Meta-Teori

Modernitenin bir "meta-teori"si vardır. Bu teori, onun dünyayı, toplumu ve insanı açıklamada esas aldığı temelleri teşkil eder. Bu teorinin İslam tarafından sorgulanması gerekmektedir.

Meta-Teori

Sosyolog yazar Abdurrahman Arslan Analiz Etti...

Modernitenin bir "meta-teori"si vardır. Bu teori, onun dünyayı, toplumu ve insanı açıklamada esas aldığı temelleri teşkil eder. Bu teorinin İslam tarafından sorgulanması gerekmektedir. Bu yapılabildiği takdirde, modernitenin bozulmakta olan büyüsü daha çok bozulacak; bu da, müslümanların zihni üzerinde kurduğu entelektüel hakimiyeti çatlatacak ve İslam'ın "özüne" uygun düşüncelerin hasıl olmasını kolaylaştıracaktır. Müslümanlar, modernite ile postmodernite arasında sürmekte olan tartışmaya uzak durmaktadırlar. Halbuki bu tartışmalar, "hakikat anlayışı"na ilişkin tartışmalar olarak önemlidir. Kendileri de inandıkları bir hakikatin savunucuları olan müslümanların, bu tartışmalarda söylemeleri gereken önemli sözleri vardır.

   Ciddi bir kırılmanın yaşandığı dünyada, Türkiye gibi "merkez"e yakın ülkeler, günümüzde iki farklı çözülmeyi birlikte yaşamaktadırlar. Birisi, modernleşmenin getirdiği ve her alanda görülen çözülmedir. Yeni teknolojiler bu çözülmeyi giderek hızlandırmaktadır. Diğeri ise, bununla eş zamanlı olarak postmodernitenin getirdiği ve bu defa da modern olanın çözülmesidir. Bu, Batı dışındaki toplumların yaşadığı çift yönlü bir krizdir. Bi durumda düşünce de, siyaset de, eski bağlamları içinde yeni çözümler üretemez. Böyle zamanlarda elitler eriyerek yok olurlar.

   Küresel kültürün bizi uyuşturmasına izin vermemeliyiz. Zihinlerimizi diri ve uyanık tutmak zorundayız. Bu ise ancak, yoğun bir entelektüel çabayla mümkündür. Bizi her yönden kuşatmış olan bu küresel kültüre, en azından zihnen yenilmemeliyiz.

Bugün yeryüzünün en genç dini olan İslam ile modernite arasındaki son gerilim halkası içinde yaşıyoruz. Bu, uzun zamandan beri devam eden modern zihniyetin ortaya koyduğu "meta-teori" ile İslam'ınki arasında bulunan uyuşmazlıktan kaynaklanmaktadır.

   Hıristiyanlık ve Yahudilik modernite karşısındaki mücadelelerini kaybetmişlerdir. İnsanlara hayatın anlamını gösterebilecek ve onlara gerekli uyarıyı yapabilecek tek din İslam'dır. Küresel ölçeğe ulaşmış olan zulüm temeline dayalı sosyal ilişkileri değiştirip, onları adalet üzerine yeniden kurabilir. Ama bütün bunlar ancak, müslümanların "emin" vasfına sahip olmaları ve İslam'ı yaşanır hale getirmeleriyle mümkündür.

   Böyle kırılmaların yaşandığı dönemler karmaşa ve belirsizlik yüklü olmalarına rağmen, doğruların tartışılmasına da imkân tanır. Postmodern kültür insanları karamsarlığa düşürmekte, bundan kurtuluşun ise tüketmekle mümkün olduğunu söylemektedir. Bunu bilmek bile müslümanlar için büyük bir imkandır.

   Modern zihniyetin "medeniyet" kavramının muhtevasının İslam tarafından kabul edilmesi mümkün değildir. Medeniyet kavramı, her şeyden önce ve fazlasıyla Batı merkezli bir muhtevaya sahiptir; "barbarlık"tan kurtuluşu içeren bir anlam taşır. Dolayısıyla "ilerleme" düşüncesi üzerine kurulmuştur. Halbuki İslam, barbarlıktan değil, "cahiliye"den kurtuluş özelliği taşır.