Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Komisyonun nihai raporuna adım adım (2) | MHP’ye göre “Kürt sorunu” yok: Umut hakkına muğlak çerçeve, koşullu yasal düzenleme, dünya deneyimlerine çelişkili yaklaşım

TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun nihai raporunu oluşturmak üzere komisyondaki partiler kendi raporlarını iletmeye devam ediyor, partilerin önerileri detaylarıyla inceliyor.

Komisyonun nihai raporuna adım adım (2) | MHP’ye göre “Kürt sorunu” yok: Umut hakkına muğlak çerçeve, koşullu yasal düzenleme, dünya deneyimlerine çelişkili yaklaşım

medyascope.tv’den Özgecan Özgeç’in, “konu ile ilgili” haberi…

TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun nihai raporunu oluşturmak üzere komisyondaki partiler kendi raporlarını iletmeye devam ederken, Medyascope partilerin önerilerini detaylarıyla inceliyor. 

DEM Parti’nin ardından MHP’nin raporunda öne çıkanları ve geride kalanları mercek altına alıyoruz. MHP’nin raporunda tariflenen “Terörsüz Türkiye Projesi”, silahların susmasını mümkün kılabilecek araçları içerirken; kalıcı ve adil bir barış için gerekli olan hukuki ve toplumsal onarım mekanizmalarını sistematik biçimde dışarıda bırakıyor. 

 “Kürt sorunu yok, terör sorunu var”

MHP’nin komisyona sunduğu rapor, daha ilk sayfalarda temel tezini net biçimde ortaya koyuyor: Türkiye’de bir Kürt sorunu yok; Türkiye’nin karşı karşıya olduğu mesele, “bölücü terör” sorunu. Bu yaklaşım, raporun tamamına yön veren ana çerçeveyi oluşturuyor. “Kürt sorunu” kavramsallaştırması reddedilirken, “milli birlik”, “beka” ve “devletin bölünmez bütünlüğü” vurguları öne çıkarılıyor.

“Terörle mücadelenin başarısı yalnızca örgütlerin bertaraf edilmesiyle değil, aynı zamanda vatandaş-devlet ilişkilerinde güven ile ölçülebilir” çıkarımını yapan raporda, Türkiye’nin izlediği stratejilerin salt güvenlik alanıyla sınırlı kalmadığının altı çiziliyor. Ancak raporun tamamında “Türkiye mecburiyetten değil, gücünün zirvesindeyken ve terörü artık işlevsiz hale getirmişken, bunu kalıcılaştırmak için Terörsüz Türkiye sürecini başlatmıştır” çizgisi hakim durumda. 

 

 

“Müzakere ya da pazarlık yok, terörle mücadele devlet refleksi”

Raporda demokratik kurumların güçlendirilmesi, hukukun üstünlüğünün sağlanması ve sosyoekonomik kalkınmanın desteklenmesi, güvenlik politikalarının tamamlayıcı bileşenleri olarak açıklandı. “Terörsüz Türkiye” ideali askeri operasyonların ötesinde; hukukun üstünlüğü, ekonomik refah, demokratik katılım ve toplumsal dayanışma ilkeleriyle temellendirilmiş bir devlet vizyonuna dayandırıldı. 

Beka kavramının, Anayasa’nın ilk dört maddesinde tanımlanarak devletin dili, bayrağı, başkenti ve üniter yapısı gibi unsurların hukuki güvenceye bağlandığı kaydedilirken “Bu unsurları tartışmaya açan her söylem veya eylem, doğrudan beka ekseninde bir tehdit algısına yol açmaktadır” denildi.

“Terörle müzakere” örgütlere meşruiyet kazandırdığı gerekçesiyle reddedilirken, raporda “Terör örgütleriyle yapılan pazarlıklar kısa vadeli sakinleşme sağlasa bile uzun vadede ayrılıkçı taleplerin normalleşmesine yol açar. Türkiye’nin terörle mücadelesi ‘beka’ ekseninde kurumsallaşmış tarihsel bir devlet refleksidir” ifadelerine yer verildi. 

Üç aşamalı özel düzenleme önerisi

Uzun siyasal ve tarihsel değerlendirmelerin ardından MHP, raporunda önerilerine yer verdi. Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) “etkin pişmanlık” hükümlerinin, en az bir yıl, en fazla üç yıl denetim altında tutmak kaydıyla cezalandırmamaya ve suça karışmamış olup örgütten gönüllü ayrılan kimseler hakkında da ceza verilmemesine imkan tanıdığına dikkat çekildi. MHP “örgütün tasfiyesi ve örgüt üyelerinin yeniden topluma kazandırılması için” üç aşamalı özel bir düzenleme önerdi:

1-Silahların tam olarak bırakılması, 

2-Örgüt mensuplarının resmi işlem sebebiyle adli mercilere teslim olması,

3-Rehabilitasyon süreci.

