Tarih: 01.01.2022 14:08

Kuyumcu Suriyeli olunca…

Facebook Twitter Linked-in

Ne günlere kaldık. Bir siyasi parti başkanı, İzmir’de kuyumcuya gitti.

Oradaki iş insanına, polis edasıyla kimlik ve ruhsat sordu.

Kibarca, dostça değil, hesap soran, aşağılayan tavırla.

Kuyumcu Suriye uyruklu, Türk vatandaşıydı.

Sonra sorduğu soruyu sosyal medyadan paylaştı.

“Vatanına dönmeyi ister misin?”

Arzı, mescit olarak gören bir kültürden uzaklığına mı yanarsın.

Yaptığı ırkçılığın bu toprakların yoksul halk çocuklarında karşılık bulma endişesinden mi korkarsın.

Tahrik kokan betimleme insanı ürpertmekte; “7 sene önce Türkiye’ye gelmiş. Türkçesi çok az. Vatandaşlık almış. Üstüne silah ruhsatı. Şanlıurfa’dan aldığı kuyumculuk kimlik kartı ile İzmir’de kuyumcu dükkânı açmış. Bunlardan 900 bin tane daha var. Türkiye, tehlikenin farkında değil misin?” ifadeleri ile gelin tehlikeyi bertaraf edin mesajı verdi.

Tepkiler çığ gibi büyüdü.

Bu ülkede rahipler, Hrant Dink öldürüldü, utandık.

Yetmez, Suriyeliler de katledilmeli ihtimalinden dehşete düştük.

Üç Suriyeli işçiyi taş atölyesinde yaktılar.

Parti başkanı, yaptığını bir dil sürçmesi olarak yorumlayıp tepkileri dindirmeye çabalamıyor, tepki duyanlara hakaretten çekinmiyor; “Stratejik salaklar beni şaşırtmadı. Türkçe bilmeyen adam psikolojik testi nasıl geçip silah aldı? 900 bin kişiye vatandaşlık verildi. Bu demokrasi için tehdit değil mi?” sözleri ile daha da büyük endişeye sebep oldu.

Yaptığı tetikçiliğin hâlâ farkında değil.

Bu yoksul ülkede kuyumcular, soyguncuların büyük hedefidir.

Kuyumcu Suriyeli olunca daha büyük yağmalama ve cinayete kapı aralanıp hedef gösterdiğinin farkında değil.

Ülkesini seven kimse böyle bir şey yapamaz.

En karşıt fikirli bile olsa zarar görmesin, vatana zeval gelmesin, halk birbirine düşmesin, barış ve kardeşlik egemen olsun denkleminden ne kadar uzak bir hoyratlık.

“Vergi belgeni uzatır mısın?”, “Vatandaşlık kartını gösterir misin?”

Sonrası, alın bunu götürün, edası.

Parti başkanı sanki hiç Brüksel’e gitmemiş ya da Almanya’nın, Fransa’nın şehirlerine inmemiş gibi.

Oralarda manav, kasap, market, eczane, dönerci, gelinlikçi, kuyumcuların sahipleri Türk, o mağazalara adım atmamış gibi.

O iş yerlerine, ırkçı bir parti başkanı gidip aynı soruları sorsa hoşumuza gider mi?

“Bunlardan” sözü hangimizin canını sıkmaz ki.

Ki Suriyeliler, Osmanlının çocukları elbet ilk gidecekleri ülke burası.

Hindistan’a giden Türklerin kurduğu devletlerin coğrafyaya kattığı harikulade değerler, sanat ve kültürde şahika eserler; Hindistan’ın ırkçı siyasetçilerini telaşlandırmış, o devletlerin isimlerini bile tarih kitaplarından çıkarmaya çalışmışlar. Hoş mu, hayır ilkellik.

Ülkemizde pek çok yabancı yatırımcı var fakat bu kafa, Suriyeliye diklenme cesaretini onlara gösteremiyor. Göstermesin de zaten. Mahallemde Amerika’dan gelmiş kadın “Cheese Cake” dükkânı açtı, bahçesinde yetiştirdiği meyvelerle, köylü kadınlardan aldığı yumurtalarla yapmakta pastalarını. Muhtemelen Yahudi, kim olursa olsun kadın rızkını kazanmakta, kimse vergi levhası sormamakta, üstelik bu girişimci iş insanını, kadınlara örnek olması için bir köşe yazımda anlattım.

Irkçılık pis bir hastalık.

Aradan geçen uzun yıllara karşın yolum ne zaman Solingen’e düşse buz keserim.

Bir anne ve beş evladını, evlerini ateşe vererek yakan Nazileri anımsar, ateşler içinde yanarım.

Hemen o şehirden kaçmak isterim.

Yanarak can veren masum kardeşlerimin çığlıkları durmaktadır hâlâ havasında.

Sanki suyuna sinmiştir, o masum bedenlerin yanık kokusu.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —