Murat Aksoy: AK Parti hesabını 2018’e yapmış ama biz 2022’deyiz

Murat Aksoy, Mehmet Ali Kulat ile politikyol.com’da “AK Parti hesabını 2018’e yapmış ama biz 2022’deyiz” başlıklı bir söyleşi gerçekleştirdi.

Murat Aksoy: AK Parti hesabını 2018’e yapmış ama biz 2022’deyiz

MAK Danışmanlık Koordinatörü Mehmet Ali Kulat, Meclis’e sunulan seçim yasası için; tüm senaryoları düşünerek hazırlanmış bir çalışma olduğunu söyledi ve ekledi; “unuttukları bir şey var, 2018’de değil 2022’deyiz. Artık AK Parti’nin otobüsünden inen her 4 yolcudan ikisi İYİ Parti’nin otobüsüne biniyor, birisi Deva’nın, birisi Gelecek Partisinin otobüsüne biniyor. Şunu da ekleyelim; AK Parti’nin oyunun içinde kamufle olmuş yüzde 2-2,5’luk HDP oyu var. Yani araştırmalarda çıkan AK Parti oyu gerçekte yüzde 2-2,5 daha düşük” dedi.

Sunuş

İktidarın Meclis’e sunduğu yeni seçim yasası, iktidarın seçimi kazanmak için yeni bir hamlesi olarak okunuyor. Seçim yasası neler öneriyor, ne hedefleniyor daha önemlisi istenen sonucu verir mi ya da verecek mi?

Bütün bu soruları MAK Danışmanlık Koordinatörü Mehmet Ali Kulat ile konuştum. Kulat, Meclis’e sunulan tasarının üzerinde farklı senaryoların çalışılarak hazırlandığını söyledi. Kulat buna senaryolara HDP’nin kapatılmasının da dahil olduğunu ifade etti. Kulat, AK Parti’nin sorunun artık sahayı okuyamaması olduğunu ifade ederek, getirdikleri tasarının beklenin aksine sonuç verebileceğini söyledi.

Uzunca bir süredir beklediğimiz seçim yasası değişikliği Meclise sunuldu. Siz metni okuduğunuzda ilk ne düşündünüz?

Şuradan başlayayım. Metne baktığımda gördüğüm şu; değişiklik yapılan tüm maddeler sorunlu ve problem var. Problem derken şunu ifade etmek istiyorum; bu Yasa teklifinde asıl olması gereken temsilde adalet yönetimde istikrar hedefi yerine her maddenin üzerinde çalışılmış, düşünmüş ve “bu madde iktidara nasıl yarar? Ne fayda getirir?” soruları hesaplanmış bana göre. Yani karşımızdaki değişiklik önerisi çok da basit bir çalışma değil.

İktidar, iktidarda biraz daha kalmak için kanun değişikliği yapıyor, görüntüsü var bu teklifte. Bu pragmatist tavır anlaşılır bir durum.  Bu yapılan bana göre bir siyasi mühendislik.

MİLLET İTTİFAKI  BOZULMAYACAK

Peki değişikliklere gelelim. Barajın yüzde 10’dan yüzde 7’ye düşürülmesi…

Barajın düşürülmesinin bir kaç nedeni olabileceği görülüyor. İlki MHP’nin durumu. Sonuçta MHP ciddi Kamuoyu araştırmaların pek çoğunda yüzde 10’nun altında. Ama MHP, Cumhur İttifakı’nın parçası olması dolayısıyla baraj sorunu yok diyebilirsiniz. Ama bu düzenlemeyi ben her şeye rağmen “MHP’nin kendini sigortaya alma çalışması” olarak okudum. Yarın ne olur, ne olmaz ittifak bozulursa Meclis dışında kalma endişesini ortadan kaldırmak için yapılmış, olabilir.

İkinci olarak Deva, Gelecek ve Saadet Partisi gibi muhafazakâr, dünü itibarıyla AK Parti ile irtibatlı partilerin üzerinde çalışılmış. Ve hedef de bu partileri yeni bir ittifaka zorlamak. Bundan beklentileri ise seçimi ilk tur değil de, ikinci tura bırakmak. Bunun simülasyonu da yapılmış.

Böyle yeni bir ittifak mümkün mü?

Ben bu teklif üzerine hem Deva, hem Gelecek hem de Saadet Partisi yetkilileriyle görüşmeler yaptım. Hiç birinin var olan ittifakı bozmak gibi düşünceleri yok. Diğer yandan bu partilerin tabanında özellikle CHP’ye bakış konusunda tereddütler olabilir ama parti yönetim kadrosu açısından böyle bir tereddüt görmüyorum. Ama bu değişiklik hazırlanırken bu düşünülmüş.

Başka ne düşünülmüş olabilir?

Barajın yüzde 7’ye indirilmesinde üçüncü ihtimal de, HDP’nin durumu. Açarsak, iktidar kanadında HDP barajı aşsın diye Türkiye genelinde HDP’ye iki-üç puanlık bir ek destek olduğuna inanılıyor. Ki HDP yüzde 10’u aşıp yüzde 12-13’lere geliyor. Böyle olmasın diye baraj yüzde 7’ye indirilmiş olabilir. Yani HDP’ye ek destek olmasın, normal oyunu alsın düşüncesi ile yapılmış olabilir. Bunun çok sağlıklı bir akıl yürütmenin sonucu olduğunu söylemek güç. Çünkü iktidarın görmediği şu; HDP bugün itibariyle ciddi araştırmalarda yüzde 10 ve üzerinde.

2018 DEĞİL 2022’DEYİZ

Seçim sistemi değişikliği önerisi var. 2018’de uygulanan modelden vazgeçilip 2015’de sisteme dönülüyor neden?

Bu değişiklik için elimizde somut bir örnek var; Niğde. 3 milletvekilinin çıktığı Niğde örneğinde fotoğraf şu; 2018 yılında Cumhur İttifakı yüzde 64.6 almış. Millet İttifakı ise yüzde 33.2.

Cumhur İttifakı bileşenlerinden AK Parti yüzde 43.8 almış, MHP ise yüzde 20.8. Burada 2 milletvekilini AK Parti almış. Millet İttifakı bileşenlerinden CHP de yüzde 20.2 almış ve 1 milletvekili çıkarmış.

İşte yeni önerilen değişiklik ile 3. milletvekilini yüzde 20.2 oy alan CHP değil yüzde 20.8 alan MHP çıkarmış olacak. Bu sistem yeni değil 2015’de böyle idi. Yani eskiye dönüş.

Bu düzenlemeyi önerenler 2018’e göre yaklaşık olarak 22-24 milletvekili daha fazla alacaklarını umarak bu değişikliği önermişler. Ama bu sistemden MHP ve HDP karlı çıkar. Dahası bu söylediğimiz rakamlar 24 Haziran 2018 seçimlerine göre yapılan simülasyona göre. Ama 2022’deyiz ve Türkiye 2018’e göre her açıdan çok farklı.

Nasıl bir fark?

Başta ekonomik krizin derinliği. Bununla beraber siyasi iklim. Onun dışında kurulan Deva ve Gelecek Partileri var.

Bu partilerin nasıl bir etkisi var?

Kurulan bu yeni partiler yapılan Kamuoyu Araştırmalarında şimdilik beklentileri karşılayan bir oy oranında değiller en azından bugün için çıkmıyor, tabii ki ülke seçim ortamına girdiğinde şartlar değişecektir. Ancak Deva ve Gelecek Partisi’nin şu anki misyonu -seçim anlamındaki misyonundan bahsediyorum-, 2007 seçimlerindeki Genç Parti’ninkine benziyor. Yani kendilerinin bir şey kazanıp, kazanamayacaklarını seçimde göreceğiz ama bugün bile Deva ve Gelecek Partisi için şunu söyleyebiliriz; Bu iki parti AK Parti’ye seçim kaybettirecek noktaya ulaşmış durumdalar şu anda. AK Parti bunu görmüyor.

Bu açıdan bakıldığında Meclis’e sunulan bu taslak hedeflenenin aksine Millet İttifakı’nın da lehine dönebilir.

KILIÇDAROĞLU’NU TÜM LİDERLER TAKDİR EDİYOR

Siz Deva, Gelecek ve Saadet Partisi ve DP yetkilileri ile görüştüğünüzü ve yeni bir ittifakın gündemde olmadığını ifade ettiniz. Peki, bu partiler hangi parti çatısı altında seçime girerler; CHP mi, İyi Parti mi?

Öncelikle şunu söyleyeyim Sayın Kemal Kılıçdaroğlu gerçekten çok başarılı bir sınav verdi bu süreçte. Partisinin içerisindeki iç dinamikler de dikkate alındığında çok kolay değildi yaptıkları. Dahası bu sadece benim görüşüm değil. Kendileriyle görüştüğüm DP’nin Genel Başkanı, SP Genel Başkanı, İYİ Parti Genel Başkanı, Deva ve Gelecek Partisi’nin Sayın Genel Başkanları da bunu, en azından benimle konuşurken yani baş başa görüşmemde teyit ettiler. Herkes bu anlamda Sayın Kılıçdaroğlu’nun bir başarı hikâyesi ortaya koyduğunu ve bunu da parti içindeki dengelere rağmen başardığını ifade ediyorlar.

Dolayısıyla muhalefet açısından bir başarı varsa bunun en önemli kahramanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’dur.

Bir başka konu da şu; sosyolojik bir kural var. Kavgalı boşanan çiftleri bir araya getirmek, yeni tanışan iki kişiyi bir araya getirmekten çok daha zor. Burada kavgalı bir boşanma söz konusudur. Bunu telafi etme imkânı da çok zor görünmemektedir şu anda.

KAVGALI BOŞANANLARIN BİRLEŞMESİ ZORDUR

Kimlerin kavgalı boşanması…

Deva ve Gelecek Partileri AK Parti’den ayrıldı. Saadet Partisi, AK Parti ile aynı kaynaktan doğdu. Dolayısıyla bu partilerin tabanlarını CHP’ye taşımaları AK Parti’ye taşımalarından daha kolay olabilir. Sonuç olarak unutmayalım Kemal Bey bu Partilere  ön yargısız imkan verdi. Oy farkı olmaksızın hepsi eşit olarak bir masaya oturdular, oturmaya devam ediyorlar. Ben bu partilerin pozisyonlarında bir değişim olacağını düşünmüyorum.

Bu taslak HDP’nin kapatılması olasılığını da hesaba katmış mı?

Bence evet, katmış. Yani HDP’nin kapatılma ihtimali bence dikkate alınmış. Ama unutulan nokta şu; HDP kendi seçmenini yönlendirebilen parti. En azından son 15 yılda gördüğümüz bu. Hatta size somut bir örnek vereyim. Mesela 24 Haziran seçimlerinde İstanbul Esenyurt’ta 62 bin vatandaşımız HDP’ye oy vermiş. Aynı bölgede 31 Mart yerel seçimlerinde 61 bin küsur oy yani neredeyse tamamına yakını Sayın Ekrem İmamoğlu’na ve CHP’nin adayına oy vermiş. Bu konuda bir noktayı daha ifade edeyim.

AK PARTİ’NİN OYUNDAN YÜZDE 2-2,5 DÜŞÜN

Buyrun…

Bugün yüzde 30’larda bir AK Parti’den bahsediyoruz. Bu yüzde 30 içinde önemli bir seçmen grubu fark ettik.

Nasıl bir grup?

Bu yüzde 30’luk grubun içinde bir grup ki bu yüzde 2-2,5’luk bir grup. Araştırmalarda AK Parti’ye oy vereceğim diyor ama “sağlama anlamında çapraz sorulara baktığımız bu grubun AK Partili değil HDP’li olduğunu görüyoruz.” Mesela “anadille eğitim konusundaki sorularda bunu net biçimde görüyoruz.

Bundan hareketle şunu söyleyebiliriz, bugün büyük şehirlerde AK Parti’nin yüzde 2-2,5’luk oyu HDP’li oy. Yani bu seçmen kitlesi kendini normal zamanlarda AK parti içinde kamufle ediyor. Yani AK Parti’nin bugün oyu yüzde 30 ise gerçekte yüzde 28, yüzde 28 ise gerçekte yüzde 26.

Peki, HDP kapatılırsa sandığa gitmezler beklentisi mi var iktidarın?

Bunların hepsinin düşünülebileceğini biliyoruz. Biz İstanbul yerel seçimlerinde her şeyi deneyebileceklerini gördük. Ama sonucu da gördük. HDP’li seçmenin bunlardan etkilenmediğini gördük. Elimizde bunun değişmeyeceğine dair başka örnekler var.

HDP KAPATILSA DA SONUÇ DEĞİŞMEZ

Mesela…

Adana ve Mersin örneği. Adana ve Mersin örneği niye önemli biliyor musunuz? Adana ve Mersin’de yıllarca yani bir on yıl geriye gidin fotoğraf şöyleydi; Yüzde 30’larda AK Parti, yüzde 30’larda MHP, yüzde 30’larda CHP ve yüzde 10’larda da HDP vardı. Yani 3 tane yüzde 30 ve 1 tane yüzde 10 olan HDP.

Ne oldu seçimde?

Normal şartlarda AK Parti ve MHP toplamı yüzde 60 yani kazanmaları gerekiyor değil mi? Peki sonuç? Seçimi yüzde 40’lık kesim kazandı. Çok net örnektir bu.

Üstelik adaylar da sağ tandanslı adaylar değildi. Ankara’da diyebilirsiniz ki Mansur Yavaş sağ tandanslı. Ama Adana ve Mersin’de soldan gelen isimlerle yüzde 40 yüzde 60’ı geçti. Dolayısıyla HDP seçmenini bu anlamda çok hafife almasınlar çünkü siyaseten en bilinçli seçmen kitlesi HDP’de. Parti kapatmakla HDP’den oy da alamazlar, sandığı boykot da ettiremezler.

Bu arada Cumhurbaşkanlığı adaylığı Deva, Gelecek ve Saadet Partisi’nde bir ayrışma yaratabilir mi?

Yani CHP’li bir ismin mesela Kılıçdaroğlu’nun adaylığında mı?

ERDOĞAN’IN ARTIK POZİTİF DEĞİL NEGATİF ETKİSİ VAR

Evet, bu durumda tabanda bir ayrışma söz konusu olabilir mi?

Bakın çok net bir şey söyleyeyim. Geçmişte Erdoğan, AK Parti’nin daha üstünde pozitif bir etkiye sahipti. Ama şimdi tam tersi söz konusu. Şu anda Erdoğan karşıtlığı üzerinden bir araya gelmiş bir muhalefet var. Bu açıdan bir ayrışma olacağını düşünmüyorum.

Dahası şu, Millet İttifakı bilinenin aksine ister ayrı ayrı, ister bir çatı altında girsinler Cumhurbaşkanlığı seçiminde karşımıza ortak aday dışında iki şeyle çıkacaklar. Birincisi güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş konusundaki irade ki, Türkiye toplumunun yüzde 70’i bunu satın aldı. Yani sadece Millet İttifakı seçmenleri değil daha fazlası. Cumhur İttifakı seçmenlerinin bir kısmı da parlamenter sisteme geçişi savunuyor. Sadece seçmenleri değil görüştüğüm AK Parti yöneticileri ve milletvekillerinin bir kısmı da. Şu anki sistemden onlar da mutlu değil.

İkinci olarak ne göreceğiz Millet İttifakı’nda?

Göreceğimiz önemli bir şey de; Cumhurbaşkanı Adayı açıklanırken aynı gün, aynı saatte cumhurbaşkanı yardımcılarını da göreceğiz. Bunlar parti liderleri de olabilir, partileri temsilen güçlü birer isimde.

Bu durumda Millet İttifakı’nın bileşenleri parti liderlerinin tabanlarını motive etmede bir sorunu kalmayacak. Yani mesela CB Adayı CHP’li bir isim olsa “Biz niye CHP’li bir CB adayının peşinden gidiyoruz?” demeyecekler. Kendi liderlerini ve kendi partilerini bir yere taşımak adına bu işin içinde olacaklarını bilecekler.

Peki, CHP çatısı altında mı yoksa İYİ Parti’den mi girerler seçime?

Bunu belirleyecek olan biraz da seçim yasasının akıbeti olacak. Ama ben parti tercihinde ya da çatı belirlenmesinde bir sorun olacağını düşünmüyorum. Ben bu partilerin barajın yüzde 3 olmasını istediklerini ve seçime de kendi başlarına girmeyi tercih edeceklerini düşünüyorum.

Bu noktada şu dikkatini kaçıyor. Bu sorularla soruların karşı tarafı da var.

CUMHUR İTTİFAKI’NDA İÇ ÇEKİŞME DAHA ÇOK OLACAK

Ne demek bu?

Şu anda bu soruları Millet İttifakı içinde olan partiler için soruyoruz. Peki ya Cumhur İttifakı? Orada görülen iki parti var yani AK Parti ve MHP. Peki, gerçekten öyle mi?

Değil mi?

Değil elbette. Bu açıdan burada sorun Millet İttifakından daha çok olabilir. Bu tarafta Vatan Partisi var, BBP var, HüdaPar var, DSP ile görüşme var, ANAP ile görüşme var. Bu açıdan Cumhur İttifakı daha kalabalık. Ben bu taraftaki farklılığın daha derin ve çatışmalı olabileceğini düşünüyorum.

Bu öneri ile herkes 2018 seçini referans alarak simülasyon yaptı. Ama 2022’deyiz ve Türkiye koşullar açısında 2018’den daha kötü. Ne dersiniz bu değişiklik iktidarın beklentisi doğrultusunda sonuç verir mi?

Biz MAK Danışmanlık olarak her ay abonelere pandemi döneminde yaptığımız 2-3 telefonla araştırma dışında hep yüz yüze araştırmalar yapıyoruz. Bizim gördüğümüz şu; Bugün AK Parti diyen çok büyük bir kalabalık kitle hemen yarın birden CHP demez. Yani seçmen tercihleri çok yavaş değişir.

Biz 24 Haziran’dan bugüne yaptığımız bir-iki tane istisnai durum hariç tüm araştırmalarda AK Parti’nin her ay 0,4 ile 0,8 puan oy kaybettiğini gördük. Yüzde 42,5 olan AK Parti, bizim elimizdeki verilerde şu anda yüzde 28-29 bandında seyrediyor.

AK Parti’nin geçmişte de bu kadar olmasa bile oy kaybı olmuştu. Ancak o zamanlar AK Parti’nin otobüsünden inen yolcular yolun kenarındaki durakta bekliyorlardı. Ya arkadan gelen yeni bir AK Parti dolmuşuna biniyorlardı ya da  -24 Haziran’da olduğu gibi- AK Parti ile aynı yere giden MHP dolmuşuna binmişlerdi. AK Partili dostlarımızın yeterince anlayamadığı yere geldik.

AK PARTİ’DEN KOPANLARIN ARTIK ADRESLERİ VAR

Ve…

Bu sefer AK Parti’nin otobüsünden inen her 4 yolcudan ikisi İYİ Parti’nin otobüsüne biniyor, birisi Deva’nın, birisi Gelecek Partisinin otobüsüne biniyor, rozet de takıyor. Bu sefer AK Parti’den ayrılan seçmenin AK Parti’ye dönüşü ilk defa bu kadar zor olacak. Çünkü sadece ekonomik veriler üzerinden gitmiyor seçmen. Ve gittiği yerde de artık kendince alternatif bir umut bulmuş durumda. Birisi Meral Akşener’den, bir başkası Ahmet Davutoğlu’ndan, bir başkası Ali Babacan’da kendine göre bir umut bulmuş durumda.

Kabaca şunu söyleyelim ki, bugün AK Parti genel itibarıyla ciddi bütün araştırma firmaları tarafından yüzde 30 ya da altında gösterilmektedir. CHP’de göreceli bir artış ile yüzde 25-27 bandında görünüyor.

AK Parti ile CHP arasında ciddi oranda bir geçirgenlik yok. Ama ittifakın bileşenleri içinde İYİ Parti ile hem MHP hem de AK Parti geçirgenliği var. Deva ve Gelecek Partisiyle de AK Parti geçirgenliği var ve bu geçirgenlik tersine kapalı bir geçirgenlik.

Yani…

Yani Deva, Gelecek ve İYİ Parti’den AK Parti’ye geçirgenlik yok buradan oraya kapalı, şalter inmiş orada. Tam tersine doğru bir geçirgenlik var. Bu geçirgenlik AK Parti’nin oyu yüzde 25’lere düştüğünde durabilir. Çünkü o noktada ekonomik veriler değil, ideolojik tercihler devreye giriyor.

Bunu aşmanın bir formülü yok mu?

Elbette her zaman formül bulunabilir. Bunlardan en önemlisi Kılıçdaroğlu’nun “helâlleşme” çıkışıdır. Bu kavramın her bölgede farklı muhatabı olabilir. Bunun daha çok açılması ve dillendirilmesi önümüzdeki dönemde önemli olacaktır. Yani helalleşme ifadesi topluma ne kadar doğru ve etkili anlatılabilirse, toplumdaki etkisi o kadar etkili olacaktır.

Sonuçta…

Evet, karşımızda ince ince çalışılmış bir tasarı var ama eksiği şu; Türkiye’nin 2022’de olduğu ve ülkenin de ekonomi başta olmak üzere çok ciddi sorunlarla baş başa olduğu.

ARTIK SAHAYI OKUYAMAYAN AK PARTİ VAR

Neden?

Bana kalırsa gerçekten sahayı okuyamıyorlar. Eskiden muhalefet, anketleri almaz, anketi de, sahayı da çok bilmezdi.  İktidar ise tersine rakip şirketlerden bile araştırma alırdı. Çağırır, sorular sorarlardı falan. Fakat son yıllarda iş tersine döndü. Şimdi sadece birkaç arkadaşa konuyu odaklamışlar ve duymak istedikleri yalanları kendilerine söyleyen arkadaşlarla çalışıyorlar. Herkes mutlu ve mesut bir hayat yaşıyor şimdilik böyle gidiyor

Gerçekten farkında değiller mi, sahayı okuyamıyorlar mı?

Elbette hepsi değil. Sizin de benim de konuştuğumuz pek çok dostumuz vardır. Benim konuştuklarımın içinde gerçekleri bizden daha iyi gördüklerini ifade ettiler. Ama onların bizden farkı; onların reislerine güvenmeleri. “Reis’in kesin bir bildiği var” diyorlar. O bildiğinin ne olduğunu doğrusu biz de merak ediyoruz.

Ve bildiği varsa bir an önce yapmalı. Çünkü geçen her gün onlar için kayıp.

Neden?

Çünkü yukarıda ifade ettim. Türkiye’de seçmen davranışı bir günde değişmez. Seçmenin ortalama davranış değişimi bir ayda yüzde 1’i bulmaz. Yani bunun yavaş yavaş bir seyrinin olması gerekir. Seçmenin sindire sindire hazmede hazmede bunu değiştirmesi gerekir. Onun içi atılabilecek adımlar eğer seçim zamanında bile olsa bugünden itibaren atılması gerekir ki ben bu yönde bir emare de görmüyorum.

Dahası AK Parti, bugünden itibaren normal bir yükseliş ivmesi yakalasa bile bu seçim kazanmasına yetmiyor.

 

Kaynak: Farklı Bakış