Yasal düzenleme yapılabilmesi için MHP’nin koşulu, silahların tam olarak imha edilmesi ve örgüt yapısının tamamının dağıtılması, devletin emniyet güçlerince tespit edilmesi ve örgütün fiili varlığının sona erdiğinin resmî merciler tarafından ilan edilmesi oldu. Bu noktada örgüt mensuplarının mutlaka adli bir sürece tabî tutulması ve örgüt içindeki konumuna göre kademeli şekilde belirli şartlarda indiren, öteleyen ve ceza sorumluluğunu düşüren bir sistem öngörülmesi gerektiği ifade edildi. Ancak üçüncü aşamadaki rehabilitasyonun hangi kurumlar tarafından, hangi yasal statüyle yürütüleceği ise belirsiz bırakıldı. 

“Özel bir ‘yargılamanın durdurulması’ müessesesi”

“Yürütülen sürecin ruhuyla bağdaşmayacağı için” PKK ile bağlantı sebebiyle açılan soruşturmaların ertelenebileceği ancak bu süreçte kişilerin denetime tabî tutulması ve denetim süresince siyasi faaliyet yasağı getirilebileceği ifade edildi. 

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) ilgili hükümlerine dayanarak kamu davası açılmasının beş yıl süreyle ertelenmesi, bu sürede şüphelinin gözlemlenmesi önerildi. PKK üyeliği nedeniyle hakkında dava olanlar içinse “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” kararı verilebileceği ifade edildi. Raporda şu ifadeler yer aldı:

“Yargılamaya devam edilmesi yürütülen sürecin ruhuyla bağdaşmayacağı için bu sistem yerine yine belli şartlar altında kovuşturmaya devam etmemeyi, yani yargılamanın durdurulmasını öngören, özel bir ‘yargılamanın durdurulması’ müessesesi kabul edilebilir. Durdurma kararı, yargılamaya konu fiilin mahiyetine göre belli bir süreyle sınırlandırılmalı, bu süre zarfında ilgili kişi bakımından denetim ve yükümlülük öngörülmeli, neticede suça avdet edilmemesi ve tedbirin gereklerine uygun davranılması halinde, düşme kararı verilmesi düşünülebilir.”

Ayrıca henüz kararı kesinleşmemiş dosyalarda sanık lehine hükümlerin uygulanacağı, çıkarılabilecek olası bir ceza indirimi yasasının kesinleşmemiş bütün davalara uygulanacağı da hatırlatıldı.

Umut hakkı: “TMK ve İnfaz Kanunu’nda değişiklik olmadan uygulanamaz”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çıkışlarının ardından umut hakkının “amacı bilinmeden tartışıldığı” savunuldu. PKK lideri Abdullah Öcalan için “umut hakkı” tartışmalarına Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) çerçevesinde değinildi. “Umut hakkı” ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilen hükümlünün cezaevinde uzun bir süre kaldıktan sonra infazla ilgili yeniden değerlendirilme isteme hakkı olarak tanımlandı. AİHM içtihadına göre hükümlünün ölene kadar hapishanede kalmasının insan onuru ile bağdaşmadığı da eklendi. 

Rapor, umut hakkının nasıl uygulanacağına, hangi kriterlerin esas alınacağına ve hangi kurumların karar vereceğine dair net bir çerçeve sunmadı. Umut hakkı söylem düzeyinde kabul edildi ancak uygulanması için bir değişiklik önerisi veya uygulanamayacağı yönünde bir şerh raporda yer almadı. Yalnızca mevcut yasal çerçevede umut hakkının uygulanamayacağı anlatıldı:

“Türkiye’de, idamdan dönüştürülmüş veya doğrudan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmış terör suçluları koşullu salıverilmeden faydalanamaz. Toplum güvenliği, kamu düzeni ve terörle mücadele politikaları gereği bu cezaya mahkûm edilen kişilerin infaz rejimi oldukça sıkı kurallara tabidir. Terörle Mücadele Kanunu’nun 17. maddesinin dördüncü fıkrası ve İnfaz Kanunu’nun 107. maddesinin 16. fıkrası ile geçici ikinci madde yürürlükten kaldırılmadan koşullu salıverilme değerlendirilmesi yapılamaz.”

Neden değil sonuç: Ekonomik, sosyolojik ve psikolojik etkiler

Raporda MHP’nin önerilerine geçmeden önce geniş siyasal değerlendirmeler yapıldı ve “terörün çok boyutlu etkileri” ekonomik, demografik ve sosyolojik, psikolojik ve toplumsal boyut olmak üzere üç başlıkta ele alındı. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) çalışmalarına göre, toplam ekonomik maliyetin 1,8 trilyon doları aştığı; bölgesel yatırımların azalması, işsizlik oranlarının artması ve tarımsal üretimin düşmesiyle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde gelir dağılımı eşitsizliğinin ve göç eğiliminin arttığı kaydedildi. 

 

Devamı >>>



Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


YAZARLAR

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

HABERLER