Suriye’de yaşananların Kürtler için çok olumsuz sonuçlara yol açtığı muhakkak. Bunların önde gelenlerini sıralamaya çalışalım:
Suriye: Ütopyadan distopyaya
Dört ülkeye bölünmüş olan Kürtler nüfus olarak en az Suriye’de bulunuyor. Fakat uzun bir süredir dünyada Kürt deyince belki de akla ilk olarak Suriye, buradaki PYD, YPG gibi örgütler geldi; Abdullah Öcalan çizgisindeki bu örgütlerin “Rojava” denilen bölgede de facto bir özerklik ilan ederek “alternatif bir toplum” inşa ettikleri iddiası konuşuldu.
Kürtlerin en stratejik hamlesi Suriye’deki iç savaşın dışında kalmak oldu. Esad rejiminin ülkenin kuzeyi örtülü bir şekilde kendilerine bıraktığı Kürtler sayıca az olmalarına rağmen ülkenin en etkili güçlerinden biri haline geldi.
Ardından ABD liderliğindeki Batı ittifakıyla IŞİD’e karşı mücadele yürütürken hatırı sayılır ölçüde Arap aşiretini de yanına alarak dar bir bölgeden, zengin enerji kaynaklarına sahip daha geniş bir bölgeye yayıldı.
Fakat ABD’nin desteğini net bir şekilde çekmesiyle Arap aşiretleri Kürtleri terk etti; Kürtler Fırat’ın batısındaki alanları hızlı bir şekilde terk etti ve başladığı noktaya geri döndü.
Suriye Kürtleri daha önce “muzaffer” oldukları için gündemdeydiler, bir süredir “mazlum” oldukları için yine gündemdeler. Suriye’deki yeni devletin inşasına katılmaları bekleniyor fakat pazarlıkta, örneğin bir ay öncesine kıyasla elleri hiç de güçlü değil. Yeni devlete entegre olsalar dahi kendilerini nasıl bir geleceğin beklediği belirsiz.
Son süreçte çok kötü sınav veren PYD, YPG gibi örgütler ve bunların yönetim kademelerinde ciddi değişiklikler yaşanabilir. Diğer yandan bu örgütlerin Kandil ile ilişkilerini yeniden yapılandırmaları da şart gibi gözüküyor fakat bunun nasıl olabileceği belirsiz.

Irak: Barzanilerin öne çıkması
Suriye krizinin başından itibaren Irak’taki Kürt örgütleri, özellikle Barzani ailesinin KDP’si pozisyon aldılar. SDG’nin birçok kritik görüşmesi Erbil’de, Barzanilerin himayesinde gerçekleşti. Öcalanın “manevi oğlu” olarak bilinen SDG lideri Mazlum Abdi’nin bizzat Mesut Barzani ile yoğun temas içinde olması çok anlamlıydı.
Irak Kürtlerinin önümüzdeki süreçte de Suriye Kürtlerine destek olmaları bekleniyor. Her ne kadar çok düşük bir ihtimal olsa da Şam ile YPG’nin çatışması halinde Peşmerge’nin savaşa dahil olabileceği bile söyleniyor.
Bununla birlikte ABD’nin Suriye’deki tavrı Irak Kürtlerini de ürkütmüş olmalı. Zaten bağımsızlık referandumunda da umdukları desteği alamadıkları Batı’nın kendilerine yönelik desteklerini gözden geçirme ihtimali Irak Kürtleri için çok kaygı verici olur.
Öte yandan Suriye’de yaşananların ardından Türkiye’deki çözüm sürecinin riske girme ihtimali, PKK kadrolarının çoğunun yaşadığı Irak’ın Kürdistan bölgesinin yöneticileri endişelendiriyor olmalı. Bu arada Suriye’de SDG saflarındaki Suriye vatandaşı olmayanların tahliyesi söz konusu olursa yine akla ilk olarak Irak (Kandil) gelecektir.
Son olarak şunu söyleyelim: Suriye’de yaşananlar örtülü de olsa Öcalan-Barzani rekabetini kızıştırdı ve Barzani’nin daha öne çıkmasını sağladı.
İran: Kürtler sıranın kendilerine gelmesini bekliyor
Suriye’de yaşananların İran’la doğrudan olmasa da dolaylı bir ilişkisi olduğu ve olacağı kesin. Bu konuda ortaya atılan bir dizi komplo teorisini bir kenara bırakacak olsak dahi önümüzdeki dönemde İran Kürtlerinin gündeme daha fazla geleceğini kestirmek güç olmasa gerek.
Örneğin şu soru önemli: İran’da PKK çizgisindeki PJAK, ABD’nin Suriye’de YPG’yi yarı yolda bırakmasının ardından, İran rejimini devirmeye yönelik bir batı operasyonuna gönüllü ve aktif bir şekilde katılır mı?
Diaspora: Büyük hayal kırıklığı ve kafa karışıklığı
Başta Avrupa olmak üzere diasporada yaşayan Kürtler de Suriye’deki gelişmeleri yakından ve giderek artan bir üzüntü, öfke ve hayal kırıklığıyla izledi. Öncelikle, kendilerinin bir parçası oldukları Batı dünyasının kayıtsızlığına, sonra YPG/SDG’nin başarısızlığına, en son olarak da elleri kolları bağlı olduğu için kendilerine kızdılar.
Diasporada, özellikle İsrail’in Ortadoğu’nun yeni hegemon gücü olmak için başlattığı taarruzdan heyecanlanan, Suriye’deki Batı ile mutlu işbirliğinin yaygınlaşmasını bekleyen ve sonunda bağımsız bir Kürt devletinin elinin kulağında olduğunu düşünen kişi ve gruplar neye uğradıklarını şaşırdılar.
Suriye Kürt milliyetçiliğinde krize yol açarken Öcalan’ın “demokratik entegrasyon” önermesi de diasporada ciddi bir hareketlenmeye yol açmadı, hatta tam tersi oldu.
Türkiye: Kürt hareketi tepeden tırnağa krizde
Öcalancı hareket, başta Öcalan’ın kendisi, ardından Kandil, peşinden DEM Parti ve nihayet YPG/DSG olarak Suriye krizinde bütünüyle etkisiz kaldı, çok kötü bir sınav verdi.
Örneğin SDG’nin uzlaşmaya yanaşmama tavrının arkasında Öcalan mı, Kandil mi olduğu anlaşılamadı bile. Kaldı ki bu saatten sonra bunun bir anlamı da kalmadı.
Kandil’den yapılan “direniş” çağrılarının yarım ağız olduğu belliydi. Nitekim bir karşılığı da olmadı. Benzer şekilde DEM Parti’nin toplumsal seferberlik yaratmak isteyip istemediğini de anlayamadık. Nusaybin’de yaşanan bayrak olayı işin tadını iyice kaçırdı.
Sonuçta Kürt siyasi hareketi kendi içinde tutarlı, etkili ve belirleyici bir hareketten hayli uzağa düştü ve bunun faturası olacaktır.
Kaynak: medyascope.tv

