medyascope.tv’den Özgecan Özgenç’in, “konu ile ilgili” haberi…
TBMM Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun nihai raporu için siyasi partilerin önerilerini incelemeye CHP ile devam ediyoruz. 53 sayfalık rapor geniş bir demokratikleşme çerçevesi sunuyor. Kürt sorununun varlığı kabul edilmeden çözülemeyeceği tespiti yapılıyor ancak öneriler Kürt sorununun çözümünden ziyade demokratikleşmeye hizmet ediyor.
PKK ve Öcalan raporda anılmadı, umut hakkı konu edilmedi
“Terör örgütünün silah bırakması ve kendisini fesih süreci başlatması toplumsal barışın inşası için önemlidir” dışında silah bırakılmasına dair bir değerlendirme ya da silah bırakanların Türkiye’ye dönüşü ve entegrasyonuna dair bir tespit de raporda yer almadı.

Ayrıca raporda PKK ve Abdullah Öcalan’ın adı da bir kez dahi geçmedi. DEM Parti’nin uygulanmasını istediği, MHP’nin ise muğlak bir çerçevede bıraktığı “umut hakkı” da raporda konu edilmedi. CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, raporu Meclis Başkanlığı’na teslim ettikten sonra umut hakkına atıf ve silah bırakanların dönüşüyle ilgili öneri olmadığını şöyle açıkladı:
“Umut hakkı bilinçli olarak koymadığımız bir şey ama diğer yönüyle silahını bırakmış, suça karışmamış veya suça karışmış kişilerle ilgili bizim şöyle bir cümlemiz var; biz Türkiye’nin birinci partisi olarak toplumsal barışa hizmet edecek, şehit annelerini, gazilerimizi rahatsız etmeyecek ama gerçekten barışı kalıcılaştıracak adımları destekleriz. Ama bunu öncelikle yapması gereken Adalet Bakanlığı bürokrasisidir.”

CHP 35 yıl önceki SHP’nin gerisinde mi kaldı?
CHP’nin komisyona sunduğu raporda Kürt sorununun tarihsel kökenlerine ve nedenlerine değinilmedi. MHP “Kürt sorunu değil terör sorunu var” derken ve DEM Parti bir asırlık bir arka plan anlatırken, CHP’nin raporu güncel antidemokratik uygulamalara odaklandı. “Kürt sorununun çözümü için demokratik siyaset ortamının oluşturulmasına yönelik öneriler” sıralandı.
Temmuz 1990’da yayımlanan 1989 SHP Kürt raporu olarak bilinen rapora, CHP Genel Başkanı Özgür Özel “Kürt sorununda tarihsel tutarlılığa sahip oldukları” vurgusuyla sık sık hatırlattı. SHP’nin raporu, dönemin ekonomik ve sosyal göstergelerine yer veriyor, Kürt sorununa ilişkin temel tespitlerin ardından demokratikleşme paketi ile çözüm önerilerini sunuyordu. Rapor, “Halkın, etnik ayrıcalıklara dayalı silahlı mücadelenin içinde yer almaması terörü önlemede en önemli dayanaktır. Bu nedenle halka sahip çıkmak zorundayız” perspektifiyle demokrasi vurgusu yüksek, güvenlikçi tedbirler önermeyen ve eşit yurttaşlık haklarını “taviz” olarak görmeyi reddeden bir yaklaşım geliştirmişti.
Ancak CHP’nin bugünkü raporu, tespitler, sorunun kökenleri ve soruna özgü çözüm önerileri yönlerinden değerlendirildiğinde, dönemine göre oldukça cesur bir çıkış yapan 35 yıl önceki SHP raporunun gerisinde kaldı.
Antidemokratik uygulamalar komisyona duyulan güveni zedeledi
CHP raporuna, komisyona neden katıldığını açıklayarak başladı. Ancak CHP’ye göre, Barış Anneleri’nin Kürtçe konuşmasına izin verilmemesi, seçilmiş belediye başkanlarına yönelik yargı operasyonlarının sürmesi ve Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’ndaki eylemlerine yönelik yasaklar komisyona duyulan güveni zedeledi.
Demokratikleşme adımlarının Kürt sorunuyla sınırlı kalmayan ancak Kürt sorununu da dışlamayan bir bakış açısıyla planlanması gerektiği vurgulanırken, “Kürt sorununun çözümü toplumsal barışın bütüncül bir anlayışla inşasından geçmektedir. Bu da ancak demokratik reformların yapılarak, hukuk devletinin yeniden inşası ile mümkündür” tespiti yapıldı.
Raporun, komisyonun kuruluş aşamasında CHP’nin sunduğu 29 maddelik “Demokratikleşme Paketi”ndeki talepleri içerdiği, bunların tüm adımları kapsamadığı ancak toplumun sürece ve TBMM’nin sorun çözme kapasitesine güvenini artıracağı ifade edildi.

Dersim olayları için Meclis araştırması, Nevroz’un resmî tatil olması ve dahası
Raporda pek çok değerlendirme ve önerinin ardından Kürt sorununun çözümü için demokratik siyaset ortamının oluşturulmasına yönelik önerilere yer verildi. Kürt sorununun sadece güvenlik politikaları ve terörle mücadele düzenlemeleriyle çözülemediği, çözüm için meşru siyaset alanının daraltılmasına yönelik uygulamaların geri alınması ve demokratik siyasal zeminin güvence altına alınmasının önemli olduğu vurgulandı. Bu konuda Adalet Bakanlığı’nın çalışmalarını komisyona ulaştırması istendi.
Komisyon çalışmaları sırasında Kürt sorununun varlığının reddedildiği kaydedildi. “Varlığı reddedilen bir sorunun çözülemeyeceği açıktır” denerek CHP’nin önerileri sıralandı:
“1-Geçmişte yaşanan acı ve travmaları hatırlatan isimleri taşıyan; meydan, bulvar, cadde, yol, sokak, park ve benzeri alanlar ile kamu kurum ve kuruluşlarına ait işletme, tesis, bina ve benzeri tüm yapıların ve kışlaların tespit edilmesi ve bu isimlerin değiştirilmesi amacıyla TBMM’de bir araştırma Komisyonu kurulmalıdır.
2-Adları değiştirilen köy, bucak, ilçe ve diğer yerleşim yerleriyle coğrafi yerlerin eski adlarının, yeni adlarıyla birlikte kullanılabilmelidir.
3-Dersim olaylarının tüm boyutlarıyla araştırılması için Dersim arşivlerinin devletin ilgili tüm kurumlarından alınıp, TBMM’de toplanarak halka ve araştırmacılara açılması sağlanmalıdır.
4-21 Mart günü, Nevroz Bayramı olarak resmî tatil ilan edilmelidir.
5-Bir kanun ile eski Diyarbakır Cezaevi’nin ‘İnsan Hakları ve Demokrasi Müzesi’ne dönüştürülmesi sağlanmalıdır.
6-Koruculara kamuda başka alanlarda istihdam olanağı getirilerek koruculuk sisteminin kaldırılması sağlanmalıdır.
7-Boşaltılan yerleşim yerleri nedeniyle mağdur olan vatandaşlara yardım yapılmasını öngören 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Kanunun yeniden düzenlenerek, mağduriyetlerin giderilmesi ve köye dönüşlerin önünün açılması sağlanmalıdır.
8-Ülke güvenliği için gerekli olmayan mayınlı arazilerin temizlenip, yoksul köylüye tarımsal faaliyetler için tahsis edilmelidir.
9-Faili meçhul cinayetlerde zamanaşımı kaldırılmalıdır.”
Demirtaş, Yüksekdağ, Kavala örnekleriyle AYM ve AİHM kararları için üç öneri
Raporun ilk başlığı, Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanması amacıyla idari ve siyasi engellerin kaldırılmasına dair öneriler oldu. Gezi Parkı davası tutukluları Can Atalay ile Tayfun Kahraman hakkındaki AYM kararları; Osman Kavala ve eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ hakkındaki AİHM kararları hatırlatıldı. Ayrıca AYM’nin iptal kararlarına rağmen esasa ilişkin değişiklik olmadan yeniden Meclis’e getirilen kanun tekliflerinden söz edilerek üç öneri sunuldu:
“1- AYM’nin iptal ettiği hükümlerin hiçbir değişiklik yapılmaksızın yeniden kanunlaşması uygulamasına son verilmelidir. AYM kararlarını etkisiz kılmak üzere teklifin sunulması halinde, TBMM Başkanlığı tarafından işleme konulmaması gerekmektedir.
2- AYM ve AİHM kararlarına uyulması için hiçbir kanuni düzenleme yapılmasına gerek yoktur. Komisyon olarak bir karar alarak siyasal iktidarı ve TBMM Başkanlığını, AYM’nin ve AİHM’nin tüm kararlarına uymaya davet edilmesi gerekmektedir. Böylece idari ve siyasi engeller ortadan kaldırılabilir.
3- AYM ve AİHM tarafından verilen hak ihlali kararının gereğini yerine getirmeyen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından derhal disiplin soruşturması açılmalı ve bu hâkim ve savcılar meslekten men cezası ile cezalandırılmalıdır.”

