Tarih: 14.11.2022 17:56

LGBT(1-2)

Facebook Twitter Linked-in

-1-

Biz bu yazı dizisinde LGBT’ ye, İslam dini açısından bir değerlendirme yapmak istiyoruz.

Ancak öncelikle LGBT ile ilgili kavramları ve mevcut kabulleri zikretmek, konun daha iyi anlaşılacağı kanaatindeyiz.

Çok geniş ve çetrefilli bir konu olan LGBT’yi anlaşılır bir şekilde özet olarak vermek istiyoruz.

Kavramlar

LGBT kısaltması; Lezbiyen, gay, biseksüel ve trans (travesti ve transseksüel) kavramlarının baş harflerinden oluşmaktadır. Biz LGBT kavramlarının tamamını,  Eşcinsellik terimi ile ifade etmek istiyoruz.

Lezbiyen; Kadınlarda eşcinsel yönelim.

Gay; Erkeklerde eşcinsel yönelim.

Biseksüel; Hem erkeklere hem de kadınlara veya birden fazla cinsiyete yönelik cinsel yönelim.

Transseksüel; Kişinin, kendisini atanmış cinsiyetine ait hissetmeyerek farklı bir cinsiyet kimliğini benimsemesi durumudur.

Eşcinsel; Kişiyi ağırlıklı olarak ya da tümüyle kendisiyle aynı cinsiyette olan kişilere karşı romantik ya da cinsel çekimleri yaşamaya yönlendiren kişisel cinsel yönelim.

Heteroseksüel (heterosexual): Duygusal ve/veya cinsel açıdan karşı cinse yönelen/ ilgi duyan kadın veya erkeği ifade eder.

Dünyada Mevcud LGBT Kabüllerİ

İnsanların üreme ve çoğalmasına vesile olan karşıt cinsle evlilik, cinsel hayat için tanımlanan en doğal yoldur. Bugün ise sıkça duymaya başladığımız kişinin kendi cinsiyeti ile cinsel davranışlar içinde bulunma isteğini ifadelendiren eşcinselliğin, diğer ilişki gibi normal davranış şekli olarak kabul edilmeye başlandığı görülmektedir. 

Bunun doğrultusunda aynı cinsiyetle evlilik Arjantin, Hollanda, Belçika, Kanada, İspanya, Güney Afrika, Norveç, İsveç, İzlanda, Portekiz, Danimarka, Fransa, Brezilya, İngiltere gibi birçok ülkede yasal zemin bulmuştur. 

Buna karşılık Nijerya, Pakistan, Sudan, Somali, Suudi Arabistan, İran, Hindistan, Kenya, Libya, Cezayir, Tanzanya, Türkiye, Malezya gibi birçok ülkede ise yasa dışı kabul edilmektedir.

Ancak 1992 tarihinden itibaren uluslararası metinlerde, Eşcinselliğin insan hakkı olarak kabul edilmesi, sonucu; İnsan haklarına saygı bağlamında eşcinselliğin yasal zemine oturtulması için devletlere baskı kurulmaya başlanmıştır. 

Cinsel yönelim ve toplumsal cinsiyet kimliği nedeni ile uygulanan cezai yaptırımları, BM kurulunun 18 Aralık 2008’de bir deklarasyon yayınlayarak kınaması da bunun bir göstergesidir.

Uluslararası sözleşmelerde güvence altına alınan bu hak karşısında farklı bir tavır sergilemek, insan hakkına müdahale olarak kabul edilmektedir. 

Uganda, 2014 Mart ayında yürürlüğe koyduğu ceza kanunu ile eşcinselliği suç olarak tanımlayınca, ABD, İngiltere, Norveç ve Danimarka bu ülkeye yaptıkları yardımı askıya alacaklarını duyurmuşlardır.

Neden olarak da bu yasayla, Uganda’nın müdahil olduğu “Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmesini”, “Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmesini”, “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesini” ihlal ettiğini savunmuşlardır.

Uluslararası sözleşmeler de eşcinsellik; “eşitlik ve ayrımcılığa uğramama”, “kişi güvenliği”, “özel hayat”, “işkence, zalimane, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza ve muamelelere tabi tutulmama” hakları içine dâhil edilerek insan hakkı şeklinde tanımlanması, eşcinselliğe karşıtlığın insan haklarını ihlal olarak kabul edilmesini getirmiştir.

Eşcinselliğin insan hakları zeminine oturtulması, korunması gereken evrensel bir hak olarak tanınması anlamına gelmektedir. 

Çünkü insan haklarının en önemli niteliklerinden birisi, evrensel yönüdür. Evrensellik ise, tüm insanlar için geçerli olan ön kabullere dayanır.

İnsan haklarına göre tüm insanlar için geçerli olan en temel insan hakkı, insanın doğarken seçemediği milliyetinden, renginden, cinsiyetinden dolayı ayrımcılığa uğramamasıdır. 

Kişinin cinsiyeti ile beraber, kendi cinsel kimliğine yönelik algısını da doğuştan getirdiği düşünülmektedir. Konun püf noktası buradadır.

Dünyada birçok ülkedeki mevcud kabullere göre; kişi cinsiyet yönelimini karşıt cinsiyete mi yoksa kendi cinsiyetine mi yapacağını sonradan seçemez. Bu duygu doğuştan gelir şeklinde temellendirilmektedir. 

Cinsel yönelim, insanın doğasından kaynaklanan bir duygu olarak kabul edildiği için kişinin farklı cinsel yönelimlerinden dolayı ayrımcılığa uğraması, kişilik haklarına saldırı ve insan haklarını ihlal olarak kabul edilmektedir.

Eşcinsellerin en önemli sloganı “eşcinselliği biz seçmedik”dir. Eşcinselliği insan hakkı olarak kabul edenlere göre, insanın karşıt cinse duyduğu ilgi doğuştan gelen doğal bir duygu ise, bazı kişilerin karşıt cinse değil de kendi cinsine yönelik duygusu da o derece doğaldır. Bu nedenle, bir eşcinselin değişmesini istemek, kişiliğini değiştirmesini istemek ile eş değer olduğu düşünülmektedir.

Bu yönü ile insan haklarını korumayı içeren sözleşmelerde farklı cinsiyet tercihleri, yaşam hakkı ve vücut bütünlüğünü koruma hakkı gibi dokunulmaz, ihlal edilemez bir hak haline dönüşmüştür.

Ancak uluslararası bu sözleşmelerde farklı din ve kültürlerin, insanın cinsel yönelimlerine ait değerlendirmelerinden kaynaklanan, eşcinselliğe yaklaşımının farklı olabileceği, cinsel yönelimlerin doğuştan değil sonradan kazanıldığı inancı, hatta ruhsal hastalıklar kategorisinde değerlendirildiği gerçeği göz ardı edilmiştir. Görmemezlikten gelinmiştir.

Dolayısı ile son zamanlarda Türkiye ve dünyada bir çok ülkede LGBT üzerinden yapılan tartışmaların sebebini ve kaynağını bu yok sayma anlayışı oluşturmaktadır.

(İkinci bölümde, LGBT’ye İslâmi bakış açısı ile devam edecektir)

(9.11.2022)

 

***

-2-

LGBT(1) başlıklı yazımızda, konu hakkında giriş ve ön bilgi vermiştik. Şimdi İslamın LGBT’ye bakışını özetlemeye çalıştık.

İslamiyetin LGBT’ ye bakış açısını ortaya koymak için; Cinsiyet Yönelimi ve Toplumsal Cinsiyet Kimliği,başlıkları altında ele alınması daha kolay anlaşılmasına vesile olacaktır.

Toplumsal Cinsiyet Kimliği

Kuran’da insanın ilk yaratılışı “fıtrat” kelimesi ile ifade edilir. Fıtrat kelimesi yarmak, yararak çıkma anlamına gelen “ftr” kelimesinden gelmektedir. “Ftr” kelimesi, mutlak yokluğun yarılarak varlığın çıkması hali olan ilk yaratılışı ifade etmektedir.

“Fıtrat” kelime olarak sadece Rum Suresi 30. Ayetinde geçmektedir. Bu ayette, fıtrat ilk yaratmadaki bozulmamış tabiatı ifade etmek için kullanılmıştır. Çünkü yaratmak, yaratanın insanı tasarımladığı şekli ile yaratması ve bu yaratmasına dışarıdan hiçbir müdahalenin yapılmaması anlamını içinde taşımaktadır. 

İnsanlar kadın ve erkek olarak beden yapısına uygun olan bir ruh yapısı ile birlikte dünyaya gelmektedir. Bu nedenle insanın doğuştan gelen özelliklerine müdahale, kişinin sadece kendisinin değil gelecek nesillerin de, yaratılan temiz fıtratının değişmesi ile sonuçlanır. 

İslam insana bireysel hazları açısından değil, yaratılıştan getirdiği insanın, insan olmasından kaynaklanan insani özellikleri açısından yaklaşır. Amaç insanın yaratılışından gelen, her insanda ortak olan insani özellikleri koruyarak, insanlığın devamlılığını sağlamaktır. 

Bu nedenle insanın bedenine müdahale, İslam hukukunda zaruret bağlamı içinde tartışılan bir konu olmuştur. Bu bağlamda sadece, Allah’ın yarattığı taslağın dışında istisnâî bir durum varsa, asıl fıtrata döndürmede bedene müdahaleye izin verilmiştir.

Dolayısı ile İslam hukuku cinsiyet kimliğine biyolojik yaklaşmaktadır. Onun için “Doğuştan hem erkeklik hem de dişilik organına sahip bulunan veya erkek mi kadın mı 

olduğu tespit edilemeyen kişi hakkında “hünsâ” adı altında ayrı bir başlık halinde işlenmiştir. 

Hünsâ, fizyolojik olarak doğuştan her iki özelliği getirdiği ve bedensel pozisyonu, kendi tercihi dışında oluştuğu için klasik fukaha hünsâ’nın durumu ile ilgili hukuki statüyü ayrı belirlemiştir. 

Cerrahi müdahaleler ile cinsiyet değiştirmenin mümkün olduğu günümüzde ise hünsâ’nın kendini nasıl tanımlıyorsa, kendi kimliğine kavuşabilmesi için cerrahi müdahaleye cevaz verilmektedir.

Bu ameliyatlar, fıtrata müdahale olarak kabul edilmemektedir. Aksine İslamiyet’te kadın veya erkek kimliği şeklinde her kişinin tek cinsiyete sahip olması temel kabul edildiğinden, bu ameliyatlar kişinin asıl fıtratına dönüş olarak görülmektedir.

LGBT(1) yazımızda da değinildiği gibi eşcinseller kendilerinin bedensel kimlikleri ile değil duygusal olarak duyumsadıkları kimlikleri ile kabul görmek istemektedir. Onlara göre, bedenleri gibi bedensel kimliğe yönelik duyguları da doğuştan gelmektedir. Bu nedenle bedenlerine yönelik herhangi bir müdahaleyi, kişilik haklarına müdahale olarak kabul etmektedirler. 

İslam hukuku ise kişinin farklı kimlik taleplerini bedensel açıdan ele almakta ve kişinin bedensel olarak erkek olup da, duygu/yönelim bakımından kadın gibi hissetmesi şeklinde tanımlayabileceğimiz ara formu kabul etmemektedir. Bu duygusal sapmanın tedavi edilmesi gerektiğini savunur.

Cinsiyet Yönelimi

İslam’da insanda Cinsiyet Yönelimi  doğuştan değil;  bilakis sonradan duyguların  Fırat’a uygun veya duygu sapması şeklinde  gelişir. Yani sonradan oluştuğu ifade edilir, Konunun uzmanları da bunu ifade etmektedir.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: Eşcinsellik kesinlikle doğuştan değil, sonradan öğrenme ile ilgili ve sosyal bir sorundur. Bir çocuk üç şeyi örnek alır. Anneyi babayı bir de anne babanın ilişkisini. Bu üçü bir ailede sağlıklıysa çocuk böyle durumlarda yanlış rol model seçmeye yönelmez”.

 Prof. Dr. Sefa Saygılı: Kimse eşcinsel doğmaz, daha sonra ortaya çıkar. Herhangi bir eşcinsellik ile ilgili hormonal farklılık yoktur, genetik farklılık yoktur, kromozomal farklılık yoktur. Bu tamamen kişinin yönelimidir. Bu normalden bir sapmadır. Normal, fıtrata uygun bir durum değildir. Yaratılışa aykırı bir durumdur”.

İslamda, Normalden Farklı Cinsel Yönelimlerin Hükmü?

İslamiyet duygusal tanımlamayı içeren normalden farklı cinsel yönelimleri, Allah’ın belirlediği sınırı aştıkları için günah ve suç olarak tanımlar. 

Çünkü Kuran’a göre her insan tek cinsiyetlidir. Kişi kendi cinsiyeti doğrultusunda kadın ve erkek kimliği içinde davranması gerekir.

Esasen İslam hukukunda genel olarak eşcinselliği doğrudan karşılayacak bir terim yoktur. Erkeğin eşcinsel davranışı “livâta” olarak tanımlanmaktadır. Kelime anlamını Lut kavminin fiilinden alır. Lut kavminde erkeğin erkeğe karşı cinsel talebinden yola çıkılarak bu tabir kullanılır olmuştur. 

Buna karşılık bu tabir aslında kadının kadına yönelik cinsel talebini ifadelendiren lezbiyeni karşılamaz. Bu nedenle kadınlar arası eşcinsel davranışlar için “sihâk” kelimesi kullanılmıştır. “Sihâk” sevici, bugünkü ifade ile “lezbiyen’e” verilen isimdir.

İslamiyet’in eşcinsellik ile ilgili yaklaşımı, bu fiili işleyen Lut kavmi ile ilgili ayetler belirlemiştir. Lut kavmi, daha önce kimsenin yapmadığı fiili yapmaları ile suçlanmıştır. Bu davranış, toplumun genel ahlaki yargısı haline geldiği için Lut kavmi “haddi aşan bir toplum “olarak ifadelendirilmiştir. (Enbiya, 21/74).

Kur’an’ın, öncelikle ahlaki bir tavır olarak kabul ettiği Lut kavminin bu fiilini yine ahlaki değer(ahlaksızlık) içeren “seyyiet”, “fâhişe” ve “habîs” gibi kelimeler ile tanımladığını görmekteyiz.

Bu kelimelerden her biri Lut kavminin yaptığı bu fiile sonradan kazanılan ahlaki bir tanımlama getirmektedir.

Sonuç

1-İslam hukuku, kişinin kendisinin duygu bakımından kadın veya erkek olarak ne hissettiğine değil bedensel olarak yaratıldığı kimliğe bakar. Çünkü doğuştan gelen bedendir ve duygularda bu bedene uygun olarak gelişmektedir. Bu nedenle bedensel yapıdan bağımsız cinsiyet yönelimlerini kabul etmez ve onunla ilgili hukuki bir statü belirlemez. Aksine bu durum talep olarak davranışa dönüşürse o zaman bu talebi, suç kabul eder ve konuyu ceza hukuku açısından ele alır. Ayrıca tedavi edilecek duygusal/ruhsal bir rahatsızlıktır.

2. İslam’ın insan için getirdiği “mükerrem” tanımı ona, yaratılışını koruma sorumluluğu yüklemektedir. Çünkü insan keremli/şerefli bir varlık olarak en güzel kıvamda yaratılmıştır. Bu yaratılışın dışına çıkmak, insana verilen şerefi azaltmak ve yok etmek anlamına gelir. Bu nedenle Kur’an, eşcinsel ilişkiyi, kötülüğü, çirkinliği, değerden düşmüşlüğü ifade eden “seyyiet”, “fahişe” ve “habâis” kelimeleri ile tanımlamıştır. Bu kelimeler, eşcinsel ilişki ile kişinin üstün yaratılışını, çirkin bir fiil ile bozduğunu ifade etmektedir.

3. Kur’an’ın eşcinselliği duygu sapması olarak kabul ettiğini “şehvetle yöneliyorlar” ifadesi göstermektedir. Kur’an’ın bu değerlendirmesinden anlıyoruz ki; eşcinsellik Kur’an’a göre doğuştan gelen bir duygu değil, bir duygu sapmasıdır. Bu nedenle bir kişilik hakkı olarak eşcinsellik kabul edilemez. Çünkü kişi doğuştan getirdiği şehvet duygusunu, bedensel yaratılışına uygun şekilde yönlendirecek biçimde yaratılmıştır. Eşcinsellik ise hem bedensel yaratılışın hem de duygusal yaratılışın dışına çıkma anlamına gelmektedir. Bu da insanın mükerremlik yönünü yok edici bir davranıştır.

4. Eşcinsellik sadece kişisel bir tercih olarak kalmamakta, tercih doğrultusunda gereken hukuki düzenlemelerin yapılması talebi arkasından gelmektedir. Buna karşılık eşcinselliğin hukukileşmesinin, uzun vadede toplum güvenliğini yok edici bir yönü bulunmaktadır. 

Çünkü toplumlar nesillerin çoğalması ile varlığını devam ettirmektedir. Eşcinselliğin hukukileşmesi, neslin devamını gelmesini engelleyecektir. Burada bireyin bir anlık hazzı mı yoksa toplumsal yarar mı esastır sorusu akla gelmektedir. 

İslam hukuku, toplumsal yararı bireysel hazzın önüne geçirmektedir. İslam hukukunun belirlediği beş öncelikten birisi, toplumsal yararı öne çıkartan neslin korunması ilkesidir. 

Eşcinsellik, neslin korunması ilkesi açısından değerlendirilirse; eşcinselliğin İslam hukuku açısından yasal zemin bulamayacağı söylenilebilir. Çünkü Allah’ın koyduğu düzen, toplumların devamı için meşru yoldan nesillerin çoğalması ile gerçekleşir.

6. İnsanın onuru olduğu gibi toplumunda kültürel ve dini algısından kaynaklanan onur algısı vardır. Toplumun devamlılığını temel kabul eden hukuk düzenleri, toplumun genel onur ve haysiyetini korumak amacıyla bireyin davranışlarına sınırlandırma getirebilir. 

Bu nedenle İslam hukuku da insanın fıtratına aykırı bir fiil olarak kabul ettiği eşcinselliğin yaygınlaşmaması için toplumsal faydayı öne çıkartarak önlemler ifade etmektedir. Bu tedbir, insan haklarını karşıtlık olarak değerlendirilemez.

7. İslam hukuku açısından eşcinsel ilişkinin, toplumun ahlaki duruşunu etkilediğinden, sadece günah değil ayrıca suç olduğu hususunda bir ihtilaf yoktur. 

Sadece ihtilaf, eşcinselliğe verilecek cezai müeyyide hususundadır. Çünkü fakihler genelde Kur’an’da, eşcinsel ilişki ile ilgili açıkça bir ceza yer almadığı görüşündedirler. 

Fakat eşcinselliği de tanımı içine alan ”fahişe” olarak tanımlanan davranışlara yönelik cezai müeyyide yer almaktadır. 

Bu nedenle Nisa 15. ve Nisa 16. ayetlerindeki bu tanımlamaya verilen cezai müeyyideden hareketle, eşcinselliğin, toplumun genel ahlakını değiştirici şekilde normal bir ahlaki tavır haline dönüşmesini engellemek için yetkililer gereken önlemleri almakla sorumlu olduğu söylenilebilir. 

Bu önlemler, öncelikle bu davranışlar hoş karşılanmayarak toplumsal denetimden geçmesi ve o kişi bu davranışını değiştirmezse davranışın toplumun ahlaki değerlerini yok edici bir etki yapmaması için toplumdan uzaklaştırılarak davranışlarını değiştirmek için bir süre tanınması ve isterse gereken tedavi sürecinden geçirilmesidir.

(13.11.2022)

Kaynak; Dr. Nurten Zeliha, ŞAHİN, İSLAM HUKUKU VE İNSAN HAKLARI BAĞLAMINDA EŞCİNSELLİK SORUNU, EKEV AKADEMİ DERGİSİ, Yıl: 2019 Sayı: 62.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —