Modern Müslüman…

Abdülaziz Tantik, modernliğin, çağdaşlıktan farklı olduğu için, kendisini buna nispet eden Müslümanın, hemen her şeye bu gözle bakacağını ve bununda ilgili insanların çabaları sonucu izale edilmesi gerektiğini belirtiyor.

Modern Müslüman…

Modern Müslüman terkibinin birden fazla anlam yüklenebilecek bir potansiyeli olduğunu söylemem gerekir. Bu birden fazla anlamı yüklemek ise ona yaklaşma biçimimizle birebir orantılı bir durumu da işaret ediyor. Vurgunun biçimine göre Modern Müslüman terkibi anlamını izhar ediyor.

Soru şu: Hangi anlam Modern Müslüman terkibinin doğru anlamını ihtiva eder? Daha öncede söylediğimiz gibi bir kavrama yüklenen anlam o kavrama yönelik bakışımızla ve kalkış noktamızla ilişkili bir durumu gösterir.

Çağdaşlık bağlamında Modern Müslüman, bugünü yaşayan ve Müslüman olan kişiyi anlatır. Ki bu çok safça bir bakışı da ele verir. En azından modern kavramının içeriği çağdaşı içermeyecek, içerdiğinde ise kendi dünya görüşünü yükleyecek bir evsafta olduğunu bilememekten kaynaklanmaktadır.

Bir kavrama sizin yüklediğiniz anlamın bir karşılığının oluşabilmesi için yeterli bir kuşatıcılığı da içinde taşımalıdır. İki zıt kavram; Müslüman ve modern kavramları… Müslüman kavramının içeriğine yönelik belirsizlik, modern kavramının yanında paydaş kılınmasına zemin verir. Çünkü modern kavramı kadim kavramının zıttı olarak kullanılmaktadır. Bu zıtlığı bilmeden modern kavramını salt çağdaş olarak betimlemek sadece sözlük anlamını verir, ancak bu anlamın modern kavramında bir karşılığı yoktur. Çünkü o modern dönemi kendisinden sonrasına bir başka kavrama yer bırakmayacak şekilde düzenlemiştir. Yani bir çağ kapatmış, hemde kendisinden önceki bütün çağları kuşatacak bir kapatma bu… Kendi çağını ise kapanmayacak şekilde açtığını ilan etmiştir. Post modern çağ ve belki de yeni bir çağın ağzındayız diye eleştiri yapılabilir. Ancak bu ister post modern dönem olsun, ister post hümanist çağ nitelemesi olsun, modern kavramın içeriğine sahip uzantıları olarak kabul görmektedir. Onlarda bir ayrımı ilan etmemektedirler. Epistemik zeminde bir kopuş olmadığı için dile getirilen ve yeni düşünce biçimleri zaten bir uzantı olarak görülmelidir.

Modernliğin kendisi, kendi dünya görüşünü inşa etmiştir. Yani kendine ait bir siyasal bakışı, sosyolojik bakışı, psikolojik bakışı, iktisadi bakışı, ilişkiler ağına bakışı, hukuksal bakışı, sanatsal bakışı, coğrafik bakışı, tarihsel bakışı… Kendisini eski/kadim olandan kopartarak varlığını ilan etmiştir. Bu çerçeve içinde kendi epistemik yöntemini de belirlemiştir. Metafizik bakışı bile bu yeni epistemik unsuru dikkate alarak sınırlandırmaktadır. Sağlık, eğlence, eğitim ve öğretimde dâhil yeni bir sistemin inşasını gerçekleştirmiştir. Bir dünya görüşünün bütün parametreleri inşa edilmiş ve bu tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar bütün dünyada uygulamaya konulmuştur. Bu eğitim sistemine ve dünya görüşünün herhangi bir yönüne yönelik eleştiri ise her türlü cezalandırma yöntemi ile cezalandırılmaktadır.

Modernlik demek teknoloji demektir. Dolayısıyla Müslümanlar bu teknolojiden istifade edebilirler. Ancak son yüz elli yıllık süreç bize teknolojinin modern dünya görüşünden bağımsız gelişmediğini göstermektedir. Teknolojinin girdiği her yere modernleşmenin yerleştiğini söylemek yanlış olmasa gerek! Eğitimin modern yüzünün girdiği her ülkede ve kentte, oranın eğer önceden modernleşmemişse mutlaka modernliğin ayak seslerini görmeye ve duymaya başlarsınız.

Özellikle modern dünya dışında kalan kültürlerin dünyasında da buna İslam dünyası da dâhil, eğitim üzerinden modernleşmektedirler, sekülerliğin ağırlıklı bir siyasal görüş olarak genel kabulü sağlanmakta ve böylece modernleşme başlamaktadır.

Teknik gelişmeler, sanayi gelişmeleri, finans sisteminin ağırlık kazandığı her ortamda modernleşmenin, sekülerleşmenin yönü ağır basıyor. Teknoloji sanıldığı gibi bir olgu değildir. Her olgu bir dünya görüşü içinde anlam kazanır. Değer, kendiliğinden oluşan bir şey değil, bir bakış, bir anlam ve bir dünya görüşü içinde anlamlandırılır.

Bu çerçeve içinde modern Müslüman terkibi neye tekabül eder?

Zorlama bir yorumla Müslümanlar kendi dünya görüşleri içinden hareketle yeni teknolojik gelişmeleri olumlu anlamda kullanabilirler. Bu yaklaşım için bazı öncüllerin doğru çıkması şarttır.

İlkin, Müslümanlar kendi dünya görüşlerini öğrenip, anlayabilecekleri bir seviyeye gelmeleri elzemdir.

İkincisi, Müslümanlar bu dünya görüşlerini sistematik bir zeminde ifade edebilecekleri bir düşünce zeminine sahip olmalıdırlar.

Üçüncüsü, modern kavramın ilettiği dünya görüşünü Müslümanlar tam olarak idrak etmelidirler. Ki, onun yüklediği anlamı boşa çıkararak kendi anlam kümesini yükleyebilecek bir istidada sahip olabilsinler.

Dördüncüsü, Müslümanlar, içinde var oldukları bu karmaşık kültürün ürettiği zihni melekelerinin zaafa uğradığını anlamalılar, niçin zaafa uğradığının anlamlı bir açıklamasını yapabilmeliler ve kendi durumlarını değişime açık hale getirerek Müslümanların kendi dünya görüşlerini öğrenme azmini tetikleyebilmeliler…

Beşincisi ise, Müslümanların kendi epistemik yapılarını ve ontolojik/varlık bilim yapılarını doğru bir şekilde öğrenmenin imkânlarını gerçekleştirecek bir eğitim zeminine sahip olmaları elzemdir.

Daha farklı yeni maddeler eklenebilir. Ancak bu beş olgunun varlığının tartışılması elzemdir.

Müslümanların kahır çoğunluğunu bir tarafa bırakarak sadece aydın, ulema ve entelektüellerin önemli bir kısmı da bu dünya görüşü meselesini ciddiye almamakta direnmektedir. Ciddiye alanların da ciddiye alınmadığı bir kültürel dokunun iktidarını yaşamaktayız. Batı, modern düşünceyi ve o düşünceye dayalı dünya görüşünü de bilen bilgili insan sayısı çok az. Ayrıca modernliğe yöneltilecek her eleştiriye karşı çıkan modernist olmuş Müslümanlar çoğunluktadır. Propaganda aracılığı ile farkına varmadan bambaşka bir dünya görüşünün içinde yaşamını sürdürürken namaz kılar, oruç tutar, ibadetlerini yerine getirir, ama ahlaki zemini tamamen modern dünya görüşü tarafından belirlenmiştir. Örneğin, görünürlülük meselesi konunun açıklığa kavuşturulması için temel bir meseledir. İslam düşüncesine dayalı bir dünya görüşünde görünürlülük aramaz, kibre ve tekebbüre konu edilerek yasaklanmaktadır. Müslüman tevazuu sahibi ve görünürlüğü asla kabul etmez! Farz ibadetler dışında bile ibadete mehaz olacak konularda gizliliği esas alır. Tekebbürü ise bir azgınlık meselesi olarak betimler. Müslüman, infak ederken, yardımcı olurken, bir faaliyete katılırken ilahi rızayı eksene alır. Bu da ‘ben sana yardım etmedim mi?’ sorusunu dünya görüşünün dışında konumlandırır. Bu yüzden Müslüman görünür olmaz, tam tersi görünmezdir. Yaptıkları ile bilinir. Ama kendi yaptıklarını bile ‘ben yaptım’ deme cüretinde bulunmaz! Bilir ki her ne yapıyorsa bunu ancak Allah’ın izni ile yapabilmektedir. İşte bu bakış görünürlüğü yok eder.

Peki, bugün Müslümanlar görünür olmak için bir yarış içinde değiller mi? Siyasal zeminden tutun da iktisadi ve sosyal zemine kadar her alanda görünür olmadan bir şey yapmak mümkün müdür? Hayır!

Modern düşünce ise görünürlülük üzerine kuruludur. Propaganda dili ve özellikle reklam aracılığı ile bu ister bir ürünü pazarlasın, ister bir kişiliği pazarlasın, fark etmez, hatta sanatsal bir faaliyeti de pazarlasa da… İyiliklerin pazarlanmaya başlandığı bir zeminde Müslüman kalınır mı? Bu soru/n can alıcı bir noktada duruyor. Modern Müslüman terkibinin kullanımını birebir etkileyecek bir düzeye sahiptir.

Müslümanların yeni kurulmuş sistemi benimsemeleri, kendileri olmaya engel teşkil etmektedir. Modern Müslüman havalı gibi görünse de Müslümanlığın içinin boşaltılmasına neden olmaktadır. Söz ve eylemin birbirinden arındırıldığı bir zeminde Müslüman kavramının içeriğinin boşaltıldığını anlamamak Müslüman dünya görüşünü bilmemek anlamına gelir.

 

Devamı >>>