Tarih: 04.11.2017 08:09

Kibrit kutusu

Facebook Twitter Linked-in

Suudi Arabistan Kralı Fahd bin Abdulaziz´in kuzenlerinden Prens Hâlid bin Abdullah, 1990´ların başında Arapça bir televizyon kanalı kurmak için kolları sıvamıştı. Bu kanalın sıfırdan mı kurulacağı, yoksa Batılı bir kanalın Arapça versiyonu mu olacağı tartışıldı. Nihayet, İngiliz BBC televizyonunun isminin ve desteğinin kullanılmasına karar verildi. BBC de bu işe sıcak bakınca, çoğu İngiltere´de eğitim almış seçkin bir televizyoncu, programcı ve spiker kadrosu oluşturuldu. Arap medyasındaki başarılı isimler de yüksek paralarla transfer edildi. 

Prens Hâlid´in İtalya´nın başkenti Roma´da kurduğu Orbit İletişim Şirketi bünyesine alınan ?BBC el Arabiyye? (BBC Arapça), 1994´te yayına başladı. Ortaya çıkan iş, herkesi memnun etmişti. Görüntü kalitesi de içerik de, dönemin Arap medya standartlarının epey üzerindeydi. Prens Hâlid, sahibi olduğu Mevârid Holding´e pırlanta gibi bir marka katmış, kendisi de Arap medya dünyasının ?özel sektör´ kısmına hızlı bir giriş yapmıştı. BBC el Arabiyye, geleneksel olarak Mısır ve Lübnan´ın güçlü olduğu Arap basın-yayın terazisine Suudiler lehine bir ağırlık daha eklemişti: 1978´de Suudilerin Londra´da kurduğu Şark el-Evsat gazetesinden sonra, Suudi Arabistan sermayesi büyük bir televizyonun da sahibiydi artık.

BBC el Arabiyye´ye başarısını kazandıran şey, arkasındaki sınırsız ekonomik destekten çok, seçilen kadronun kalifiye özelliği ve gazetecilik alanındaki uzmanlığıydı. Batılı usta isimler kanalın kritik bölümlerinin başına getirilmiş, Arap gazeteciler de onlarla birlikte profesyonel gazeteciliği öğrenmeye başlamıştı. Kanal, aynı zamanda bir okul işlevi de görüyordu. 

Derken, 21 Nisan 1996 günü, yani açılışının üzerinden henüz iki yıl geçmişken, BBC el Arabiyye aniden yayınına son verdi. Yayın belki aniden sona ermişti, ama içerideki kriz hiç de öyle birden bire ortaya çıkmamıştı. Daha ilk günden, kanalı finanse edenlerle içeriği oluşturan profesyonel kadro arasında ciddi bir bakış açısı farkı belirmişti. Suudiler, televizyonu ?siyasi amaçlarla kullanılabilecek bir gereç? olarak görürken, gazeteciler yalnızca işlerini yapmak istiyordu. Bardağı taşıyan son damla, ?Panorama´ isimli haftalık programda Suudi Arabistan hükümetinin açıktan eleştirilmesi oldu. Prens Hâlid, kanalı apar-topar kapattı, böylece kendisinin medya macerası da sona erdi.    

Suudi cenahında bütün bunlar olurken, Arap Yarımadası´nın doğu ucundaki minik çıkıntıda, Katar´da ilginç gelişmeler yaşanıyordu. 1995´in haziran ayında babası Halîfe bin Hamed´i devirerek koltuğa oturan yeni Katar Emiri Şeyh Hamed, küçük ülkesini hızla kalkındırmaya karar vermişti. Komşu ülkelerden farklı olarak devasa bir doğalgaz rezervine sahip olan Katar, yeni yeni tadına varmaya başladığı zenginlikle, ?Artık sıra bende? der gibiydi. Şeyh Hamed, daha veliaht prensken bile aklında olan bir projesini bu zenginliğin yardımıyla uygulamaya koydu: ?El Cezîre? ismini verdiği bir televizyon kanalı kurdu.

Katar´ın başkenti Doha´nın kuzeybatısında, iki katlı, küçük bir binada deneme yayınlarına başlayan El Cezîre, kadrolarının meslekî yetersizliği nedeniyle bir türlü istenen atılımı gerçekleştiremiyordu. Katar hükümetinin finansal desteğine rağmen, ortaya çıkan sonuç oldukça amatördü, içerik de kimseyi tatmin etmeyecek kadar zayıf ve sıradandı. Bu şekilde, canlı yayına başlanması Şeyh Hamed´in içine sinmeyecekti. Proje, ister istemez rafa kaldırıldı. 

İşte tam bu sırada, BBC el Arabiyye´nin yayınını durdurmasıyla, Şeyh Hamed´in eline altın bir fırsat geçti. Suudilerin ani kararıyla işsiz kalan 150 dolayında spiker, programcı, yapımcı, yönetmen ve teknisyen, toplu olarak Katar´ın başkenti Doha´ya davet edildi. Hepsi de BBC´nin üst düzey gazetecilik eğitiminden geçtikleri için meslekte son derece yetkin olan bu isimler, El Cezîre televizyonunun bugünkü şöhretinin ve başarısının da altyapısını oluşturdular.

1 Kasım 1996´da Doha´dan canlı yayına başlayan El Cezîre televizyonu, beklendiği gibi kısa süre içinde Arap dünyasında büyük bir sarsıntı, rahatsızlık ve gürültü yarattı. Halk kitleleri memnuniyetlerini ve coşkularını ifade ederken, hükümetler de sıklıkla Katar´ı protesto etti, hatta kanalın yayınları yüzünden zaman zaman diplomatik krizler bile yaşandı. 

El Cezîre´nin oluşturduğu aşk-nefret ikilemi öylesine güçlüydü ki, dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Hüsni Mubarek, 1999´da Katar´a yaptığı bir resmi gezi sırasında, kendisi aleyhine de yüksek sesli yayınlara yer veren televizyonun merkezini ziyaret etmekten kendini alamadı. Böylesine etkili yayınların küçücük bir binadan yapıldığını gördüğünde, Mubarek´in tepkisi şöyle oldu: ?Yani şimdi bu kadar gürültü, bu kibrit kutusundan mı çıkıyor!?    

Tarihin enteresan bir ironisi olarak, Suudiler, hiç farkında olmadan ve öyle amaçlamadan, El Cezîre televizyonunun kuruluşuna aracılık etmişlerdi. Yine tarihin bir başka ironisi olarak, aynı Suudiler şimdi Katar´a uygulanan ablukanın sebeplerinden biri olarak, El Cezîre televizyonunun varlığını gösteriyor. Ortadoğu´da ironiler bitmez.

 

Kaynak: Yeni Şafak




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —