Tarih: 23.06.2019 17:04

Kitap Fuarlarına ?Genel? Bir Bakış?

Facebook Twitter Linked-in

Genellikle öteden beri yapılagelen bir tanıma göre şu ya da bu oranda bilgi içeren ve ?iki kapak arasında´ bulunan nesneye kitap denmekteydi.

Kitaplar önceleri bugün olduğu gibi değil; bir makaraya sarılabilecek ve ?istenildiği zaman´ açılabilecek rulo şeklinde idi. Daha önceleri ise, tarihten günümüze kadar gelmiş bulunan ?tarihi belgelerde´ olduğu üzere, Sümerlerde kil tabletlere, Araplarda kemiklere, bir başka iklimde parşömenlere ve eski Mısır´da ise papirüs bitkisinden elden edilen ve aynı isimle anılan kâğıtlara kaydedilme suretiyle elde ediliyordu.

Daha sonraları ise kitap, ?iki kapak arasında´ ciltli ve dikişli olarak yazama eser şeklinde vücuda getirilmişti.

Matbaanın icadı ile birlikte kitap günümüzde alıp okuduğumuz şekline kavuşmuş oluyordu.

Bununla birlikte, günümüzde faaliyette bulunan üniversiteler ayarında, hatta bunlardan da öte bir eğitim veren eğitim kurumlarının (akademi ve medrese) farklı coğrafyalarda oluşu, onlara ulaşmanın ?fiziki´ zorluğu, okur- yazar oranının kıtlığı vs. kitapların az sayıda ve kendine uygun usullerle elde edilmesini mümkün kılıyordu.

Hatta öyle ki, o dönemlere ait çeşitli anekdotlarda ?Ben o kitabıfilan şahısta görmüştümFilan kişi onu talebelerine okutuyordu. Ya da ?Filan kayıtta ?şu isimli bir kitaptan bahsediliyordu.? kabilinden, önemli ve döneminin kendine özgü şartlarını dile getiren yaklaşımlara da sahiptik artık?

Bir nesne olarak insanların gündemine girdiği ve artık ?iki kapak arası´nda bulunmaya başladığı klasik dönemlerde kitaba sahip olmanın da kendine özgü bir yolu- yöntemi ve ona sahip olma şekli oluşmuştu.

Bunlar genellikle, bulunulan yere uzak coğrafyalarda oluşturularak gelen kitapların, ya çarşı- pazarda, çeşitli nesnelerin satışa sunulduğu tellal marifetiyle, ya da varlıklı bir kişinin oluşturduğu kütüphaneler ve kitap satış yerlerinde satılmaya başlanmıştı.

Örneğin; İbni Sina kendi döneminde birçok kitabı tellallar vasıtasıyla alıp elde ediyordu. Tellal kitaba merakı olan kişiyi çarşıda, pazarda görünce yanına yaklaşıp ?Üstad, bende sana uygun bir kitap var. Ta Endülüs´ten, Buhara´dan geldi.? gibi ifadeler kullanarak, elinde bulunan kitabı ilgilisine, muhatabına satmaya çalışıyordu.

Günümüzde ise, bu iş daha komplike bir şekilde yapılmaktadır. Hatta işin içerisine ?ileride artabileceği şimdiden tahmin edilebilir- dijital olgu da girince işin çehresinin, eskisine nazaran farklılaştığını çok rahatlıkla söyleyebilirdik.

Birçok nesnenin alınıp satılması, elde edilmesi adına belli zamanlarda düzenlenen müzayedeler, aynı zamanda kitap içinde düzenleniyor/du. Günümüzde ise bu iş kitap bağlamında sahaf olgusu içerisinde, yine belli zamanlarda düzenlenen açık arttırma usulü ile yapılan kitap vb. satış şeklinde cereyan ediyor.

Kitap Fuarları

Kitap fuarları, kitabın tanıtımı ve okura ulaşması açısından, bir trend olarak Batı´da başlayan modern bir uğraşı olarak bizde de epey zamandır revaçtaydı. 

Kitap fuarları belli zamanlarda, yine belirlenmiş zaman aralıklarında, birçok yetkili kurumun (belediye, fuar işletmeleri vb.) himayesinde yapılıyor. Bundan amaçlanan ise, kitapla okuru buluşturmak, okurun ?istediği´ ya da okura yönelik olarak yapılan reklam sonucunda gereken kitabın okur tarafından alınmasını sağlamak.

Tabii ki burada okur, kitapla buluştuğunda, onu, bu buluşmada karşılayan amil güç, öncelikle kitabın yayıncısı oluyordu. Yayıncı-okur-kitap, aracı ve salt hizmet kurumlarından oluşan bir silsile kendini gösteriyordu.

Kökenden gelen ve genlerimize kadar işlemiş bulunan ?kitap okumama´ durumumuza koşut olarak, muhafazakâr Müslüman camianın kitapla ünsiyeti, büyük oranda altmışlarda başlamış olup seksenlere, doksanlara ve iki binlere kadar ağır aksak ilerlemişti.

Bununla birlikte cumhuriyetin ilanı ile yer altına çekilen İslamcılığın yeniden ilgi görmesine koşut olarak ivme kazanan bir takım sosyal (cemaattarikat yapılanmaları) ve siyasal (milli görüş) hareketlilik, en azında, o hareketlerin kendilerini kitlelere anlatma, onlar tarafından anlaşılma, oluşan düşünce ve hareketi kabul ettirme ve zaman içerisinde husule gelen bilgi birikiminin kitlelere aktarılması adına, birçok fenomen gibi kitabında kendine bir yer edindiği vaki olmuştu.

Burada fuar olgusu önem kazanmakta olduğunu ve bu işin 12 Eylül sonrasında laik ve sol yayın çevrelerince hayata geçirildiğini görüyoruz.

Türkiyeli laik-sol kesim, hemen her alanda ülkenin birçok yerinde fuarcılık çalışmaları bulunan TÜYAP bünyesinde ve onun iş birliğinde metropol şehirler de ve de Anadolu ?da kitap fuarları düzenliyordu

Laik-sol kesimin, belki de 12 Eylül atmosferinde, geleceğe yönelik olarak yol bulması açısından, dönemin birçok iletişim araçlarından ziyade, kitap ile halka, topluma açılma düşüncesi, artık kitap fuarlarını vazgeçilmez temel bir uğraşı olduğunu gösteriyor ve kabul ettiriyordu.

Aralarında öteden beri var olan fraksiyon farkına rağmen laik-sol yayın çevrelerinin, bu konuda hep birlikte hareket etmesi, beri yanda, yine kendi aralarında, yorum ve kanaat farkı bulunan Müslüman çevreleri de etkilemişti.

Bu çevrelerin önceleri TÜYAP bünyesinde fuara katılma düşüncesi, kendi alanında, kendinden farklı bir konumda ve durumda bulunan bu çevrenin, kendi düzenlediği fuarlara kabul edilmemesine rağmen, ilerleyen süreçte, muhafazakâr gruplardan ziyade İslamcı yönü ağır basan ve hem Doğu´dan ve hem de Batı´dan olmak üzere ?çağdaş İslam düşüncesi? bağlamında yayın yapan ve bir elin parmak sayısını geçmeyecek oranda bir iki İslamcı yayıncının da TÜYAP fuarlarında yer aldığı görülmektedir.

Gerek salt İslamcı ve gerekse de hem muhafazakâr, hem gelenekçi (büyük oranda tarikat yapılanmaları) ve hem de kendini İslam´la özdeş kılmaya çalışan birçok milliyetçi yayın çevrelerinin de katılımı ile birlikte DİB (Diyanet İşleri Başkanlığı) çatısı altında vakıf faaliyetini sürdüren TDV(Türkiye Diyanet Vakfı) bünyesinde kurulu bulunan ?Vakıf Fuar İşletmeciliği´ adı altında faaliyet gösteren işletmenin öncülüğünde seksenlerin ilk çeyreğinde start alan ?Sultanahmet Kitap Fuarı´ birkaç kez yaşanan olumsuz duruma rağmen otuz kusur yıldır devam etmektedir.

Bununla birlikte, AK Partili Belediyelerin -kendine özgü birçok eksiğine, gediğine rağmen- çoğu yerde de valiliklerle ve meslekî kuruluşların katkısı ve bazı hayırsever vatandaşların sponsorluğunda Anadolu´nun bir ucundan bir ucuna, kitabı taşradaki okura ulaştırma çabalarını da saymak gerekir...

Hatta bunlardan birkaç şehir artık kendi alanında fenomen olma yolunda emin adımlarla ilerliyordu. Kocaeli, Batman ve Malatya kitap fuarları bu isimler arasında yer alan illerimiz?

Bir de Avrupa Millî Görüş teşkilatının, uzunca yıldır başta Almanya´da olmak üzere Avrupa´nın birçok ülkesinde düzenlediği kitap fuarları da anılmayı hak etmekteydi.

Yine Uluslararası olarak düzenlenen Tahran ve Kahire Kitap Fuarları da az sayıda da olsa Türkiyeli yayıncıya yer veriyordu.

Yukarıda da belirtmeye çalıştığımız üzere, belediyeler ve valiliklerin katkılarıyla, kitap fuarları Anadolu´da baştan başa il il, ilçe ilçe olacak şekilde adeta serpiştiriliyordu.

Kitap fuarlarının görüngü(fenomen) açısından oluşan zinciri

Kitabı, fuar konsepti dışında düşündüğümüzde, salt, kendi başına okuyucuyu bulabilirdik. Ama bu talebin fuar boyutu ile düşünülmesi durumunda, önce fuar işletmecisini, mekânı, sonra yayıncıyı, daha sonra arz ve talebe konu olan kitabı ve en nihayetinde de salt okuyucuyu yerleştirebilirdik.

Şöyle ki; işletmeci +mekân +yayıncı +kitap +okuyucu?

İsteğe gelince; okuyucu satın alma yoluyla kitap almak ister. Kendi bütçesinden kitap için bir miktar ödenek ayırır (bu oran ülkelere göre değişebilir) fuara uğrar ve kitap alırdı.

Bilinçli olarak kitap alan, almaya çalışan kişi; ya sürekli takip ettiği yazar için ya ilgilendiği konu ve konular için, ya da ?her ne yayımlarsa yayımlasın´ illa da bildiği, kurumsal kimliğini önemsediği yayınevi için düzenlenmiş bulunan fuara uğrardı.

Bu okuyucuya her toplumda seyrek de olsa rastlanıyordu.

Bir de kitap için kendi bütçesinden belli bir miktar parayı ayırmadan fuara gidip ilgisini çeken kitabı almaya çalışan, ya da bakıp inceleme suretiyle ?ileride alma şartıyla´ fuara uğrayan kesim var? Bu türden okuyucuya da önemli oranda rastlamak mümkün. Ki günümüzde, insanların giderek bozulmakta olan ekonomik durumu, bu tip bir okuyucu kitlesini doğurmuş oluyordu. Bu durum arz-talep yasası içerisinde, ekonomik sebeplerden olsa gerek kendine özgü bir yere sahip olmuştu.

 Bunun yanında, tabiri caizse, ?yolunun üzerinde? açıldığını gördüğü fuara uğrayan kişilere de yine rastlamak her zaman mümkün?

Uğramayanlar, kitapla, kültürle, irfanla arası hiçbir zaman iyi olmayan, bu saydığımız olguları yokmuşçasına es geçen tiplerde, ilk iki kategoride bulunanlara nazaran mebzul miktarda olup, tescilli cehaletimizin de kapı gibi kanıtı hükmündeydi.

Kitap fuarı, belli ki bir ihtiyaca binaen oluşmuştu. Bu ihtiyaç olgusu dâhilinde, işletmeciden okura kadar varan silsile içerisinde, fuar süresince kitap standında duran yayıncı ve elamanın da olaya bakışı, olguyu gözlemleyişi, orada salt kitap satmaktan ziyade, kitap unsuru vasıtasıyla okura bilgisel mesaj vermek, konuyu aktarmak, belli bir ölçüde düşünceyi ya propaganda ya da tebliğ etmek; bunu yaparken de salt şekle göre değil, içeriğe önem vermesi kendiliğinden anlam kazanıyordu.

Hemen her şeyden ziyade, ?eleman´ konusu bu alanda büyük önem kazanmaktadır.  Özellikle de işi sadece para kazanmaktan ziyade, sunulan kitap yoluyla muhatabın (okurun) ilgisini çekmek, gönlünü kazanmak, yeni bir dost edinmek gibi konular da diğer unsurlar kadar, hatta onlardan da çok mu çok önemliydi.

İşe bu minvalden bakıldığında, laik ve sol cenahı bir an sarf-ı nazar ettiğimizde, İslamcı yöne rağmen, muhafazakâr Müslüman çevrelerin işin arz boyutunda, muhatabı, ?aldım, verdim´ diyaloğu dışında, ileri ki zamanlarda da kalıcı etki bırakmanın yerine, yavaş yavaş alıştırıldığımız kapitalist ilişki biçimini, çoğu kez okurumuza/muhatabımıza Kur´an gibi ?değerli ve önemli´ eserleri sunma durumunda da devreye sokabiliyorduk!..

Bu da acı bir gerçek olarak kendine hayatımızda yer bulabiliyordu?

Fuarların büyük bölümünde, sözde ?kalifiye´ eleman diye, kitapla- kültürle hatta çoğu kez İslam´la pek bir alakası olmayan insanları istihdam etmek ve hatta birçok kitap yayıncısının da kalifiye görüngüsü içerisinde, ilgisiz ve alakasız tiplerden oluşu da bir başka garabet olarak yerini alıyordu?

Teknik safha açısından, fuar düzenleyen ve işleten esas biriminde, sözde kalifiye, ama kitapla, kültürle alakası olmayan insanların istihdamı ise, birçok şeyi gölgeliyordu. 

O halde hem kalifiye ve hem de kendini kitapla tanıtan, kitabı kendine rehber edinen yayıncıya ve elamana olan ihtiyaç hâsıl oluyordu. Para kazanmak ise, zihni berrak kılmak ve silsileyi de sağlam bir şekilde oluşturmakla doğru orantılıydı vesselâm?

Kaynak: Özgün İrade Dergisi




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —