Tarih: 04.04.2020 15:24

KÜRESEL HEGEMONYANIN ÇÖKÜŞÜ

Facebook Twitter Linked-in

Teknolojik ve bilimsel gelişmişliğe rağmen 21. Yüzyılda insanlık başta olmak üzere tüm gezegendeki canlıların tehdit altında olduğunu seyrediyoruz. Bu tehdidin en başta gelen müsebbibi ne yazık ki yine bizzat insanın kendisi. İnsanın kendi eliyle yaptıklarının sonucunda karada ve denizde fesat çıkmaya başladı.

Daha çok kazanmak, daha fazla üretmek ve daha ileri gitmek adına hiçbir kural kaide gözetilmeksizin gerek doğada gerekse de diğer canlılar aleminde her türlü plan ve proje devreye sokulmuş vaziyette. Doğayla savaşan ve yeryüzünün tamamında tahribata yol açan batıl bir güruhun ve buna seyirci kalan aciz bir çoğunluğun olduğunu görüyoruz. Küresel ısınma, çevre kirliliği, iklim değişiklikleri, doğal felakatler ve dünyayı kasıp kavuran sosyal, ekonomik, siyasal ve politik kargaşalar ardı ardına görünmeye başlandı. Etnik, dini ve mezhepsel çatışmalarla işin içinden çıkılmaz bir coğrafya yaratıldı herkes için. Dünyanın hiçbir coğrafyasının hiç kimse için güvende olmadığı bir ortam günden güne etkisini arttırarak devam etmektedir.

Dünya nüfusunun geldiği muazzam sayı ve bu nüfus üzerine batıl egemenlerin hazırladığı değişik senaryolar sürekli yazılıp çiziliyor. Yeni bir insan türü yaratma, yeni bir ekonomik model oluşturma, yeni bir yaşama biçimi dayatma şeklinde değişik senaryolar sahneye konuluyor. Dünyanın ardı ardına yaşadığı büyük felaketlerin belki de en ürkütücüsü ve sonu kestirilemeyenlerden olan Koronavirüs hastalığı (COVID-19) günden güne yayılarak tüm gezegeni etkisi alarak ilerlemekte. Birçok ülke adeta karantina ülkesi durumuna gelirken, küresel para sistemlerinin çöküşü hızlanmakta, devasa ekonomiler sarsılmakta, dünya ticareti de durma noktasına gelmiş durumda. Bütün dünyada Koronavirüsün yol açtığı ölüm oranları hızla artarken, insanlar arasında baş gösteren panik ve korku günden güne artmaktadır. İlerlemiş tıp ilmine ve tüm dünya seferber olmuş olmasına rağmen bir çözüm bulunabilmiş değil. Dünyanın küçücük bir köy olduğu, Mars’a yolculuğun konuşulduğu bilimin her alanında zirve yaptığı, insan kopyalamanın konuşulduğu bir dönemde insanlığın içerisine düştüğü acziyet düşündürücüdür. Nükleer silahların gezegeni birkaç defa yok etmeye yetecek kadar yaygınlaştığı bir dönemde birdenbire başka ölümcül bir silahla karşılaşan insan ne yapacağını bilemez duruma düştü. 3. Dünya Savaşının başladığı yönünde ciddi iddialar ortaya atılmakta, bugünden itibaren dünyanın yeni bir anlayışla yönetileceği yönünde çok farklı konular gündeme gelmektedir. Bunlardan belki de en iddialı olanların başında Bill Gates tarafından beş yıl önce konuşulduğu söyleniyor. Microsoft'un kurucusu ve uzun yıllar boyunca dünyanın en zengin iş adamı listesinde zirvede yer alan ve geçtiğimiz günlerde şirketteki görevinden istifa eden Bill Gates'in 2015 yılında katıldığı TED konferansında 'virüs salgını' hakkında yaptığı açıklamalar çok rağbet gören açıklamaların başında geliyor. Yıllık TED konferansında (TED (İngilizce: Technology, Entertainment, Design), her iki yılda bir Kaliforniya, Monterey'de düzenlenen bir konferanstır. Bu konferansın varoluş amacı, farklı alanlardaki ileri derecede bilgi sahibi kişilerin bilgi alışverişine zemin oluşturmaktır.) ''Bir Sonraki Salgın mı? Hazır değiliz'' başlığı altında açıklamalarda bulunan Gates. “Önümüzdeki birkaç on yıl içinde 10 milyondan fazla insanı bir şey öldürürse, savaştan ziyade oldukça bulaşıcı bir virüs olması muhtemeldir. İnsanların bir uçağa bindikleri veya bir pazara gittikleri için bulaşıcı hastalığa yakalanmasına rağmen kendilerini iyi hissedecekleri bir virüs olabilir. Havadan yayılan bir virüs kısa sürede dünyada 30 milyonu aşkın insanı öldürebilir. Endişelenmemiz gerekiyor.” ifadelerini kullanmış. Salgına karşı gerekli yatırımların yapılması gerektiğini de vurgulayan Gates, aksi takdirde milyonlarca insan ölecek vurgusunda bulunmuştu. Ve bugün geldiğimiz nokta Bill Gates’i haklı çıkarmakta. Avrupa Birliğindeki ülkeler büyük bir panik içerisinde birbirlerinden uzaklaşmakta, kapılarını kapatmakta. Yeni dünya düzenini farklı bir şekilde dizayn etmeye odaklanmış derin ve karanlık egemenler, milyonlarca insanı rengine dinine, diline, ırkına sosyal ve ekonomik titrine bakmadan evlerine hapsedebilmekteler. Dünyayı istedikleri gibi dizayn edebilen bu azınlık sınıfın gözetecekleri hiçbir kutsalları bulunmamaktadır. Albert Einstein in "Üçüncü dünya savaşında hangi silahlar kullanılacak bilmiyorum, ama dördüncüsü taş ve sopa ile yapılacak" sözünü iyi tahlil etmek lazım. Bu şekilde bir tecritten, kaostan çıkmayı başaran ülkelerin ellerinde avuçlarında neler kalacağını önümüzdeki dönemde daha iyi görebileceğiz.

Bu açıklamalardan sonra yüzyıllarca insanlık medeniyetine öncülük etmiş, hak ve hakikat yolunda mücadele etmiş olan bizler ne durumdayız, çözüm nedir ve kurtuluş reçetesi nasıl olmalı? Sorularına cevap bulmalıyız. İnsanlık hak ve batıl olarak iki farklı kulvarda mücadele ediyorsa ve bizler de hak tarafının müntesipleri olarak yerimizi belirliyorsak, batıl taraftarlarına karşı gücümüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlamalıyız. Onlarla Allah’ın düşmanını, insanlık düşmanlarını ve bunlardan başka bizim niteliğini bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutup yenebiliriz. Öncelikle, ekonomik, siyasal ve toplumsal anlamda güçlü olmak için aramıza sokulmuş, etnik, mezhepsel, ideolojik faktörlerden kurtulmamız gerekir. Üretim ve kalkınma alanında kendi ayaklarımız üzerinde durmayı becermeliyiz. İsteyenden de ziyade, istenen ülke/havza durumunda olmalıyız. Bu kaotik ve sonunun nereye gideceğini kestiremediğimiz ortamdan çıkış için her alanda (din, eğitim, ekonomi, bilim vb.) topyekûn bir seferberlik ve yeniden doğuş hamlesi başlatmak zorundayız. Bilimsel gelişmeler ışığında tüm kâinatı rahatlatacak çözümler üretme yoluna gitmeliyiz. İnanç noktasında sahip olduğumuz, inandığımız ve yolundan gittiğimiz yol ve metotları yeniden gözden geçirmeliyiz. Dinin tebliğcisi ve Allah’ın peygamberine en büyük kötülüğü yapan iftira atan uydurulmuş dinle aptallaşmış, köleleşmiş ve başka tanrıların, rablerin hegemonyasına girmiş, uyuşmuş kitlelerin ilahi yasa/sünnettullah yerine koyduğu sünnet kavramını iyi tahlil ederek çözüm bulma yoluna gitmeliyiz. (Peygamber adına yalan uyduran kitlenin peygambere en son iftirası rüyada peygamberin ümmetine hastalıktan korunmak için ‘Sumak’ tüketmeyi önermesi olmuştur.) Tarih boyunca bütün peygamberler, şirki ortadan kaldırmak için savaşmışlardı. Hiçbiri Tanrı’nın varlığına insanları ikna etmek ve bir dervişin, şeyhin dizinin dibinde diz kırmayı öğütlemek için gönderilmemişti. “Bir yaratıcı var mıdır, yok mudur?” gibi basit ve gereksiz bir tartışma içine girmemişti. Buna dair, hiçbir ilahi kitapta örnek yoktur. Bütün mesele “şirk koşmak” denilen kölelik sistemini ortadan kaldırmaya yönelikti. Bütün savaşların temelinde de güç ihtirası vardır. Tarih göstermiştir ki güç (iktidar) için insanlar kendi kardeşlerini, çocuklarını, hatta kundaktaki bebeklerini bile öldürmüşlerdir. Ve onların daha fazla güç uğruna yaptıkları savaşlarda milyonlarca masum insan katledilmiş ve türlü işkencelere maruz kalmıştır. Ve kölelik sistemi asırlarca devam etmiştir. Bu sistemi devam ettirecek yeni stratejiler geliştirerek savaşın niteliğini sürekli değiştirmekteler. Bütün bu problemlerin önüne geçebilecek tek mekanizma ise adalet esasına dayanan sosyal bir düzen kurmaktır. Bu sosyal düzeni kurmak için de önümüzde; “Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez.” (8/60) mesajı durmaktadır. Bu evrensel mesajı sadece at ve göğüs göğüse muharebe olarak anlayan zihniyetimizi değiştirmemiz gerekir. Bunun için de bizleri esaret altına alan esaret zincirlerinden kurtulmamız gerekir. Esaretin en büyüğü de zihinde olandır. İnsan, özgürlüğe kavuşmak için önce zihnindeki esaret zincirlerini kırmalıdır. En büyük yol gösterici ve mucize olan kitabı (Kur’an), akletmeden düşünmeden okuyup yorumlarsak, içerisine düştüğümüz durum, dini afyon haline getirmekten öteye geçemeyecektir. İnsanlığa düşman olarak ortaya çıkan/çıkarılan, insan, robot, ekonomi, kimyasal veya biyolojik virüslerden veya bizim bilmediğimiz sadece Allah’ın bildiği nice diğer düşmana karşı muzaffer olmak için kuvvet, (strateji, ekonomi, bilim, ilaç, aşı vb.) oluşturarak dünya tarihini yeniden şekillendirip çözüm üretmeliyiz.

İman ettiğimiz Kur’an ve yolundan gittiğimiz peygamberin öğretileri doğrultusunda Nuh’un kupkuru çorak topraklarda inşa ettiği gemi ve İbrahim’in zalime karşı eline aldığı baltayla sergilediği cesarete sahip olmalıyız. Yusuf’un kıtlığı yönetmek için sahip olduğu ahlak, sabır ve liyakat ile Musa’nın, firavunun karşısında hakkı haykırarak gösterdiği tutumu sergilersek öncü ve yol gösterici pozisyona geçebiliriz. Elimizdeki imkânları teolojiyi biyolojiden ayırmadan, bu şekilde insanlığın hizmetine sunarsak insanlık aleminde tekrar öncü ve özne durumuna geçerek hakkı hakim kılabiliriz.

Bunun yanında kişisel yaşamımızda da elimizde olanlarla gerekeni yaparak kişisel hırs ve ihtiras yarışından, çok, daha çok, büyük en büyük açgözlülüğünden vazgeçerek, huzurlu ve sakin yaşayacağımız şehirler kurarak bize biçilmiş olan yaşamı en iyi şekilde yaşayıp Allah’ın yeryüzünde kurmamızı istediği ortamı oluşturabiliriz. Wesselam…

Ufkumuz Haber Sitesi




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —