Tarih: 22.05.2020 13:24

Korona Gölgesinde

Facebook Twitter Linked-in

Gündem Corona virüs. Tıbbi sorunların bu şekilde global gündem oluşturması çok enderdir. Tıp en son 18. yy’ın sonu 19. yy başında kolera salgını ile global gündemi böylesine uzun ve güçlü etkilemişti. İleride, tarih sayfaları geriye doğru çevrildiğinde bugünlerin ayrı bir yeri ve önemi olacak. Birçok atıf alacak, siyasi, sosyal, kültürel değişimlerden.

Arnold Toynbee toplumsal gelişimi değerlendirirken, toplumları var eden şeyin meydan okumalara karşı ortaya koyduğu yanıtlar olduğunu ifade eder. Bu yanıtlar meydan okumaları aşarsa toplum anlamlı bir silah edinmiş güçlü bir yeti kazanmış olur. Aşamazsa bu meydan okuma o topluluğu yutar ve siyasal tarih sahnesinden siler.  Mesela İngiliz aklının Roma’nın Londra’yı işgali ile, bugünkü Rus siyaseti, Moğolların yıkımı üzerine kurulmuş olması gibi. Peki bir salgın hastalık böyle bir değişime yol açmaya muktedir etkiler oluşturabilir mi?  Örnekleri çok aslında. Mesela Osmanlının batıya yürüyüşünün önündeki en önemli kolaylaştırıcı faktörlerden biri 1300’lerdeki veba salgını ile nüfusunun dörtte birini kaybeden Avrupa kıtasındaki perişanlıktır.

Bir salgının siyasal ve sosyal anlamda büyük etkileri olabileceğini kabul etmek, salgının dalga boyunun büyüklüğü ve onu kullanabilecek alt yapının olmasını gerekli kılar. Cevaplanması gereken iki ana sorunun cevaplanması gerekir:

1. Corona virüs salgını böylesine bir değişim oluşturacak boyutta bir salgın mıdır?

2. Genelde hastalıklar özelde ise korona salgını bir silah olarak kullanılabilir mi ya da kullanılmış mıdır?

Sırayla bu sorular üzerinden içinde bulunduğumuz korona salgınını değerlendirelim.

1. Salgının boyutunu anlayabilmek için öncelikli olarak hastalığı ve şimdiye kadar ne yaptığını incelemek gerek. Öncelikli olarak virüs ailesinin adı koronadır. Koronavirüs ailesi aslında bize çok uzak değil. Daha öncesinde ‘MERS-CoV’u ve ‘SARS’ı yapanlar yine korona virüs ailesinin üyeleriydi. Bu isimler ne kadar tedirginlik oluştursa da şunu biliyoruz ki koronavirüs enfeksiyonları zoonoz dediğimiz hayvanlardan insanlara bulaşarak enfeksiyon tablosu oluşturuyor. Bazen genetik değişikliğe uğrayarak insanlarda da üst solunum yolu enfeksiyonları ile giden durumlara neden olabiliyorken bazen de insanların hayatını tehdit eden enfeksiyonlar oluşturabiliyor.

Yeni ortaya çıkan koronavirüs pozitif tek zincirli RNA genomuna sahip, zarflı, basit bir virüstür. Genetik kodlaması çözüldükten sonra koronavirüs grubunda olup 2003’te salgın yapan SARS virüsüne yakın akrabalığı nedeni ile virüsün adı son değişiklikle SARS-CoV-2 olarak belirlendi. Bu virüsün yapmış olduğu hastalığın adı ise Covid-19 belirlendi. -Türkiye’de cari olan isim covid-19 olması nedeni ile yazının geri kalanında hastalık da etken de bu isimle anlatılmaya devam edecek –  Biraz daha aydınlatma amacı ile tıp geleneğinde birçok nedenden dolayı hastalığı yapan etkenler ve hastalık farklı farklı adlandırılır. Mesela AİDS hastalığın ismi iken HİV ise hastalığı yapan virüsün ismidir.

Genetik değişime bağlı hayvanlardan insanlara geçme özelliği kazanan yeni bir virüs ortaya çıktığında ilk bakılan şeyler; insanlarda ne kadar öldürücü, insandan insana bulaşıyor mu ve bulaşıyorsa ne sıklıkla bulaşıyor sorularıdır. Covid-19, MERS-CoV ya da SARS’a göre daha az öldürücü mesela MERS- CoV’da %40 civarında öldürücülük varken Covid-19 da ortalama %3.4 ile 14 arasında öldürücülük var. Fakat MERS- CoV’da insandan insana bulaş yok denecek kadar azdı. Fakat bu yeni virüsün en büyük gücü insandan insana hızlı bulaşıyor olması. Bu nedenle salgın hala devam ediyor olmasına rağmen gerek MERS- CoV’ya göre gerek SARS’a göre çok daha fazla insana bulaştı ve çok daha fazla ölüme neden oldu.  İşte bu nedenle SARS-CoV-2 virüsü için WHO (Dünya Sağlık Örgütü) “Benzeri görülmeyen etkenin oluşturduğu benzeri görülmemiş bir salgın” olarak tanımladı. Bir hasta ortalama olarak 6 kişiye hastalığı bulaştırıyor. Her bulaşan kişi de 6 kişiye bulaştırdığı zaman yayılmadaki muazzam hızı anlamak ancak mümkün oluyor. Bu hız kırılmadan devam ederse istatistiki olarak 22 Eylül 2020’de tüm insanlığa bulaşmış olacak ve her şey bittiğinde arkasında 100milyon ile bir milyar arasında ölü bırakacak. Çok mu ütopik? Aslında bilimsel anlamda kritik eşiği geçme olasılığı henüz daha düşük bir ihtimal. Ama kesinlikle olası ve mümkün. Buradaki belkide en önemli tehdit eşik yayılım için hızlı ilerliyoruz. Ama önümüzde bir umut var. Koronavirüs ailesi genel olarak enfeksiyonlarında havaların ısınması ile bulaştırıcılık hızını kaybediyor. Ortadan kalkmıyor sadece hızı yavaşlıyor. Mesela bir hasta sadece 1 kişiye bulaştıracak duruma geliyor. Böylece yeterli karantina uygulamaları ile hastalık kontrol altına alınacak ve yayılımı belki de sonlanacak. Tabi buradaki risk; kuzey yarım küre yazı yaşadığı dönemde güney yarım küre kışı yaşamaya başlıyor. Korona grip etkeni İnfluenza gibi kuzey yarımküre ve güney yarımküre sirkülasyonunu sağlarsa üstümüzden birkaç kez geçme olasılığını da kazanma şansı yakalamış olur. Açıkçası ciddi sonuçları olabilecek bir hastalık kendinizi ve ehlinizi koruyun diyebiliriz. Hastalığın size bulaşmaması toplumun kurtulması için yegane yol.

2. Sosyal hayatta en fazla kafaları meşgul eden şey bu virüs bir silah ya da üretilmiş bir etken ile oluşmuş olabilir mi? Sorusu. Aslında bu soru çok ta önemli değil ve sadece işin hikaye kısmı. Daha önemli olanı, böyle bir şey üretilebilir mi? ya da silah olarak kullanılabilir mi? Sorularıdır. Yine de işin hikaye kısmı en ilgi çeken kısmı olur. Hadi biraz zihnimizi silkeleyelim.

Öncelikli olarak ABD ve Çin ilişkisi yaklaşık 40 yıllık bir serüven. Çin bipolariteli bir dünyada, uzakta, sessiz sedasız oyuncak ve taklit, ucuz üretim ile Rus ve Amerika kavgasının arasında hasar almadan ergenliğini tamamladı. SSCB’nin tarih raflarına kaldırılması ile dünya ABD dominansında gidiyor derken birden hızını almış Çin ve taşeronları Asya kaplanlarını gördük. Organize olmuş iyi çalışılmış bir projeydi. Mükemmel potansiyel ve etrafındaki Japonya, Kore, Hong kong, Malezya ile birlikte değer üretiminde önce ABD’yi zorladı sonra da geçti. Çok da önemli değildi ABD için. Amerika’nın ucuz üretim üssü gibi çalışması Amerika’nın da işine geliyordu ama işler umulduğu gibi gitmedi. Kendi markalarını üretip teknolojisini geliştirdi.  Silah işine girdi. Artık tehditti. Hatırlarsanız önce Asya’da dolar kaynaklı bir kriz patladı. Önü alınmayınca Amerika tarafından parasının değerini artırması için baskı yapıldı. Yine önü alınamadı. Ardından malum ticaret savaşları başladı. Bu arada Hindistan’ı devreye aldılar. Çin ile sınır sorunu kaşındı, üç beş uçak düşürüldü karşılıklı. Ama bunlar da atlatıldı. Ticaret savaşı beklenmedik cepheler olan, İran ve Rus ambargosu, başına buyruk Türkiye ve avanesi de eklenince ABD’yi de sarsmaya başladı. Ticaret anlaşmasının ayrıntıları konuşulmaya başlandı, ilk imzalar atıldı. ABD, Çin’in önlenemez yükselişine ve dominansına teslim mi olmuştu? Çin devlet başkanı “Artık hiç bir güç Çin’i engelleyemez” dedi. Bu dünya için bir eksen kaymasıydı ve bu kadar basit olamazdı. Ve korona patladı. Denk mi geldi her şey. Tam ticaret savaşları öncesi yine Çin’de ortaya çıkan SARS salgını da ABD’nin indrekt argümanlarının bitişine denk gelmişti.

