MUAVİYE VE PRAGMATİZM

Yusuf Yavuzyılmaz yazdı;

MUAVİYE VE PRAGMATİZM

"Kırbacımın yeterli olduğu yerde kılıcımı,dilimin yettiği yerde kırbacımı,paramın yettiği yerde dilimi kullanmam!insanlarla aramda kesinlikle koparmak istemediğim bir bağ kurarım.Onlar bana yaklaştıkça bu ipi çekerim. Benden uzaklaştıklarında, kopmasın diye ipi gevşetirim!"

                                                                                                                                                                                                                                                    (Muaviye)

 

Hiç kuşku yok ki, Muaviye dönemi İslam siyasi tarihinde en büyük kırılmanın yaşandığı dönemdir. “Muaviye'nin kırk yıllık siyasi ve idari hayatını üzerine bina ettiği en önemli prensiplerinden birisi de parasının iş gördüğü yerde konuşmaya, konuşmanın iş gördüğü yerde kırbaca, kırbacın iş gördüğü yerde kılıca gerek duymayışıdır. Bütün bunların kifayet etmediği yerde ise güce başvurmuştur...”(1) Dolayısıyla onun için en önemli faktör iktidarının devem ettirilmesiydi.

Öte yandan Muaviye, siyaset alanında bir hayli başarılı bir bürokrattır. “Savaş meydanlarında pek bir kahramanlığı olmamasına rağmen Mu'âviye, nadir yetişen bir diplomat, çevresini iyi tanıyan ve ileri görüşlü bir idareci ve masa başı mücadelelerden hep zaferle ayrılan bir politikacıdır. Kendisi Hz. Ali karşısındaki avantajlarını şu şekilde anlatmaktadır. Ben ona göre dört hususta daha avantajlıydım. Ben sırrımı saklıyordum, o açığa vuruyordu; benim düzgün ve itaatkar bir ordum vardı, onun bozuk ve isyankar bir ordusu vardı; ben, onu Cemel ashabıyla baş başa bıraktım ve (kendi kendime) dedim ki eğer Cemel ashabı ona galip gelirse onlar bana Ali’den daha ehvendir. Eğer Ali onlara galip gelirse ben de onları dininde şüpheye düşürdüm. Ben Kureyş’e Ali’den daha sevimli geliyordum. Ondan kaçıp da bana gelenlere ne mutlu...”(2)

Muaviye, İslam tarihinde ismi geçen dört Arap dahisinden biriydi. Bunlar;

1. Muaviye b. Ebi Süfyan: 

2. Amr b. As: 

3. Muğire b. Şu’be: 

4. Ziyad b. Ebih

Muaviye’nin yönetim tarzına ilişkin çok sayıda anlatı vardır. Kuşku yokki bu anlatılar Muaviye’nin yönetim biçimi hakkında çok önemli bilgiler vermektedir. Bunlardan biri Muaviye, Ali ve deve hikâyesidir: Bir gün Hz. Ali'nin taraftarlarının yoğun olduğu Küfe'den, bir Arap, devesiyle Şam'a gelmiş. Şam sokaklarında dolaşırken biri ona yanaşmış:

- Ver o dişi deveyi bana! demiş. Tartışma büyümüş, Küfe'den gelen adam,
"Bu deve benimdir, üstelik dişi değil, erkektir" diye itiraz etmişse de
anlaşamamışlar.

Konu Muaviye'ye yansımış.

Halk meydanda toplanmış... Muaviye, Küfe'den gelenle Şam'da deveye sahip
çıkan yerliyi dinledikten sonra, kararını açıklamış:

- Bu dişi deve Şamlınındır!

Sonra toplananlara dönmüş ve sormuş:

- Ey cemaat, bu dişi deve kimindir?

Cemaat hep birlikte bağırmış:

- Şamlınındır!

Küfeli şaşkın bir vaziyette devesinin ardından bakakalırken, Muaviye onu yanına
çağırmış:
- Ey Küfeli, dinle! Sen de ben de biliyoruz ki, bu deve senindir ve dişi değil, erkektir. Ama sen Küfe'ye dönünce gördüklerini Ali'ye anlat ve de ki: "Ey Ali, Muaviye'nin, dişi deveyi erkekten ayırt edemeyen, o ne derse evet diyen 10 bin adamı var! Ayağını denk al!"

Muaviye’nin iktidar yolunda kendisine rakip gördüğü en önemli isim Hz. Ali’nin oğlu Hüseyin’dir. Muaviye Hz. Hüseyin'e karşı argümanını şöyle savunuyordu: " Senin baban benimkinden daha üstündü, senin deden benim dedemden daha üstündü ancak Allah mülkü bana nasip etti, kader" Muaviye bilinen yöntemlerle iktidarı zorla ele geçirirken buna uygun bir kader teorisi inşa ederek kendi iradesini ve sorumluluğunu yok ediyordu. Çünkü kendisinin iktidarda yaptıkları ezelde Allah tarafından takdir edilmiştir. Bu durumda Muaviye iktidarına karşı çıkmak Allah’ın kaderine karşı çıkmakla eşdeğer sayılıyordu. Bu tür bir kader yorumu, siyasal iktidarda iken yaptıklarından sorumlu olmadıklarını ortaya koyuyordu. Öyle görülüyor ki, bugün yaygın anlamda kullanılan kader yorumu, bu anlamına Muaviye döneminde kavuşmuştur. Kader konusunda asıl soru şuydu: “Siyasal iktidarlar kendi yaptıklarından sorumlu mudurlar?” Ezeli kader anlayışı (Cebriyeci yorum), insanların yaptıklarının ezelden belirlendiği tezini dillendiriyor ve insanları pasif konuma düşürüyordu. Kuşkusuz bu siyasiler için çok kullanışlı bir anlayıştır. Nitekim Muaviye, bu yorumun sağladığı imkanları sonuna dek kullanmıştır.

Günümüz bazı Müslümanların Amerika'ya bakışı da buna benziyor. Amerika dünyadaki bütün değişimleri planlıyor, herkes kendine düşen rolü oynuyor. Her olayın arkasında Amerika parmağı aramak Müslümanların sorumluğunu ve iradesini yok ediyor. Sorunları sürekli dışarıya ihale edip kendi sorumluluklarını sürekli erteliyor. Bu anlayış rahatlatıcıdır ama sorun çözücü analitik bir anlayış değildir.

Muaviye’nin siyasal anlamda yaptıkları ve bu anlayışını dayandırdığın “Ezeli yazgı” teorisi çok sayıda İslam aliminin itirazına sebep olmuştur. "Büyük İmam Hasan Basri'ye sorarlar: "Ey İmam yöneticiler kendi yaptıkları zulümlere Allah'ın kaderi diyorlar, ne diyorsun?" Büyük İmam cevap verir: "Allah'ın düşmanları yalan söylüyor."

Hasan-ı Basri: "Muaviye dört şey yaptı ki, bunların her biri onun katli için yeterliydi" der ve şöyle açıklar:

1- Sahabe arasında liyakatli, yetenekli ve dürüst insanlar varken sefih ve düşüncesiz insanları Müslüman halkın başına musallat etti.

2- Sürekli sarhoş olan, ipek elbiseler giyip def ve tanbur çalan oğlu Yezid'i halifelik makamına oturttu.

3- Ziyad'ı kendi kardeşi olarak ilan etti. Oysaki Muaviye'nin babası Ziyad'ın annesiyle zinada bulunmuştu ve Hz. Resulullah'ın (s.a.a) sarih buyruğu gereğince, zina yoluyla akrabalık bağının oluşmayacağı bilinmekteydi.

4- Müslümanlar arasında takva ve inkılabiliğiyle tanınan Hucr bin Adiyy (r.a) ile arkadaşlarını öldürttü.(3)

Ahmet Turgut, "Aşkın Elçisi" adlı romanında Neccar'ın ağzından bir siyaset analizi yapıyor. Okudukça ne insan doğasının ne iktidarın ne de kamuoyu oluşturmak için yapılanların değişmediğini görüyorsunuz.
"Siz Kufeliler hakikatten siyasetten anlamazsınız. Emir Muaviye akıllı adamdı. Nasihat kar etmezse paranın diliyle konuşur, kesenin yumuşatamadığını görürse kılıçları hatip edinirdi. Bu arada binayı çıkar evvelin hesaplarını bir kenara atardı. Halife Affan oğlu Osman katledilince "şehit halifenin kanını isterim "diyerek etrafına yığınla adam toplamıştı. Rızıkla geleni baş tacı etti. Para isteyene para verdi. Parası yoksa,sözler verdi, umutlar dağıttı. Direnene kılıcını gösterdi. Gün gelip tahta oturunca Şehit Halifenin adını anmaz oldu. Zira Osman seçimle başa gelmişti ve yerine geçecek bir oğul işaret etmedi. İşi biten her bina gibi onunda iskelesi sökülüp atıldı.  Hasan'a da -Allah'ın ad üzere- bir takım sözler vermişti. Sonra onu zehirletti. Aynı günlerde şu kapıların önünde taziye çadırları vardı. İlk gözyaşını bizzat kendisi döktü. Ağlarken "Hasan gibisi bir daha yeryüzüne gelmez" diyordu. Görsen sen bile derdin ki, "acep Hasan'ın kardeşi Hüseyin midir, yoksa Muaviye mi? ... İnsanları ikna etmek zorunda değilsin .Onlara vaat edebildiğin çıkarların varsa ; bugün Ak dersin yarın yok karaydı diye düzeltirsin İnsanlar söylediğinin doğrusuyla değil ,akın ya da karanın kendilerine ne sunduğuyla ilgilenirler.  Anlayacağın Lafın çokluğu köpeğin ağzına atılmış kemik gibidir. Zira birilerinin havlaması, diğerlerinin korkması gerekir. Herkese göre kemik atmazsan uğraşsız kalanlar sonuçta senin paçana sarılırlar. Bırak, kemikleri paylaşmak için itler birbirini yesin.” (4)

Bıraktığı siyasal miras değerlendirildiğinde şu sonuçlara varılabilir:

1- Seçim ,biat ve Şura yerine askeri gücüne dayanarak ve muhalifleri yok ederek bir sistem kurmuştur.

2- Sistemi meşrulaştırmak için kader teorisini öne çıkartmıştır.

3- Kendine bağlı bir din bürokrasisi kurmuştur.

4- Yargılamada keyfi bir tutum takınmıştır.

5- Cebriyeci ezeli yazgı(kader) teorisine yaslanmıştır.

 

  1. Prof. Dr. İrfan Aycan, Saltanata Giden Yolda Mu’aviye B. Ebi Sufyan, Ankara Okulu Yayınları.
  2. Prof. Dr. İrfan Aycan, Saltanata Giden Yolda Mu’aviye B. Ebi Sufyan, Ankara Okulu Yayınları.
  3. Resail'ul Cahız, Mısır bâs.1352 h. s.294 ve Risale'ti Fi Beni Ümeyye ve Risalei en Niza ve t Tehasum, Makrizi,1368 h. Necef, s.65.
  4. Aşkın Elçisi, Ahmet Turgut,s:277-278