemekhanesi vs. bugün başka ellerde, başka işlevler görüyor. Süleymaniye’nin etrafındaki binalara bu gözle bakarsanız fark edeceksiniz, külliyenin birçok bölümü “kayıp” durumda bugün.

Geçmiş zamanların “ihtiyaç hiyerarşisi” çerçevesinde belki doğal karşılanabilecek bu hoyratlık şimdiki zamanın şartlarında ne ifade ediyor peki? “Zihniyetin sürekliliği” prensibini mi?

***

Kendi adlandırmalarına göre “muhafazakar” bir iktidar var Türkiye’de. Gelgelelim ne doğal çevre ne tarihi doku ne de eşsiz kültürel varlıklar için “muhafaza” kaygısı güdülüyor. “Altın kazma” ülkenin her yanında önüne gelen taşınmaz değerin üstüne iniyor.

İşte son olarak Süleymaniye’de karşımıza çıkan görüntü… İstanbul’un eşsiz tarihi siluetini oluşturan en önemli yapılardan birinin maruz kaldığı hoyratlık karşısında siyasi iktidar sessiz. Taraftarları ise bahane bulma yarışında…

İşin daha acı tarafı, ilk anda gördükleri fotoğrafa isyan edenlerin bir bölümü inşaatın “tanıdık” bir sahibi olduğunu öğrenince seslerini kestiler. Eskiden iyi tanıdığımız ama son yıllarda tanıyamaz olduğumuz bir vakfın yaptırdığı yurt binasının inşaatıymış bu. (Daha önce de burada değinmiştim bazı sivil toplum kuruluşlarının öğrenci yurdu işletme merakının tuhaflıklarına. Adı vakıf olan ama faaliyetlerinin çoğunda artık kamu kaynaklarını kullanan kuruluşların ne kuş ne deve diyemediğimiz hallerine…)

Muhafazakar” diye adlandırılan camianın “beton aşkı” her şeyin üstünde… Ne var ki “ecdat” retoriğiyle, Osmanlı mirasına sahip çıkma iddiasıyla, medeniyet tasavvuru laflarıyla kabili telif olmayan bir tutum bu.