Konvansiyonel mücadelenin olanakları tüketildiğinde çantadan neler döküleceği belli olmaz. Korona da bunlardan biri midir bilinmez ama yukarıdaki bilgilerimizi kontrol edersek, nisanda hükmünü yitirecek bir salgın mükemmel bir zamanlama olarak aralık ayında başlatıldığında Atlantik’i geçene kadar etkisini yitirecektir. Yani karşı kıyıya ulaşmadan tarlayı zararlılardan temizleyen iyi bir anız yangını olabilir. Zamanlama bu açıdan mükemmel.

Ayrıca kronolojik sıralama açısından MERS-CoV, ardından SARS’ın sanki bir bilgisayar programının eksik yönleri geliştirilerek yeni sürümleri gibi ortaya çıkması da oldukça ilginç bir görüntü. Fakat bu hikaye, belki de gerekçe bu yönde. Fakat bu değerlendirme bizim için bilimsel destek açısından henüz doğrulanmamış teoremler. Şimdilik sadece zan. Ve inananlar olarak zandan çokça kaçınmaya çalışıyoruz. O zaman soruyu değiştirelim: Böyle bir şey üretilebilir ya da yönlendirilebilir mi? Virüsün yapısına baktığımızda tek zincirli genetik yapısının olması üzerinde müdahaleyi kolaylaştırır. Özellikle bu yapının DNA zinciri değil de RNA zinciri ihtiva etmesi üzerinde oynamayı oldukça kolaylaştırmaktadır. Son olarak var olan bu tek zincir, pozitif polarite taşıması nedeni ile çevirmen ekstra bir protein ihtiyacı olmaması nedeni ile oldukça sade bir virüs yapısı içerir. Yani ekstra protein üzerinde bir işlem yapmadan genetik kod ile oynanması varyasyonlar için yeterli olacaktır. Bu tür virüsler insülin üretimi gibi birçok tıbbi durumlar için firmalar tarafında geliştirilmekte ve kullanılmaktadır. Çok net bir şekilde böyle bir virüs üzerinde oynama yapılabilmesi olasıdır. Ayrıca koronavirüslerin zoonotik (hayvanlardan insanlara bulaşabilen enfeksiyon etkeni) olması virüsün kolayca yönlendirilebilmesine, ayrıca parmak izi bırakmamasına olanak sağlar.

Son not: Ülkemiz için anlık bilgilere girmedim. Virüsün yayılım hızı ve etki alanı o kadar hızlı değişiyor ki yazıyı hazırlarken bile bilgileri iki kez değiştirmek zorunda kaldım. Yazının son noktası konulduğunda ülkemizde virüs yoktu. Fakat bu kadar yaygın bir coğrafyayı etkilerken ayrıca insan ve eşya taşınmasının bu kadar yoğun olduğu bir ortamda virüsün olmaması mümkün görülmemekte. Siz yazıyı okurken henüz teyit edilmiş vaka olmasa bile bireysel önlemlerinizi almanızı öneriyorum. Çünkü alınacak tedbirler rutin grip salgını için koruyucu olan tedbirler ile aynıdır. Şunu unutmayın grip etkeninin öldürücülüğü yüz binde üç olmasına rağmen çok daha fazla kişiyi etkilediği için her yıl ortalama 300bin kişiyi öldürür.

(*) Medipol Mega Üniversitesi Göğüs Hastalıkları AD




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —