Tarih: 08.02.2022 13:12

Kutuplaşmaya mahkûm

Facebook Twitter Linked-in

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Nisan 2019’da yerel seçimlerin ardından siyasi kulisleri hareketlendiren bir açıklama yaptı. Seçim tartışmalarının geride bırakılması gerektiğini savunan Erdoğan “Türkiye İttifakı” kavramını kullandı:

“2023 Türkiye’sini inşa edecek olan yine milletimizin bizatihi kendisidir. Ülkemizin bekasını ilgilendiren meselelerde, siyasi görüş ayrılıklarımızı bir tarafa koyarak, 82 milyon hep birlikte Türkiye İttifakı olarak hareket etmeliyiz.” 

Erdoğan’ın yerel seçim sonuçlarından rahatsız olması ve kaybedilen oyları toparlamak maksadıyla Cumhur İttifakı’na oy vermeyen seçmene bir zeytin dalı uzatması olarak yorumlanan bu kavram, tahmin edileceği üzere en büyük tepkiyi MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den gördü. “Türkiye İttifakı’ndan bahsetmek kafamızdaki soru işaretlerini çoğaltmıştır” diyerek heybesinden eleştiri oklarını çıkartan Bahçeli, ortağına başka bir ittifakı aklından dahi geçirmemesi gerektiğini lisan-ı münasiple anlattı.

“Ülke bazlı siyasi bir ittifak olamaz. Bizim ittifakımız cumhurladır, bizim ittifakımız AK Partili kardeşlerimledir. Sayın Cumhurbaşkanımızın Türkiye İttifakı ile neyi kast ettiğini elbette bilemeyiz. Ama konunun zillet ittifakı tarafından istismar edildiğini görüyoruz. Bizim inandığımız Cumhur İttifakı’dır. Bizim amacımız milli bekayı sonuna kadar yaşatmaktır.”

Bahçeli’nin çıkışından sonra Erdoğan, sözlerini tevil etme mecburiyetinde kaldı. “Türkiye İttifakı” ile “Cumhur İttifakı” kavramlarının farklı olmadığını, bunları aynı manada kullandığını söyledi: 

“Biz hiçbir zaman kucaklaşmadan kaçmadık. İşte onun için ‘Türkiye ittifakı’ dedik, onun için ‘Cumhur İttifakı’ dedik. Bazıları hemen söyleme amacımızın ne olduğu gayet açık olan Türkiye ittifakı ifademizi, Cumhur İttifakı’nın alternatifi gibi göstererek fitne çıkarma peşine düştü.”

“Reform zamanı”

Berat Albayrak’ın Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan affını istemesinin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kasım 2020’de “dünyadaki siyasi ve ekonomik gelişmeleri” işaret ederek yeni bir reform sürecine gireceklerini belirtti: 

“Bakanlıklarımız ve kurumlarımız yanında ilgili tüm kesimlerle yakın diyalog ve iş birliği halinde ülkemizde ekonomide ve hukukta yeni bir reform dönemi başlatıyoruz. Ekonomisi güçlü olmayan bir ülkenin diğer alanlardaki kazanımlarını koruyamayacağının bilinciyle yeni bir istikrar, büyüme ve istihdam odaklı seferberlik başlatıyoruz. Amacımızın dünyanın siyasi ve ekonomik bakımdan tarihi bir değişim sürecinden geçtiği şu dönemde ülkemizi hedeflerimiz doğrultusunda geliştirmek ve kalkındırmak olduğunun altını tekrar çiziyorum.” 

Erdoğan’ın açıklamasıyla siyasette yeni bir iklimin egemen olacağı zannıyla, Külliye’deki Danışma Kurulu’nda görev yapan AK Parti’nin eski ağır topları Bülent Arınç ve Cemil Çiçek, Erdoğan’a destek verdiler.

Bahçeli de önce Erdoğan’a “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” içinde kalmak şartıyla arka çıkan bir görüntü sergiledi. Ama Erdoğan’ın reform söylemine asıl karşı çıkış, son derece manidar bir zamanlamayla, Bahçeli’nin “dava arkadaşım” dediği organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı’dan geldi. Çakıcı, ana muhalefet partisi lideri Kılıçdaroğlu’nu iki gün üst üste iki ayrı mektupla tehdit etti. Keza, bilhassa Arınç’a yönelik olarak da MHP saflarından çok ağır hakaretler yükseldi.

Bahçeli de bir taraftan reformdan bahseden AK Partilileri hedef tahtasına oturturken, diğer taraftan açıkça Çakıcı’nın arkasında yer aldı. Onun “Kılıçdaroğlu’nun terörist Demirtaş’a hürmet ve hayranlığı bellidir. Soros’un tetikçisi ve tedarikçisi Osman Kavala’ya sevgi ve sempatisi bilinmektedir”  sözlerinin asıl hedefi, Kılıçdaroğlu’ndan ziyade Erdoğan’dı. Bahçeli, ekonomi neyse de, adalet sahasındaki kırmızı çizgilerini hatırlatıyor, neyin kendisi için kabul edilemez olduğunu olabilecek en yalın dille muhatabına bildiriyordu.

Nitekim iktidar, MHP’yi kızdırmamak adına, Çakıcı’nın Kılıçdaroğlu’na dönük hakaret ve tehditlerine kulaklarını ve gözlerini kapattı. Erdoğan da, MHP’nin şimşeklerini çeken yol arkadaşlarına karşı tavır koydu: 

“Son günlerde bizimle asla ilgisi olmayan kimi bireysel açıklamalar ile yeni bir fitne ateşi yakılmaya çalışıldığını görüyoruz. Geçmişte birlikte çalışmış olsak bile hiç kimsenin şahsi açıklamaları hükümetimizle, partimizle ilişkili hâle getirilemez.” 

Reform balonu, daha şişirilmeden patlatılmıştı.  

Kör parmağım gözüne

Her iki olayda Bahçeli’nin keskin karşı duruşu, Erdoğan’ı geri adım atmaya zorladı. Bir bilek güreşiyse eğer, Bahçeli bu bilek güreşini kazandı. Erdoğan, Bahçeli’nin çizdiği sınırlara riayet etti, bu sınırların dışına taşma gibi bir niyeti olsa da bunu askıya aldı. Dolayısıyla iktidarın, muhalefet ile yeni bir zemin üzerinde diyalog kurma ihtimali sıfırlandı. İktidar blokundaki “seçime kadar değil mezara kadar” mottosuna olan bağlılık bir kere daha teyit edildi ve muhalefetle ilişkiler eski tas eski hamam devam etti.

Gerek “Türkiye İttifakı” ve gerek “reform zamanı” tartışmalarında görüldü ki, Bahçeli, AK Parti ile muhalefet arasında en küçük bir yumuşamadan bile büyük bir rahatsızlık duyuyor. İktidarda bu yönde bir temayül gördüğünde hemen müdahale etme gereği duyuyor, herkesin kendi alanında durması ve kimsenin bir hudut ihlali yapmaması için dişlerini gösteriyor.

Benzer bir hadise şimdilerde de yaşanıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eşinin koronavirüse yakalandıklarını duyurmalarının ardından muhalefet parti liderleri, geçmiş olsun dileğinde bulundular. Erdoğan da kendi ve eşi adına, her lidere tek tek teşekkür etti. İnsani temelde, aslında sıradan ve basit bir tabloydu bu. Lakin Bahçeli bundan da hoşnut olmadı; bu kez Kılıçdaroğlu ile Davutoğlu’nu karşı karşıya getirmek isteyen bir video paylaşımında bulundu.

Davutoğlu verdiği cevapta işin özünü çok net bir biçimde ortaya koydu. Bahçeli’nin yumuşamadan rahatsızlık duyduğunu, gerilim siyasetini pazara sürdüğünü belirtti.

Gerçekten de iktidar ve muhalefetin medeni ölçüler içerinde diyalog içinde bulunmaları, birbirleriyle ülkenin sorunlarını müzakere etmeleri, Bahçeli’nin ve MHP’nin işine gelmez. MHP’nin iktidar yapısındaki sorumsuz ama yetkili konumu da ve hatta halihazırdaki varlığı da, mevcut kutuplaşma havasının devamına bağlı. Bu hava dağılmaya başladığı anda MHP’nin iktidardan olması da, ciddi güç kaybı anlamında dağılması da sürpriz olmaz.   

Velhasıl normalleşme, yumuşama ve ılıman bir siyasi iklim ülke için faydalı olabilir ama MHP için zararlı. Dolayısıyla Bahçeli’nin muhalefete verilen bir merhabadan bile gerilmesinin, kör parmağım gözüne dercesine ama tutarlı bir şekilde kutuplaşmaya oynamasının, kendisi ve partisi açısından anlaşılır bir tarafı var. MHP ve Bahçeli, kutuplaşmaya mahkûm, kutuplaşma olmadan var olamazlar ve bu nedenle oyunu başka türlü oynamazlar/oynayamazlar. Maharet, onların dışlayıcı ve kutuplaştırıcı siyasetlerine karşılık kapsayıcı ve uzlaşmacı bir siyaset seçeneğini koyabilmekte.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —