Tarih: 07.10.2022 13:32

Kürtlerin Özgürlük Mücadelesi ve Son İntihar Saldırısına Dair

Facebook Twitter Linked-in

Kürt elitleri, gazetecileri, kanaat önderleri, haklı olarak Türk elitlerin (sosyal demokratların, solcuların, sosyalistlerin hatta dindar kanaat önderlerinin) kendi mücadelelerini anlamadıklarını, bu mücadeleye milliyetçi-ırkçı bir mercekten baktıklarını iddia ederler ki haklıdırlar.

Biz Türklere oldum olası Kürtlerin yapıya uymaz taş misali problemli ve millî bütünlüğü bölmeye çalışan acımasız, inatçı, kindar, fesat, yabanî, ilkel ve bizden olmayan, bize yabancı bir güruh olduğu öğretilmiştir.
Biz bu yönlü söylemleri daha çok da Kürt diyarında askerlik yapan köylü komşularımızdan duyageldik.

1960’lı yıllar düşünün; askerliğini çoğunca da Doğu’da yapan cahil köylü gençler dönüşlerinde yakından tanımak zorunda kaldıkları Kürtlerin iyiliğini, kapılarına gelene sofralarını açık etmelerini, misafirperverliklerini, cömertliklerini anlatırlarken bile ‘bizim insanımız’dan değil de bir yabancıdan bahseder gibi konuştuklarını çok iyi hatırlarım.

Niçin böyle algıladıklarını daha sonra anladım:
Çünkü komutanları onlara birliğe adım atar atmaz bu telkinlerde bulunuyorlardı; tıpkı günümüzde olduğu gibi.

Hatta Ağrı’da askerlik yapan bir yakınımız, orada askeriyenin çöplüğünde yiyecek arayan yoksul Kürt çocuklarını gördükçe içinin parçalandığını anlatırken, onların bizden farklı ve fena bir millet olduğu önyargısını değiştirmediğini hissediyordum yine de.

Bu peşin ırkçı hükümler ve bilinçaltımıza kodlanan bu kindar fikirler bize genç Cumhuriyet’imizin, ‘’emperyalizme karşı ilk kurtuluş savaşını veren’’lerimizin armağanıdır.
O sebeple Kemalistlerimizin gözünde Kürtler bölücüdür, dış mihrakların (emperyalizmin) oyuncağıdır, bizi (son Türk devletini) ortadan kaldırmak için kullandıkları truva atıdır.

Ne söyleseniz bu ırkçı fikri değiştiremezsiniz!
Onlar için mesela ‘’ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı’’ diye bir şey bizim ülke için asla söz konusu dahi edilemez.
Ama mesela Çeçenler, Kıbrıs’taki Türkler, Çin’deki Uygurlar, Moldovyalılar, Gagavuz Türkleri, yarın bir gün bağımsızlık için baş kaldırsalar Yunanistan’daki Türkler için dahi bu hak vardır, bakidir ama Türkiye’deki Kürtler için (daha doğrusu bizim bütünlüğümüze zararı dokunur sanısı ile Irak’taki, İran’daki, Suriye’deki bilumum Kürtler için de) böyle bir hak kati surette yoktur, düşünülemez; düşünen de haindir, soysuzdur, kanı bozuklardan(?)dır.

Bu kadar da çifte standartlıyız, bu kadar da dürüstlükten uzağız ama dert değil; biz ne dersek odur daima. Türk yanılmaz, Türk şaşmaz, Türk yanlış düşünmez, Türk asla soykırım filan da yapmaz, Türk nerede ne yaparsa yüzde yüz haklıdır, çünkü merhametlidir, çünkü damarlarındaki asîl kanı sebebiyle soyludur, suçsuzdur, mağdurdur ve de masumdur… 

Nokta.

Misal mi istiyorsunuz:
Türk Ermeni sorununda da haklıdır, Rum-Kıbrıs sorununda da, Kürt sorununda da, Bulgar sorununda da; Irak’a, Suriye’ye yaptığı saldırılarda da, Libya’ya asker çıkarmasında da, Ermenistan’a gününü göstermesinde de, Mısır’ın içişlerine müdahalesinde de, Sudan diktatörüne arka çıkmasında da, Etiyopya’ya asker göndermesinde de binlerce kere haklıdır. 
Bütün bunları da asla çıkarı için yapmaz, sadece hürriyetperver, haksever olduğu için bu kahırlara katlanarak medeniyet, adalet ve özgürlük dağıtır; tıpkı Osmanlı ataları gibi!

Hatta gücü yetmiyor yoksa, eğer gücü yetse ya Kırım’dan bilmem Yemen’e, Gazze’ye, Kudüs’e, Afganistan’a kadar daha ne haklı müdahalelerde bulunacak, ne çok hak, adalet ve özgürlük dağıtacak da… 
Ahh! Kader utansın işte!

Dönelim bu ‘’öcü’’ Kürtlerin özgürlük mücadelelerine ve intihar saldırısına.
Baştan beri PKK’ye -çok istememe rağmen- bir türlü inanamadım, onları dürüst bulamadım. 
Onların Kürt Özgürlük Mücadelesinde hiç faydaları olmamıştır diyemem ama onları Türk Devletinin barış, çözüm, huzur ve dirlik istemeyen; aksine Savaş’ın sürmesi için yırtınan (bu yolla da iktidarını sürdürüp koca ülkenin büyük maddi potansiyelinden milyar dolarlar lüpleten) şahin kanadıyla (derin devletiyle) iş tuttuklarını düşündürtecek çok eylemleri olduğunu sanıyorum, düşünüyorum.

Durum böyledir diye Kürtlerin nasıl istiyorlarsa o şekilde yaşamaları gerektiği, buna sonuna kadar hakları olduğu konusunda asla tereddüdüm ve itirazım yoktur, olamaz.

Lakin böyle düşünmeme rağmen son ‘’Mersin Saldırısı’’ ve oradaki intihar eylemi nedir yahu?
Bu nasıl bir özgürlük mücadelesidir anlayamıyorum.
Çocuk çoluk ailelerin de gidebildiği polis evi’ne böyle bir intihar eyleminin amacı nedir?
Tamam o polis teşkilatı, zıvanadan çıkmış, cümle hak hukuk kurallarını hiçe saymış faşist bir hükümetin (bütün bir milletin ortak hukuk devletinin adalet ve hukuk sağlama kuvveti değil de) kendi iktidar partisinin hukuksuz, mafyatik vurucu gücü gibi hareket edebilirler; adaletsiz, haksız, insafsız işlere imza atmış da olabilirler kabul ama bu onların aileleri de dahil topyekûn imhalarını amaçlamayı meşru kılar mı?

Haydi işin bu ahlakî ve ilkesel yönünü geçtim; mazlum bir halkın (yıllardır ezilmiş, hakları gasp edilmiş, defalarca kıyıma uğratılmış Kürt halkının) özgürlüğü için mücadele ettiğini söyleyen bir örgütün insan hayatını bütün değerlerin en önüne koymuş olması gerekmez mi?

O zavallı iki kız militanın oraya gönderilip (gözü dönmüşlüklerini, canavarlıklarını, çağdışılıklarını, ilkelliklerini ve acımasızlıklarını durmadan dile getirdiğimiz İslami El Kaide veya IŞİD militanları gibi) kendilerini imha etmelerini (daha doğrusu intiharettirilmelerini) nereye koyacağız?

Ben bir insan olarak ‘’Herhangi bir üyesinin, elemanının, askerinin, militanının hayatını hiçe sayan hiçbir dava kutsal değildir!’’ diye düşünüyorum. (Bu düşüncem yanlış mıdır bilemem?)
Eğer bir dava kutsal olacaksa en baştakinden en alttakine kadar bütün kişilerinin hayatını da değerli ve kutsal saymalıdır.
Haa! Siz öyle sayarsınız, o derecede önem verirsiniz, bunda da samimisinizdir ama buna rağmen ister istemez insan kayıpları yaşarsınız; o ayrı meseledir. Benim karşı çıktığım bu değildir.

Şimdi çıkıp PKK’li kanaat önderleri bir de bunu övünç vesilesi yapıp savunuyorlar. 
Bu eylemin diğer bakımlardan zamansızlığını, yersizliğini, o örgütün amacına fayda değil aksine zarar verdiğini, karşısındakine faydalı bir eylem olduğunu, iktidara can simidi gibi geldiğini, böyle olunca da ‘’derin’’lerle birlikte planlanmış olabileceğini düşündürttüğünü konu etmiyorum bile.

Örgüt 50 yıldır mücadele ettiğini söylüyor. 
Gele gele bu sefil aşamaya mı gelebilmişler diye de sormadan edemiyorum.
Bir polis katlettiniz; iki de gencecik kızcağızı!
Büyük bir mücadele ortaya koyup olağanüstü bir mesaj verdiniz!
Kaç yıldır iktidarın Kürtlere açıktan savaş ilan edip Türkiye’dekine ilaveten Irak’ta, İran’da, Suriye’dekilere de kan kusturduğunun, hatta oralarda ‘’kimyasal silahların da kullanıldığı’’nın, sırf militanların değil sivil halkın da hedef seçildiğinin mesajını da bir güzel vermiş oldunuz öyle mi?
Aferin size!
Durmayın, devam edin!

 

Kaynak: Farklı Bakış




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —