Müslümanlar dost, düşmanlar dost adayı

Mahmut Toptaş, Müslümanları birbirlerinin kardeşi olduğunu; hata yapsa dahi dışlanmaması gerektiğin; Müslümanın Müslümana dost, Müslüman olmayanların ise, dost adayı olduğunun unutulmaması gerektiğini belirtiyor.

Müslümanlar dost, düşmanlar dost adayı

Bizler yüz elli yıldır, cephede bozulup dağa sığınan askerlere benzeriz.

Birbirimizle bağlarımız kopuk. Karanlıkta birbirimizi düşman bile zannedebiliyoruz.

Hepimiz ayrı yerlerde aynı gaye için çalışıyoruz.

Mevzii metotlar geliştirilmiş durumda.

Hepsinin kulağı seste.

İçlerinden hepsinin tanıdığı, güvendiği bir sesi beklemekte.

Bir heykeltıraşın, eserini taşın içinde önce görüp sonra yonttuğu gibi biz de insanımızın itikad, bilgi ve becerisini değerlendirerek görevlendirme imkânımız şimdilik olmadığından kendimize benzemeyeni bir kalemde silmeyelim.

İslâm’a gönül verenlerin dünya çapında kuracakları İslam binasının elemanlarının temel taşı olacaklarla tepe taşı olacaklar, eşik olacaklarla mihrap taşı olacakları vardır.

Yirmi beş gram ağırlığındaki bülbülden tavuk yumurtası beklenemez.

“Bunlardan bir şey çıkmaz” sözünü ağzımıza almayalım.

Doksanlık ihtiyarların duası, küçücük çocukların saflığı, gencecik kız ve erkeklerimizin ibadetinin bereketi, ilim adamlarımızın gayreti, bu İslâm binasının kuruluşunda su, harç, güneş, hava gibi görevler yaparlar.

Bir araya gelerek deniz fenerinin kulesi gibi olmalı.

Yolunu, limanını kaybedenler kim olursa olsun, yol göstermeli.

Deniz kenarında dalganın gidiş-geliş yönüne göre hareket eden ve her hareketinde birbirlerini yiyip bitiren çakıl taşları gibi olmamalı.

Fatiha Sûresi’nin okunup anlaşıldığı ve yaşandığı bir İslâm binası oluşturmalı.

Yosunlar giyinen mezar taşları gibi, Fatiha dilenmemeli.

Fatiha okutacak iş yapmalı.

Hiçbir kimse İslâmi hizmetlerin tarihini kendisiyle başlatmamalı ve bu dava benimle kaim dememeli.

Hz. Adem’le başlatılan bu İslam binasının son taşı olduğunu Peygamber Efendimiz şöyle ifade ediyor:

“Benim ve benden önceki peygamberlerin durumu güzel bir bina yapıp bir tuğla eksik bırakan insanın durumuna benzer. İnsanlar o evi dolaşıyorlar ve bundan daha güzelini görmedik ancak bir şu tuğla eksik olmasaydı derler. İyi bilin ki işte o tuğla benim.” (Buhari, Sahih, K. Menakıb. Bab 17 Hatemü’n-Neyyin)

Efendimiz bu hadisiyle bize, geçmişte yapılan hizmetleri takdir etmemizi, bir gediği kapatıp güzelleştirmemizi öğütlüyor.

Türkiye’de İslâmi hareketler, siyasi faaliyetler on senedir, yirmi senedir, otuz senedir, hızla ilerliyor diyenler, kendilerinin İslâmi hizmetlere giriş tarihini söylemektedirler ve kendileriyle başlatmaktadırlar.

İslâmi hizmetin tarihini kendisiyle başlatanlara göre kendilerinin ölümüyle hizmet biter.

Oysa Hz. Adem’le başlayıp binlerce peygamber ve onun vârislerince sürdürülen bu hizmete katılıp bir yer tutanlar kıyamete kadar gelecek müminlerin rahmet ve mağfiret dileklerinden faydalanacaklardır.

Dünyanın neresinde olursa olsun, ırkı, rengi, dili ne olursa olsun, mü’min olan herkesin bizim kardeşimiz olduğunu haber verir Rabbimiz.

“Mü’minler ancak kardeştirler. O halde kar¬deşlerinizin ara¬sını düzel¬tin. Allah’tan sakı¬nın ki, merhamet olunasınız.” (Hucurat Sûresi, ayet 61/10)

Ebu Gureyb hapishanesinde elektrik verilerek, coplanarak, tecavüz edilerek, boynuna ip bağlanıp sürüklenerek demokrasi eğitiminden geçirilen insanların başına gelenleri bir de erkek kardeşinizin veya kız kardeşinizin başına geldiğini düşünerek değerlendiriniz.

Erkek veya kız kardeşinizin sizin kardeşiniz olduğunu size anneniz, babanız, yakınlarınız ve bir de nüfus memuru söylüyor.

Ama dünyanın her tarafında yaşayan müminlerin sizin kardeşiniz olduğunu Allah söylüyor. Levh-i mahfuzda kayıtlı.

Erkek ve kız kardeşlerimiz eğer Müslüman ise hem nesep kardeşimiz hem de din kardeşimiz olurlar.

Kardeşlerimiz hakkında bilgiyi bizi parçalayanlardan almayalım.

Almışsak araştırmadan karar vermeyelim.

Kardeşlerimiz hatalı da olsa hatalarını düzeltelim ve onu yardımsız bırakmayalım.

Hatalı Müslüman’ı bırakıp, onun hata yapmasını sağlayan kâfirin yanında yer almayalım.

Müslüman’ın hatası amelde, kâfirin hatası temelde.