Kuşatmalar

Süleyman Seyfi Öğün, ABD’nin 2. Dünya Savaşı ile şimdi süren Rusya’nın Ukrayna’yı işgali paralelinde, kurmak istediği Dünya hakimiyetinin artılarına, eksilerine, zaaf noktalarına dikkat çekiyor.

Kuşatmalar

ABD Hegemonyasının, kendisinden evvelki hegemonik sistemlerden esaslı bir farkı olduğunu düşünüyorum. ABD’nin II.Genel Savaş sonrasında en yüksek üretim gücü olarak çıktığını biliyoruz. Avrupa’da taş üstünde taş kalmamış; Japonya, SSCB tarûmar edilmişken, ABD’de , Pearl Harbour dışında herhangi bir tahribât yaşanmamıştı. Hollywood filmlerine kanacak olursak, ABD’nin başından îtibâren bu savaşın içinde olduğunu, neredeyse tek başına zafere ulaştığını zannedebiliriz. Bir defâ , 1939 ‘da başlayan ve Avrupa merkezli ilerleyen bu savaşa ABD , iki sene sonra dâhil oldu; üstelik, savaşın kalpgâhı olan Avrupa üzerinden değil, periferisinde kalan Pasifik üzerinden.. Avrupa’ya duhûlünün, yâni Normandiya çıkarmasının târihi ise savaşın nihayete erdiği 1945 senesinin bir sene evvelindedir. Hollywood filmleri Hitler’i esas dize getiren gücün SSCB olduğu ise neredeyse unutturur.

Ekonomisi, tekmil sektörlerde maksimum üretim yapıyordu. Bileğini bükecek başka bir devlet yoktu. Bu zâviyeden bakıldığında, tek kutuplu bir dünyâ inşâ etmesinin önünde bir mâni kalmadığını farzedebiliriz. Buna rağmen neden ısrarla ,karşısında bir düşman kamp yaratmak , SSCB’yi illâki düşmanlaştırmak için uğraştığı sorusu üzerinde durulmaya değer bir sorudur.

Temelde bir kaç esaslı sebebin yattığını düşünebiliriz. Bir defâ, dünyânın tek bir kuvvet tarafından , serâpa ve eş derecede hâkimiyet altına alınmasının imkânı yoktu. Mesele teknolojiktir. Bugün , teknolojinin o zamanlara nispetle fevkalâde geliştiği günümüzde bile tek kutuplu bir dünyânın mümkün olabileceği tartışmalıdır. Hegemonik güçlerin , merkezden çevreye doğru tesir sahasının azaldığı ortadadır. Sert çekirdekten daha yumuşak dokulara doğru sahaların tespiti, hegemonik gücün kendisini pekiştirmesi için son derecede hayâtî bir kıymet taşır. ABD , Lâtin Amerika’yı güdümüne alarak tercihini doğrudan Atlantik üzerinden Kıt’a Avrupası’nın derinliklerine doğru yaptı. Pasifik’de ise Japonya ve daha sonra Güney Kore’yi tespit etti. Bu sahayı komünizm tehlikesiyle kendisine bağımlı hâle getirdi.

Entegrasyonun finansal ayağını “Dolarlaştırma” oluşturdu. 1970’lere geldiğimizde ise dolarizasyonu , Eurodolar ‘dan Petro dolar’a doğru genişletti ve Körfez’i hâkimiyet sahasına ilâve etti. . Bununla da yetinmedi, 1970’lerin başından îtibâren sınırsız basmaya başladığı Dolar üzerinden dünyâ zenginliklerini kendisine çekti. Bir üretim devi olduğu kadar ; giderek ondan daha fazla bir tüketim devi olarak tezâhür ve temâyüz etti. Hegemonyasının kültürel dünyâsını da bu üstünlük meydana getirdi. Bilhassa Sovyet Bloku ‘ndaki aşırı üretim-eksik dengesizliğini mehaz alarak kendi tüketim ve refah örüntüsünü insanlığın zihnine kazıdı.

ABD’nin düşman kamp oluşturma mühendisliğine girişmesinin üçüncü sebebi ise,en kârlı sektör olan, lâkin nükleer tehlike sebebiyle tüketimi aksayan militarist ekonomisinin fazlasını dolaşıma sokmakla alâkalıydı. Bilhassa Körfez’deki enerji üretiminin fazlasını çekmekte bu sektör son derecede işlevsel olmuştur. İngiltere’nin afyon ile gümüş arasında kurduğu kirli dolaşımı, ABD silah-petrol üzerinden kuruyordu.

Düşman Sovyetler, NATO üzerinden Batı’da dikey olarak, CENTO üzerinden ise Doğu’ya doğru yatay olarak kuşatılıyordu. Daha derinlerde ise Çin ve SSCB arasına bir kama atılıyordu. Kennan, Brzezinsky, Kissenger gibi dâhi stratejistler bu süreçlerinde öne çıkan figürlerdi.

Bu kuşatma işi ABD’nin başına çok iş açtı. Lâtin Amerika bir türlü durulmadı. Küba kaybedildi. AB süreci, Gaulleist dirençler içeriden gelen diğer bir tepkilerdi. Daha sonra dönseler de Fransa 1966’da, Yunanistan ise 1974’de NATO’nun askerî kanadından çıktılar. 1979’deki Afganistan’daki Rus işgâli kuşatmayı yarmak ile alâkalıydı. Aynı tarihlerde İran’daki Humeyni Devrimi çemberi bir başka yerinden kırdı. Pakistan ise istikrarsızlıklar içinde giderek kontrolden çıktı. Türkiye-Yunanistan gerilimi ve nihâyet 1974 Kıbrıs müdahalesi NATO’nun akordunu bozdu.

Bu hatırlatmaları şunu için yaptım: En güçlü olduğu devirde bile kuşatma işleri pek de ABD’nin istediği gibi gitmedi. Ekonomisi kan kaybetmiş, bir zamanlar kendisini uçuran dolarizasyon işinin boomerang tesiriyle kendisine karşı çalışmaya başladığı,kendi Dolar batağında debelenen, Asya’da silinmiş ve Avrupa’da güven kaybına uğramış ABD’nin, Ukrayna savaşı üzerinden tek taraflı olarak Rusya’ya karşı uyguladığı ekonomik kuşatma başarılı olabilir mi?. Yanında ittifâkının sert çekirdeğini oluşturan Kanada, İngiltere, Avustralya, Yeni Zelanda ve Japonya var. Almanya , Fransa ve çeşitli Doğu Avrupa devletleri buna katılmış gibi görünseler de ortalık çatlak sesten geçilmiyor. Pâkistan, Hindistan ve Çin ise, ABD’nin yaptırım programına karşılık vermiyor. Yemen’de canı yanan Suudi Arabistan, BAE ise geri duruyor. İran ile yakınlaşmaya çalışan ABD’ye ateş püsküren ve Rusya ile derin bağları olan İsrâil‘den tık çıkmıyor. Türkiye bildiği yoldan ilerliyor. Tahıl ihtiyâcını Rusya’dan karşılayan Mısır alabildiğine tedirgin. Listenin ayrıntılarına girilebilir.. Öyle gözüküyor ki bu kuşatma işi ABD’de hayâl kırıklığı ile neticelenecek..Kissenger süreci çok tehlikeli buluyor..Putin’in işleri ağırdan alması bu sebepten olabilir mi acaba?