Muhalefeti enfekte eden pelikan virüsü mü?

Yıldıray Oğur, 6’lı masanın CB adaylığı konusunda, kendi muhalefet cephesinden durumdan vazife çıkaran ya da vazife verilen zamane pelikanlarının sahne aldığını, vekalet savaşlarının yavaş yavaş başlamış olduğunu belirtiyor.

Muhalefeti enfekte eden pelikan virüsü mü?

Pelikan derken son altı yıldır Türkiye’de çok az kişi bir kuş türünden bahsediyor.

Neyin kastedildiği açık, bu kuşu tarif edip sonucu belli mahkemelere düşmeye gerek yok.

Zaten burada mevzu geçmişte kalmış olaylar ya da kişiler değil bir tarz.

Bu bir tarz, bir zihniyet değil. Zihniyet fazla sofistike bir kavram.

Tarz derken de “FETÖ tarzı” gibi kaçak güreşmek, kriminalize etmek, sanki ülkede kötülük üreten tek bir anlayış varmış gibi yapmak da lüzumsuz.

Türkiye’de her devirde olmuş bir siyaset yapma tarzının, benzer şartlarda ürettiği bir virüs Pelikan.

Orijinal Pelikan, Cumhurbaşkanı ve Başbakan arasında herkesin bildiği ama üzerinde konuşmadığı gerilimlerden, bu gerilimlere neden olan ana meselenin açık açık konuşulamamasından, perde arkasındaki iktidar kavgasının mahremiyetinden ortaya çıkmış bir çeşit vekalet savaşı yapılanmasıydı.

Gerilimin temelinde iktidarını paylaşmayı onu kaybetmek olarak gören, bütün ipleri elinde tutmadan huzur bulamayan Türkiye’de az çok bütün siyasilerde nüve olarak bulunan duygular vardı.

Aslında herkes bu gerilimin farkındaydı, kapalı kapılar ardında da hararetle bu mesele konuşuluyordu ama kamusal alanda bunu açıkça konuşmak “fitneyi” büyütmek, ilişkilere zarar vermek, taraf tutup risk almaktı, o yüzden konuşulması yasaktı.

İşte bu boşluğu gören ve imkanı fırsata çevirerek en has adam, en önde dövüşen olmak isteyen hırslı birileri çıktı ve bu vekalet savaşında rol aldı. Kimsenin açıktan girmek istemediği çatışmalara girdi, ayıp, yakışıksız bulunup söylenmeyenleri söyleme cesaretini gösterdi.

Günün sonunda öyle bir an geldi ki hizip kavgasının yarattığı körlükten AK Parti çevrelerinde bütün dünya bu çatışmadan ibaret hale geldi.

Nihayetinde çatışma alenileşti, ‘zafer’ de kazanıldı ama sonuçları telafisi mümkün olmayan tasfiyeler ve geri döndürülemez bir birikim, güven ve etik kaybı oldu.

Tam olarak şartlar aynı değil.

Ama benzer bir kapalı devre tartışma Altılı Masa ve muhalefet blokunda yaşanıyor “Ortak Cumhurbaşkanı adayı kim olacak?” sorusu etrafında yaşanıyor.

Liderler ve partiler arasında fikir birliği yok. Muhalefet kamuoyunda da farklı adaylarla ilgili farklı tercihler var.

Sabah akşam her yerde bu mesele konuşuluyor ama kamusal alanda, ana akım medyada, siyasi zeminlerde açıkça konuşulamıyor.

Çünkü haklı olarak böyle bir açık tartışma muhalefetin zor elde edilmiş birliğine, Altılı Masa’daki uyuma zarar verebilir, iktidar bloğu bütün seçim kampanyasını bu iç sürtüşme üzerine kurabilir ve bu tartışma hayati bir seçimin kaybına neden olabilir

Ama bu “aman fitne çıkmasın” özeni bu hararetli tartışmayı bitirmiyor.

Tartışmanın bastırılması, konuşanların zorla susturulması harareti artırmaktan başka bir işe yaramıyor. Taraflar daha da keskinleşiyor, karşılıklı husumet artıyor.

Yani ortam ve şartlar pelikan virüsünün ortaya çıkmasına müsait.

Nitekim tartışmayı aleni yapamayan potansiyel Cumhurbaşkanı adayları ve onları destekleyenlerin bir süredir vekalet savaşı yolunu seçtikleri görülüyor.

Siyasi kavgalarını onlar adına konuşan, söylemek isteyip de söyleyemediklerini açıkça söyleyen, karşı tarafa ateş açanlar üzerinden yapıyorlar.

Bazen hırslı bir gazeteci veya akademisyen bazen bir troll hesap durumdan vazife çıkararak keskin kılıca dönüşüyor, tartışmayı yüksek sesle yaparak dikkat çekiyor, karşı tarafa ateş açıyor, taraftar topluyor, alkış alıyor.

Bir noktadan sonra bu keskin kılıçların başını çektiği tartışmada bütün dünya bu hizip kavgası oluyor.

Bazıları kendilerini o kadar bu tartışmanın bir tarafı olmaya kaptırmış haldeler ki neredeyse seçimi, iktidarı Cumhurbaşkanı’nı bırakıp, muhalefetlerinin merkezinde artık favori cumhurbaşkanı adayları için muhalefetin diğer potansiyel Cumhurbaşkanı adayları var.

Acaba sorusunu unutturan, soğukkanlı siyasi analizi imkansız kılan, adayların potansiyellerini, avantajlarını ve dezavantajlarını görmeyi engelleyen kör edici bir hizip kavgasına kendilerini kaptırmış görünüyorlar.

Öyle ki son beş ayda muhalif mecralarda Kemal Kılıçdaroğlu’nun nasıl da kötü bir aday ve beceriksiz bir siyasetçi olduğunu ispat için üretilen argümanlardaki yaratıcılık, iktidarın Kılıçdaroğlu aleyhine yıllardır yürüttüğü “SGK’yı batırdı, yürüyen merdivene ters bindi”den ibaret karşı propaganda da yoktu.

Altılı Masa’yı kendi adaylarına karşı bir yapı olarak görenlerin, Altılı Masa, altı partinin üzerinde anlaştıkları anayasa paketi üzerine muhalefetlerindeki entelektüel derinliği de “Masa’nın altında HDP var” düzeyindeki iktidar medyasında bulmak zor olur.

İktidar sözcüleri sadece bu muhalif mecraları izlese, onlara ana muhalefetin lideri aleyhine bütün seçim kampanyasına yetecek kadar malzeme çıkabilir.

Diyelim Kılıçdaroğlu aday oldu. Bütün bu neden aday olmamalı argümanları ve üretilen öfke kimin işine yarayacak?

Ya da aday olmadı ama CHP genel başkanı olarak seçimlere girip, Altılı Masa’nın en büyük partisinin lideri olarak halktan oy istemeyecek mi?

Adaylığı muhalifler tarafından bu kadar kötülenen, siyasetçiliği bu kadar yerden yere vurulan bir siyasetçiye halk neden oy versin?

Yine muhtemel adaylardan İmamoğlu ve Yavaş aleyhine söylenen onca sözden sonra, diyelim ki bu isimlerden biri aday oldu, muhalif seçmen onlara oy vermeye nasıl ikna edilecek?

Ya da bu iki isim Cumhurbaşkanı adayı olmadı ama 18 ay sonraki yere seçimlerde halktan oy isterken haklarında kavgada edilen bu sözler hatırlanmayacak mı?

“Bizim muhafazakâr halkın eli CHP’ye gitmez” diyen İYİ Partili milletvekili seçimlere bu CHP’yle ittifak içinde gitmekte olduklarını acaba arada hatırlıyor mu?

Şimdiden iktidarın televizyonları ve gazetelerinde Altılı Masa ve muhalefetteki bu çekişmenin dedikodusu ve haberleriyle dolu.

Günlerdir süren Ağıralioğlu -Altay tartışmasından sonra İmamoğlu-Kaftancıoğlu tartışmasıyla bu yayınlar devam ediyor.

Son polemik mesela.

Sabah yazarına giden bilgiler, ODATV’nin müstear yazarının teyidi, ona verilen cevaplar…

Her şey fazlasıyla tanıdık.

Muhalefet cumhurbaşkanı adayını neden erken açıklamadıkları sorusuna “yıpranmaması için” diye cevap veriyordu.

Ama anlaşılan cumhurbaşkanı adayını açıklamamak da potansiyel cumhurbaşkanı adaylarını yıpratmaya başladı.

Durumdan vazife çıkaran ya da vazife verilen zamane pelikanları sahne almış, vekalet savaşları yavaş yavaş başlamış durumda.

Kendisini fena halde hizip kavgaları ve vekalet savaşlarına kaptıranlar artık tedavisi zor pelikan virüsünü kapmış halde. Onlar için artık en büyük düşman iktidarın cumhurbaşkanı adayı değil, muhalefetin rakip cumhurbaşkanı aday adayları.

Önümüzdeki aylarda cumhurbaşkanı adayını belirleyene ya da aralarında anlaşana kadar muhalefetin liderlerinin önündeki en büyük sınav, tabii eğer ittifakı önemsiyor ve devam ettirmek istiyorlarsa, bu virüsün yayılmasını engellemek olacak.

Ya da virüs yayılacak, belki de birileri bu sayede yine zafer kazanacak ama…

Çünkü bu hikayenin sonunu zaten biliyoruz.