Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Komisyonun nihai raporuna adım adım (1) | DEM Parti’den “süreci taçlandıracak” anayasal değişiklik, Hakikat ve Yüzleşme Komisyonu, yerinden edilenlere tazminat önerileri

TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, dinleme faaliyetlerini tamamlamasının ardından oluşturulacak nihai rapor için hazırlanıyor.

Komisyonun nihai raporuna adım adım (1) | DEM Parti’den “süreci taçlandıracak” anayasal değişiklik, Hakikat ve Yüzleşme Komisyonu, yerinden edilenlere tazminat önerileri

Medyascope.tv’den Özgecan Özgenç’in, “konu ile ilgili” haberi…

TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, dinleme faaliyetlerini tamamlamasının ardından oluşturulacak nihai rapor için hazırlanıyor. DEM Parti, MHP, TİP, EMEP ve DSP kendi önerilerini Meclis Başkanlığı’na iletti, CHP ve AKP’nin ise hafta sonuna kadar raporlarını sunması bekleniyor. 

Medyascope, 5 Ağustos 2025’ten bu yana çalışmalarını sürdüren komisyona hangi partinin ne önerdiğini tüm detaylarıyla inceliyor. İlk olarak DEM Parti’nin altı bölümden oluşan, 99 sayfalık raporunu ele alıyor.

Komisyonun nihai raporuna adım adım: DEM Parti ne önerdi?

En kapsamlı ve en geniş dönüşüm önerilerini içeren raporu sunan DEM Parti, “Barış Yasası” olarak tariflediği Demokratik Entegrasyon Yasası ile umut hakkı, geçiş dönemi adaleti, hakikat ve yüzleşme mekanizmalarını açık biçimde önerdi.

Kayyum uygulamalarının sonlandırılması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının uygulanması, bağımsız yargı, özgür basın, toplumsal denetim, anadilde kamusal hizmetlerin önünün açılması raporun temel başlıkları arasında yer aldı. 

Geniş tarihsel arka planın incelendiği ve partinin perspektifiyle tespitler ile önerilerin yer aldığı raporun sonuç bölümünde, barışın büyük dönüşüm ve kazanımlar getireceği şu ifadelerle anlatıldı:

“Barışın toplumsal faydası demokratikleşme alanı ile birlikte; kültürel, sosyal ve insani alanda da derindir. Kürt sorununun demokratik yollarla çözümü, Türkiye’de Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında ihtiyaç duyulan demokratik cumhuriyet zeminini güçlendirecek; yurttaşlık kavramını eşitlik temelinde yeniden tanımlayarak toplumsal bütünleşmeyi sağlayacaktır. Barış, toplumsal güveni ve dayanışmayı yeniden canlandıracaktır. Çözüm süreci, toplumda birbirinden kopartılmış olan bağları tamir edecek; kültürel çeşitliliği tehdit değil, ortak zenginlik olarak konumlandıracaktır.”

1921 Anayasası çokluğu tanıyan sözleşme, 1923’ten sonra tersten esen rüzgar

Kürt sorununun tarihsel kökenlerine ilişkin DEM Parti’nin tespitlerini içeren raporun ilk bölümünde; Birinci Meclis ile 1921 Anayasası, dönemin coğrafyasında kalan çokluğun izlerini taşıyan ve bunu tanıyan, tarihsel kurum ve sözleşme olarak değerlendirilirken, Lozan Anlaşması’nın imzalanmasıyla birlikte “rüzgarın tersten estiği”, demokratik eğilimlerin “ulus devletçi müdahalelerle mevzi kaybettiği” ifade edildi. 

1925’te Takrir-i Sükûn Kanunu ve Şark Islahat Planı ile birlikte Kürt meselesinin çok daha sert bir iklime alındığı, Kürt varlığının “terbiye edilecek ya da tasfiye edilecek” bir fazlalık olarak kodlandığı ve şiddetle bastırılan isyanların “Kürtlerin kolektif hafızasında devlete karşı derin bir güvensizlik ve travmanın milatları” olduğu da sorunun tarihsel kökenleri arasında tariflendi. 

Komisyonun nihai raporuna adım adım: DEM Parti ne önerdi?

2013-2015 çözüm sürecini bitiren üstü kapalı “çoklu nedenler”

Rapor, Osmanlı’dan Cumhuriyet’in kuruluşuna, 12 Eylül 1980 darbesi ile Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’nin Kürt siyasal hareketine etkisine, kapatılan Kürt partilerine, geçmiş ateşkes girişimlerine yer verirken, 2013-2015 yılları arasında yürütülen çözüm sürecine “çoklu nedenlerle bittiği” şeklinde kısaca değinmekle yetindi. Ardından 1 Ekim 2024’te başlayıp devam eden süreç “Barış ve Demokratik Toplum” başlığıyla incelendi, Öcalan’ın silah bırakma çağrısı yaptığı 27 Şubat 2025 tarihi yeni dönemin miladı kabul edildi.

“Demokratik çözüm perspektifi ve barış stratejisinde Abdullah Öcalan’ın rolü” başlıklı ikinci bölümde “En kapsamlı barış denemesi, 2013–2015 Çözüm Süreci olmuştur” dendi ancak yine detaylandırılmadı. 2023 Nevroz’unda okunan Öcalan’ın mektubu çerçevesinde kısaca anılan süreçte çatışmasızlığın ve yoğun müzakereler sonucu 2015 Dolmabahçe mutabakatının sağlandığı belirtilirken “Fakat süreç 2015 sonrası çoklu nedenlerle dağılmış ve ağır çatışma yıllarına geri dönülmüştür” denildi. 

“Baş muhatap” Öcalan: Adı 100 kez geçti, umut hakkı istendi

DEM Parti, PKK lideri Abdullah Öcalan’ı yalnızca bir aktör olarak değil, sürecin tarihsel ve siyasal muhataplarından biri olarak konumlandırdı ve tam 100 kez adı geçen raporda, Öcalan’ın süreçteki baş muhatap rolünün güçlendirilmesi istendi. Komisyon üyelerinin 24 Kasım 2025’te Öcalan ile görüşmesi de raporda “Kürt sorununa çözüm iradesinin gücünü arttırarak Komisyon’un yasal ve meşru zeminini güçlendirmiş ve çözümün muhatabiyetini bir kez daha netleştirmiştir” diye anıldı.

Komisyonun nihai raporuna adım adım: DEM Parti ne önerdi?

Hukuki düzenlemelere ilişkin üçüncü bölümde de “Öcalan’a yönelik hukuki yaklaşım, aynı zamanda Kürt halkına yönelik hukuki yaklaşımı da yansıtmaktadır” denilerek umut hakkı/ilkesi hatırlatıldı. Umut hakkı raporda “Ömür boyu hapis cezası alan mahpusların cezalarının belirli bir süreden sonra gözden geçirilmesini ve yeniden serbest kalma ihtimaline erişmelerini güvence altına alan evrensel bir hukuk ilkesi” olarak anlatıldı. AİHM ve Bakanlar Komitesi’nin konuyla ilgili kararlarına atıfla umut hakkına dair düzenlemenin TBMM’nin anayasal yetki ve sorumluluğunda olduğuna işaret edildi. 

Öcalan için fiziki özgürlük istenen raporda, “Öcalan, sürecin gereklilikleri ve barışın toplumsallaşması açısından dilediği heyetlerle, kişilerle ve basın mensuplarıyla görüşebilmelidir. Bu aşamada ve umut ilkesi hayata geçirilinceye kadar özgür çalışma, erişim, barınma ve iletişim koşullarının sağlanması gereklidir” denildi.

Barış Yasası: Silah bırakanlara ve süreçte rol alanlara hukuki güvence

“Çözümün hukuki altyapısı: Barış yasası ve demokratik entegrasyon” başlıklı üçüncü bölümde geçiş dönemi için; kendini feshederek silah bırakan örgütün mensuplarının durumunu düzenleyen, bu çerçevede ceza mevzuatının gözden geçirilmesini öngören özel bir kanuni çerçeve sunacak “Demokratik Entegrasyon Yasası, özü itibarıyla bir Barış Yasası” önerildi. Barış Yasası’nın belirli bir amaca özgülenmiş ve bütüncül olma ilkelerine dayanması gerektiği belirtildi. Ayrıca şu ifadelere yer verildi: 

“Silah bırakan örgüt mensuplarının kamusal alana entegrasyonu amacıyla; talepleri hâlinde sağlık hizmetlerinden yararlanmaları, istihdama katılımlarının sağlanması, sosyal güvenlik haklarının teminat altına alınması, seyahat ve ifade özgürlükleri üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması, kimliklerinin kamusal alanda ifşa edilmemesi ve toplum içinde hedef hâline getirilmemeleri gibi hususlarda gerekli tüm koruyucu tedbirler alınmalıdır. Yasanın kapsamı, barış sürecinde rol alan medya, sivil toplum, siyaset ve diplomasi aktörlerinin de yasal güvence altına alınmasını içermelidir. Bu bağlamda, barış sürecine katkı sunan tüm kişi ve kurumların faaliyetleri, sonradan cezalandırma konusu yapılamayacak şekilde korunmalıdır.”

Demirtaş ve Yüksekdağ adları tek yerde geçti

Güvenlikçi pratiklerin sona erdirilmesi talebi de raporda yer aldı. Bu çerçevede “Terörsüz Türkiye Süreci” gibi güvenlik merkezli ifadeler yerine, barışı ve çözümü esas alan bir dil benimsenmesi; ifade özgürlüğünün güvence altına alınması; Kürtlerin yoğun yaşadığı illerde zırhlı araçlarla devriye uygulamasına son verilmesi; kara mayınlarının temizlenmesi için acil eylem planı; “infaz yakma” uygulamalarına son verilmesi; çatışmalı dönemler için görevlendirilen özel harekât birliklerinin geri çekilmesi; kamu yöneticileri ile güvenlik bürokrasisinin barış sürecinin gereklerine uygun olarak gözden geçirilmesi; yeni karakol inşaatlarından vazgeçilmesi; belediyelerin Kürtçe hizmetlerinin önünün açılması; Suriye’nin kuzeydoğusunda yer alan sınır kapılarının açılması ve bölgesel normalleşmeye katkı sunulması gerektiği ifade edildi. 

Kayyum uygulamasına son verilmesi istenirken, 2016’daki OHAL’den bu yana kayyum atanan belediyeler sıralandı. Anayasa’ya aykırı olmasına rağmen İçişleri Bakanı’na tanınan yetkiye dayanarak kayyum uygulamasının sürdürüldüğü ve yerine kayyum atanan belediye başkanlarının göreve iadesinin “barış ve demokratikleşme sürecine güven kazandırmak bakımından zorunlu ve ertelenemez bir adım” olduğu vurgulandı.

 

Devamı >>>

 



Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


YAZARLAR

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

HABERLER