On dört yıl boyunca tarifi zor savaşların ateşiyle yanıp kül olan Suriye, yıkımlar hâlâ tazeyken yeni bir savaşa sürüklenmek isteniyor. 8 Aralık 2024 sonrası Alevilere ve Dürzilere dönük başlayan saldırıların son durağı, Halep’e açılan ve dalga dalga büyüyen savaş oldu. Hassas fay hatları üzerinde gerçekleşen bu kırım girişimleri, Suriye’yi yeniden kaosa sürükleme tehdidi taşıyor.

Şara rejimi, Halep’teki saldırılardan sonra Kuzey Doğu Suriye’yi hedef almaya başladı. Halep sonrası başlayan ve açıkça iç savaşı körükleyen, yüz binlerce sivilin hayatını tehlikeye atan saldırılar, Suriye Demokratik Güçleri’nin sağduyulu siyaseti sayesinde tehlikeyi bertaraf etti. Büyütülen, daha doğru bir ifade ile Kürtler şahsında dayatılan savaş istenci, Suriye’nin geleceğini, Ortadoğu’nun istikrarını ve belki de insanlığın vicdanını sınamaya hâlen devam ediyor.
Günlerdir Kürtler, dostları, devrimciler, dünyanın her ucundaki sol ve sosyalistler, demokratlar Kuzey Doğu Suriye için ayakta. Sokaklarda barış diyen, “Kürtler yüzyılı kaybetmesin” diyen bu sesler, çığ gibi büyüyerek tarihin vicdanına bir not bıraktı.
Kürtlerin, partimizin ve demokratik kamuoyunun isteği son derece açık: Suriye’de savaş değil barış; çatışma değil çözüm istiyoruz. Kürtler demokratik haklarına kavuşmalı, Suriye’nin eşit yurttaşları olmalıdır. Anadilde eğitim, yerinden yönetim hakkı, statüsü, kültürel hakları tartışma konusu olmamalıdır. Kürdün hayatı ve hakları bir kararname kâğıdı değil, anayasal güvence konusudur. Ve sadece Kürtler değil: Aleviler, Dürziler, Türkmenler, Süryaniler… Hepsine yönelik katliam tehditleri ortadan kalkmalıdır. Suriye’nin geleceği, tüm halkların ve inançların eşit siyasal katılımına dayalı bir yönetim modeliyle kurulmalıdır. Bu taleplerin 21. yüzyılda hâlâ ifade ediliyor olmasının bir utanç olduğunu ama bu utancın halklara ait olmadığını da not düşmek isterim.
Kopan her düğmenin bedelini halklar ödüyor
Diğer yandan, Şam rejimi tekçilikten vazgeçmelidir. Tekçilik, Suriye’ye giydirilmiş dar bir gömlektir. O gömleğin düğmeleri her koptuğunda, bedeli halklar ödüyor. Suriye’nin demokratik bir anayasaya ihtiyacı var. Ne Şam’ın anayasası ne de HTŞ’nin anayasası Suriye’yi kaostan çıkarır. Gerilimleri büyüten, çatışmaları derinleştiren tekçilikten vazgeçilmelidir. Tekçilikte ısrarın Suriye’yi yeni bir karanlığa doğru sürüklediği görülmüyor mu?
Stratejik, jeopolitik, ekonomik her başlıkta makro öngörüleri ile ekranlarda övünenler, her meseleye güvenlikçi merceğin soğuk alanından bakanlar, nasıl oluyor da toplumsal hakikatin en basit gerçeklerini ıskalıyor? Biliyoruz ki burada bir tercih var. O hâlde kimsenin kendi çıkarları uğruna Suriye’yi yeni bir iç savaşa sürüklemeye hakkı yok diyelim.
Buradan tüm uluslararası kamuoyuna ve sesimizi duyacak vicdanlara da sesleniyorum.
Bakın, güya günlerdir ateşkes imzalandı ama saldırılar durmak yerine arttı. Ateşkes kâğıtta, lakin kuşatma sahada. Kobani’ye saldırılar durmadı. Elektrik ve sular kesiliyor. Savaşın her türlü ahlakı çiğneniyor. Kürtler açlık, susuzluk ve karanlıkla yüz yüze bırakılmış durumda. Kobanili beş çocuk donarak yaşamını yitirdi. Beş masum can, soğuğun kucağında son nefesini verdi.
Dünya izledi, IŞİD’e karşı savaşıp yaşamını yitiren Arapların mezarları tek tek yıkılıyor.
Ölüye saygısı olmayanın, diriye adaleti olmaz. Mezar taşını deviren akıl, yarın yaşamın taşını da rahatlıkla devirir. Mezar taşına, mezarlıklara saygısı olmayan bu zihniyeti çok iyi tanıyoruz.
Kürtler 13 yıl önce IŞİD ile mücadele edip bu topraklardan sökmeseydi, şimdi Türkiye’nin sınır komşusu olacaktı. Tarihin çöplüğüne gömülen o Orta Çağ karanlığı IŞİD’e kim nefes üflüyor? Kim bugün önünü açıyor? Bir yandan devlet dışı aktörler tasfiye edilmeli derken, neden IŞİD göz göre göre canlandırılıyor? IŞİD’e yeniden nefes olanlar kim? Sadece Suriye için değil, insanlık için ağır bir durumla yeniden yüz yüzeyiz. Dünün belasını “taktik” diye büyütenler, yarın o belanın stratejik enkazının altında kalır. Bunu artık herkes görmelidir.

İkili dış politika, ikili standartlar
Dışişleri Bakanı çıktığı TV programında Hamas için “Direniş hareketidir, halkını ve haklarını güvence altına almadan silah bırakamaz” diyor. Hamas’a tanınan bu anlayış, konu Kürtler olunca, SDG olunca birden buharlaşıveriyor? Filistin meselesinde sabır tavsiye eden, güvenlik kaygılarını meşru gören bir devlet aklı, Rojava söz konusu olduğunda hızlı sonuçlar, koşulsuz teslimiyetler bekliyor. Bu ne yaman çelişki! Hamas için aylar, yıllar boyunca sabır gösterebilen bir anlayış, Rojava’da neden tek bir günü bile fazla görüyor? Bu ikili standart, vicdan terazisinde nasıl dengeye oturur? Oturmaz; çünkü Kürdün kazanım elde etme korkusu bütün hakkaniyet ve vicdan terazisini bozuyor. Koz ve misilleme siyaseti, siyasetsizliğin kendisidir. Demem o ki, elinizde tuttuğunuz ayna Gazze’ye bakınca “mazlum”, Rojava’ya bakınca “terörist” gösteriyorsa; sorun görüntüde değil, o aynayı tutan eldedir.

